ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ
    Nisan-Mayıs-Haziran 2002 - Sayı 2

 

TMMOB 37. OLAĞAN GENEL KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ

2 Haziran 2002

 

 

TMMOB 37. Olağan Genel Kurulu 31 Mayıs – 1 Haziran 2002 tarihleri arasında ülkemizin dört bir yanından gelen yüzlerce mühendis, mimar ve şehir plancısı delegenin katılımıyla Ankara’da toplanmış ve 36.Dönem TMMOB Çalışma Programında belirtildiği üzere, geleceğimizin planlanabilmesinin ve insanlığın kaderine sahip çıkabilmesinin yolunun; bağımsızlıktan, eşitlik ve özgürlükten, barış ve demokrasiden, insan haklarından kısaca insanlıktan geçtiğine olan inançla, gündemindeki konuları zengin tartışmalarla değerlendirmiştir. TMMOB, bilim ve aklın yol göstericiliğinde yürüttüğü mücadelesini toplum ve kamu yararı ekseninde sürdürmeyi temel bir örgütsel görev olarak kabul etmektedir.

TMMOB Genel Kurulu, Yönetim Kurulu’nun 30 Mayıs 2002 tarihli kararı gereğince, geçtiğimiz iki yıllık dönemde yaptıkları çalışmalardan ötürü;

1.  Mühendislerin ve mimarların örgütlenmesinde, özerk üniversite mücadelesinde ve insan haklarının savunuculuğunda gösterdiği inanç ve kararlılık nedeniyle Harita ve Kadastro Mühendisi HALDUN ÖZEN’e,

2.  Yeni liberal politikalara karşı toplumu bilinçlendirmek için çalışmalar yaptıkları, yaşadığımız krizlerin nedenlerini ve krizden çıkış için çözüm önerilerini emekçi sınıflarla paylaştıkları ve Emek Platformu Programının hazırlanmasına bulundukları katkı nedeniyle BAĞIMSIZ SOSYAL BİLİMCİLER-İKTİSAT GRUBU’na,

3.  Ölüm oruçları süresince, yoğun baskılara karşın, yaşama hakkına, mesleklerine ve meslek etiğine sahip çıkmada gösterdiği kararlılık nedeniyle TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ’ne,

4.  Bergama Ovacık Altın Madeni İşletme Projesi ile ilgili bilimsel titizlikle yaptıkları araştırmaları, toplum yararını öne çıkaran anlayışları ve kamu oyunun doğru bilgilendirilmesi yönünde hazırladıkları teknik değerlendirme raporu nedeniyle DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ’ne,

5.  Emekçi sınıfların, bunların bir parçası olan mühendislerin ve mimarların sorunlarını ve mücadelelerini kamu oyuna yansıtmada gösterdiği çaba ve kararlılık nedeniyle EVRENSEL GAZETESİ’ne,

6.  TMMOB örgütlülüğünün gelişmesine, emekçilerin ortak zeminlerde buluşmasına ve birlikte mücadele etmelerine, özellikle Emek Platformu Dönem Sözcülüğü süresince katkıları nedeniyle TMMOB İL KOORDİNASYON KURULLARI’na “Teşekkür Ödülü” vermiştir.

Genel Kurul, emperyalizmin yeni adı olan küreselleşme anlayışının mimarları olan ve başını ABD’nin çektiği emperyalist metropollerin, bütün dünyayı yeniden biçimlendirmeye çalıştığı bir dönemde toplanmıştır. ABD, tüm dünyayı kendi çıkarlarına bağımlı hale getirmeye uğraşı içindedir. ABD’nin çıkarlarından farklı düşünen ve davranan her ülke, her yönetim ve her halk yok edilmesi gereken “terörist” bir hedef olarak gösterilmektedir. Ortadoğu ülkeleri ve halkları, ABD ve yandaşlarının hedef tahtasındadır. Yugoslavya’nın parçalanması ve Afganistan’ın tarumarından sonra ABD destekli İsrail saldırıları ile Filistin halkının yaşama hakkı da yok edilmeye çalışılmaktadır.

Yıllardır haksız bir ambargo ile yoksulluğa, ilaçsızlığa, gıdasızlığa mahkum edilen Irak halkının, yeni bir saldırının hedefi olacağı emperyalizmin sözcülerince pervasızca ifade edilmektedir. Bu koşullarda, İsrail ile askeri/stratejik ittifakını gittikçe güçlendiren ve bu ittifaktan Filistin halkının insanlık tarihinin en utanmaz saldırılardan birine maruz bırakıldığı günlerde bile taviz vermeyen; gittikçe daha fazla bir NATO Ordusu kimliği kazanan ve NATO içerisinde de önemli bir kara ordusu özelliğiyle öne çıkan; diğer yandan AGSK süreci ile AB’nin de emrine sunulmak istenen Türkiye, emperyalizmin bölgemize yönelik kanlı müdahalelerinde bir askeri operasyon gücü olarak kullanılmak istenmektedir.

Emperyalizm, küreselleşme adı altında dikensiz bir sömürü bahçesi yaratma girişimleri dünya ölçeğinde ekonomik, siyasal ve ideolojik düzlemlerde de sürdürmektedir.

Emperyalizmin küresel ölçekte yürüttüğü yeniden yapılanma süreçlerinden Türkiye’yi en yakından ilgilendireni olan Avrupa Birliği bir sermaye örgütü olarak emperyalizmin bölgemizdeki belirleyici odağı olmaya soyunmuş durumdadır. Bu nedenle, Türkiye’nin AB ile ilişkileri de özellikle Gümrük Birliği ile belirginlik kazanan bir eşitsizlik taşımaktadır. Katılım Ortaklığı Belgesi’nde de açıkça yazıldığı üzere AB’ye entegrasyon süreci ekonomimizin IMF ve Dünya Bankası’na; siyasal karar mekanizmalarımızın da Brüksel’e havale edilmesi anlamı taşımaktadır. Türkiye’nin egemen sermaye çevrelerinin geleneksel eksik birikim sorunlarını aşmak üzere içerisine girmek için can attıkları Avrupa Birliği adaylık süreci mevcut eşitsiz gelişme koşullarında Türkiye ekonomisinin bütünüyle sömürgeleştirilmesi sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla bir yandan ABD diğer yandan AB eliyle müstemlekeleştirilmeye çalışılan Türkiye esas tarihinin en olumsuz dönemini yaşamaya aday olacaktır.

36. Dönem Çalışma Raporunda da belirtildiği gibi, “çalışma yaşamını düzenleyici kurallar ortadan kaldırılmakta, sosyal devlet tasfiye edilmekte, kamusal alanlar yok edilmekte, kamu varlıkları özelleştirme politikaları ile yok pahasına sermaye sahiplerine verilmektedir.”

Yıllardır süregelen bir krizle boğuşan Türkiye, ekonomik krizin 2001 yılının Şubat ayında yoğunlaşan evresiyle, çok büyük bir küçülmeye uğramıştır.
Bu küçülme sürecinde:

   Toplam üretim dörtte bir oranında azalmış,

   Kişi başına oluşan milli gelir üçte birine yakın oranda düşmüş,

   İşsizler ordusuna yeni milyonlar eklenmiş,

   Her sekiz mühendis ve mimardan biri (elli binin üzerinde mühendis ve mimar) işsiz kalmış,

   Çok sayıda işletmenin kapanması ya da el değiştirmesiyle önemli bir tekelleşme süreci yaşanmış,

   Bu tekelleşme sürecine paralel olarak pek çok alanda ülkemizin önemli işletmeleri düşük değerlerle yabancılara satılmıştır.

Yaşanan krizin doğurduğu büyük yoksullaşma Türkiye’yi tarihinde ilk kez gerçek bir açlık sorunu ile yüz yüze getirmişken, Türkiye ekonomisi yeniden tam da Türkiye egemen sermaye çevreleriyle birlikte krizin sorumluları olan IMF ve Dünya Bankası talimatları uyarınca, dış borçların ödenmesi; ekonomideki kamu varlıklarının daraltılması, küçülen ekonomi içerisinde emperyalist sermaye yatırımlarına daha çok yer açılması doğrultusunda yeniden düzenlemeye çalışılmıştır.

IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği’nce talep edilen yasal düzenlemeler hiçbir ciddi tartışma ve değerlendirme sürecine girmeden çok hızlı bir biçimde TBMM’den geçirilmiştir. Nisan – Haziran 2001 döneminde, her biri büyük bir talan ve yıkım yasası olan Şeker, Tütün, Doğal gaz Piyasası, Kamulaştırma, Uluslararası Tahkim, Bankacılık ve Merkez Bankası yasaları yürürlüğe konulmuştur.

Bugün,

   Elektrik Piyasası, Doğal gaz Piyasası vb. düzenlemelerle ve tesis edilen kurumlarla, Enerji sektöründe kamu varlığı özelleştirme, varlık satışı, işletme hakkı devri vb. yöntemlerle hızla daraltılmaya çalışılmakta,

   Nitelikli Endüstri Bölgeleri Yasası, Yabancı Sermaye Yasası gibi yeni yapılan bir dizi yasal düzenleme ile yabancı sermayeye her türlü kamusal denetim ve sınırlama dışında toplumsal ve ekolojik maliyetleri ne olursa olsun kendi dilediği yere, dilediği biçimde yatırım imkanı tanınmak istenmekte,

   Tütün, Şeker yasası gibi yasalarla tarımsal üretim destekleri ortadan kaldırılarak, bunların yerine bir yanılsamadan ibaret olan Doğrudan Gelir Desteği politikası ikame edilmeye çalışılarak Türkiye tarımı adeta yok edilmeye çalışılmakta; Türkiye coğrafyası AB tarım üreticileri için büyük bir pazar haline getirilirken bu politikaların gerçek bir açlık sorunu riski taşıdığı görülememekte,

   Bu çerçevede kırsal kesime hizmet veren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri daraltılmakta,

   Madencilik sektörünü ilgilendiren başka düzenlemelerin yanı sıra, halen TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmekte olan “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” değişiklik öngördüğü 10 yasa ile bir yandan bütün tarım topraklarımızı, mera alanlarımızı, ormanlarımızı, milli parklarımızı, tabiat parklarımızı, tabiat anıtlarımızı, sit alanlarımızı, ağaçlandırma alanlarımızı, kıyılarımızı, sulak alanlarımızı, su havzalarımızı, turizm bölgelerimizi alelade madencilik faaliyet sahası olarak görülmesinin önünü açmakta; bu konuda ilgili bilim ve meslek çevrelerinin ısrarlı çabalarına karşın önerileri gündeme alınmamakta,

   Diğer yandan, ham cevher ihracını teşvik ederek madencilik sektörümüzün bütünüyle uluslararası sermayenin denetimine geçmesi sürecini hızlandırmakta,

   Ülkemizin özellikle 80’ler dönemecinde içerisine girdiği genel politika süreçleriyle büyük bir uyum içerisinde yıllarca istismar edilmiş çevre alanı giderek daha fazla bir talan ve yağma alanı olarak yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunulmakta; bu nedenle çevre sorunlarına ilişkin ciddi bir politika oluşturulmamakta, mevcut yasal karmaşa, çevre örgütlenmesinin güçsüzlüğü, denetim ve yaptırım eksikliği gibi sorunlar ülkemizi bir ekolojik felaketin eşiğine getirmekte,

   Anayasal bir hak olan insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı giderek daha fazla ihlal edilmekte, Yatağan Termik Santrali vakasından sonra Bergama halkının 10 yıldır bilim ve meslek çevreleriyle birlikte sürdürdüğü mücadele sonucunda kazanılmış olan mahkeme kararları hiçe sayılmakta,

   Ülkemizin son dönemde yaşadığı iki büyük depremin yıllardır sürdürülen rantçı politikalar nedeniyle büyük bir insani ve doğal yıkıma neden olmuş olmasına karşın bu politikalar hala sürdürülmekte; depremin neden olduğu büyük yıkım utanmazca yeni bir rant kapısı olarak görülmekte; hatta yaşanan yıkımdan hiçbir ders almayan zihniyet yapı üretim sürecinde kamusal denetimi ortadan kaldırmakta, kamusal denetimin özel şirketlere devri girişimleri sürmekte,

   Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı ile, bir yanda yerel yönetimlerin hizmet olanakları merkezi idarenin elinde toplanırken, diğer yandan yerel yönetimlerin uluslararası sermayenin faaliyetlerini daha da arttırmasına imkan verecek biçimde yeniden yapılandırılmakta; birer kamu hizmeti olan su temini ve çöp gibi hizmetlerin özelleştirilmesi hızlandırılmakta, öte yandan yerel yönetimlere devredilmesi planlanan eğitim ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi kurgulanmakta,

   Bir yandan kamu üniversiteleri tahrip edilerek, diğer yandan özel üniversitelere büyük kamusal kaynaklar transfer edilerek eğitimdeki özelleştirme süreci hızlandırılmakta; ayrıca YÖK yasasındaki değişiklikler ve tüm üniversitelere öğrencileri müşteri olarak gören bir zihniyetin egemen olmasını sağlamaya yönelik girişimlerle eğitim hizmeti bütünüyle bir pazar haline getirilmeye çalışılmakta,

   GAP kapsamında tarımsal projeler, sulama projeleri bütünüyle bölge ve proje bazında, İsrail, Hollanda, İspanya gibi yabancı ülkelere ve o ülkelerin firmalarına devredilmekte,

   Kamu İhale Yasası ve Yabancıların Çalışma İzinlerini düzenleyen yasa tasarısıyla yabancı mühendis ve mimarların ülkemizde çalıştırılmaları kolaylaştırılmakta,

   Hizmet Ticareti Genel Antlaşması (GATS) ile neredeyse bütün geleneksel kamu hizmeti alanları piyasalaştırılarak Türkiye hükümetinin verdiği sınırsız taahhütler uyarınca yabancı sermayenin istilasına açılmakta; özel olarak GATS Antlaşmasında Uzmanlık Gerektiren Hizmetler kapsamında değerlendirilen mühendislik mimarlık hizmetlerinin de halihazırda dünya pazarının yüzde 72’sini elinde bulunduran 4 büyük emperyalist ülkenin kontrolüne geçmesi sürecini beklemektedir.

   Tüm bu olumsuz gelişmelere karşın emekçi sınıfların onurlu mücadelesine mühendis ve mimarların katılımını örgütleyen TMMOB kırk yıldır sürdürdüğü emekten ve halktan mücadeleyi yine emekçi sınıfların tarihsel mücadelesi içerisinde sürdürmeye kararlıdır.

     ÇÜNKÜ, TMMOB 37.GENEL KURULU

   EŞİTLİKÇİ ve ÖZGÜRLÜKÇÜ BAŞKA BİR DÜNYANIN MÜMKÜN OLDUĞUNUN,

   EŞİTLİKÇİ ve ÖZGÜRLÜKÇÜ BAŞKA BİR TÜRKİYE’NİN MÜMKÜN OLDUĞUNUN,

   TÜRKİYE’NİN KAYNAKLARININ PLANLI BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRİLMESİYLE ARTACAK OLAN TOPLUMSAL ÜRETİMİMİZİN BU ÜLKENİN TÜM İNSANLARINA İNSANCA BİR YAŞAM SAĞLAMAYA YETER DÜZEYDE OLDUĞUNUN, BİLİNCİNDEDİR.

     Dolayısıyla,

   Ülkemizin tüm beşeri ve doğal varlıkları özel sermaye istismarından kurtarılarak, toplumsal gönencimizin arttırılmasına yönelik ulusal, bölgesel ve kentsel düzeyde planlı ve kamusal bir ekonomi politikası esas alınmalı, kamusal kaynaklara dayalı ve istihdamı arttırıcı bir sanayileşme ve kalkınma hamlesi hedeflenmelidir.

   Özelleştirmeler durdurulmalı, bu sürece gerekçe oluşturması için yıllardır bilinçlice kötü yönetilen kamu kuruluşları yeniden güçlendirilmelidir.

   Yıllardır Türkiye’den kaynak transfer eden yabancı sermaye kuruluşlarına denetleme getirilmeli, spekülatif sermaye hareketleri engellenmelidir.

   Ülkemizin sanayi alt-yapısının teknolojik düzeyini geliştirecek sürekli ve güçlü kurumsal yapılar inşa edilmelidir.

   Türkiye’nin bugüne kadar imza attığı ikili ve çok taraflı bütün askeri, siyasi ve ekonomik uluslararası anlaşmalar, bağımsızlık ve komşu ülkelerle dostluk temelinde yeniden gözden geçirilmelidir. Bölgemizdeki ülkelerle ekonomik ve iktisadi ilişkilerimiz güçlendirilmelidir. Askeri harcamalar sınırlandırılmalı, bu kaynaklar eğitim ve sağlık hizmetlerine ayrılmalıdır. Bu çerçevede militarist eğilimlere karşı mücadele edilmelidir.

   Eğitim, istihdam, gümrük, sanayi, ticaret, imar ve iskan, enerji gibi tüm alt-politika alanlarımız yukarıda sözü edilen genel prensipler bütünlüğü içerisinde oluşturulacak olan Bilim-Teknoloji-Sanayi politikaları çerçevesinde oluşturulmalıdır.

   Maden, sanayi, ulaşım, altyapı, yerleşim gibi öğeleri kapsayacak bütünsel arazi kullanım haritaları hazırlanmalıdır.

   Büyük bir bölümü deprem kuşağı içersinde yer alan ülkemizin sanayi ve yerleşim planları rant politikalarından kurtarılarak, planlı ve bölgesel eşitliğe dayalı toplumsal çıkarları esas alan bilimsel bir yöntemle hazırlanmalıdır. Ayrıca yaşanan depremler sonucunda büyük bir yıkım yaşayan ve deprem sonrasında uygulanan rant politikaları nedeniyle sorunları katlanarak artan insanlarımıza güvenli ve insanca bir yaşam çevresi sağlanmalıdır.

   Bu doğrultuda, TMMOB de üzerine düşen görevi daha büyük bir duyarlılıkla yerine getirecektir.

   Son yıllarda özellikle dış bağımlılığın arttığı enerji sektöründe, ulusal kaynaklara dayalı bir politika izlenmeli, bu alandaki kamu kurumları güçlendirilerek enerji üretimi kamu eliyle sağlanmalıdır. Özel sektöre alım garantisi verilen bütün enerji sözleşmeleri iptal edilmelidir.

   Çevre ve sağlık mevzuatımızı by-pass etmek için “mobil santral” adı altında gündeme getirilen ve Samsun ve Batman örneklerinde olduğu gibi halkın karşı çıkışına rağmen inşa edilen düşük kaliteli yakıt tüketerek hem tarım alanlarımız hem de insan ve çevre sağlığı üzerinde büyük bir tehdit oluşturan termik santraller kapatılmalıdır.

   Madencilik sektöründe ham cevher ihracı bütünüyle yasaklanmalı, gün geçtikçe stratejik önemi anlaşılan bor ve trona madenleri aramadan uç-ürün üretimine kadar tüm aşamalarında kamu eliyle işletilmelidir.

   Eğitim ve sağlık hizmetleri tüm yurttaşlar için eşit ve parasız ve insanca bir yaşamın gerektirdiği kalitede olmalıdır. Örgün eğitim kurumlarında eğitim dilinin yabancı dilde olması uygulamasına son verilmelidir.

   İnsanlarımızın maddi gönencini arttıracak önlemlerin yanı insani ve politik gereksinimlerini de özgürce karşılamalarının koşulları yaratılmalıdır. 12 Eylül Anayasası yürürlükten kaldırılmalı, eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi ve insan haklarının esas olduğu yeni bir Anayasa katılımcı bir tarz ile oluşturulmalıdır. Bu kapsamda yıllardır ülkemizin bir coğrafyasını baskıyı esas alan olağanüstü bir rejim ile yönetme politikasından vaz geçilmeli, OHAL kaldırılmalıdır. Göç etmek zorunda bırakılan bölge insanlarımızın köylerine özgürce dönüşleri ve insanca yaşam koşulları devlet tarafından güvence altına alınmalıdır.

   Emekçilerin ve ezilen kesimlerin siyasal örgütlenmeleri üzerindeki kısıtlar kaldırılmalı, Seçim ve Siyasi Partiler Kanunu demokratik bir içerikle değiştirilmelidir. Seçimlerde baraj uygulaması kaldırılmalı, nispi temsil sistemine dayalı ve seçim ittifaklarına izin veren düzenlemeler sağlanmalıdır.

   Emekten yana politikaları hayata geçirecek siyasi iradenin iktidara taşınması sağlanmalıdır.

   Bütün çalışanların grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.

   Sivil ve bağımsız bir hukuk sistemi esas alınmalı, hukukun ülke ve toplum yararlarının korunması görevi restore edilmelidir.

   Kürt sorununa barışçı çözüm kalıcı hale getirilmeli, halklar arası kardeşlik ve dostluk esas alınmalı, tüm yurttaşlarımızın kültürel düzeyde kendini ifade etmeleri önündeki engeller kaldırılmalı, anadilde eğitim ve yayın hakkı sağlanmalı ve devlet tarafından desteklenmelidir.

   Tutuklu ve hükümlülerin tecritine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmeli, cezaevlerinde insani yaşam koşulları hakim olmalıdır.

   İdam cezası kaldırılmalı, siyasal suçlardan tutuklu ve hükümlü bulunanlar koşulsuz olarak serbest bırakılmalıdır.

   Tarımda toprak mülkiyet yapısı yoksul halkın çıkarları doğrultusunda yeniden ele alınmalıdır.

   Mayınlı araziler temizlenerek yoksul halkın kullanımına açılmalıdır.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, önümüzdeki dönemde de, Odaları ve üyeleriyle birlikte çalışma, uygulama ilkesiyle ülkemizdeki ve dünyadaki emek güçleriyle dayanışma içinde bağımsızlıkçı, eşitlik ve özgürlükçü, barış ve dayanışmacı bir Türkiye ve Dünya için çalışmalarını sürdürecektir.

 

Selam Olsun Türkiye’nin ve Dünya’nın Aydınlık Geleceğine!

 

 

 

37. DÖNEM TMMOB KURULLARI

TMMOB 37. Olağan Genel Kurulu 31 Mayıs 1 -2 Haziran 2002 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Genel Kurul sonunda TMMOB Kurulları aşağıdaki şekilde oluştu.

TMMOB YÖNETİM KURULU

 

 

Çevre Mühendisleri Odası            

Asıl

Mutlu ERDEM

Yedek

Tezcan Eralp ABAY, Ethem TORUNOĞLU

Elektrik Mühendisleri Odası         

Asıl

Hüseyin YEŞİL

Yedek

Haşim AYDINCAK, Kemal B. ULUSALER

 

Fizik Mühendisleri Odası

Asıl

Ekrem POYRAZ

Yedek

Hikmet YÜKSEL, Casim AĞCA

Gemi Mühendisleri Odası              

Asıl

Hakan AYDOĞDU

Yedek

Osman KOLAY, Yusuf BULDU

                  

Gemi Makinaları İşletme Mühendisleri Odası         

Asıl

Arif ATTİLA

Yedek

Zafer BOZ, Ayhan Tevfik TUNCAY

                  

Gıda Mühendisleri Odası

Asıl

Kadir DAĞHAN

Yedek

Yaşar ÜZÜMCÜ, Ali Haydar SÜSLÜ

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası    

Asıl

Celal BEŞİKTEPE

Yedek

H. Hasan TUZCU, Zeki KARAHAN

İç Mimarlar Odası            

Asıl

Nilgün ÇARKACI

Yedek

Işık ÖRSEL, Özgür ÇETİN

İnşaat Mühendisleri Odası            

Asıl

Ali Ergin AÇAN

Yedek

Fevzi ÜNAL

                  

Jeofizik Mühendisleri Odası          

Asıl

Oğuz GÜNDOĞDU

Yedek

Cemal KAYA, Gülnaz KOCABAŞ

Jeoloji Mühendisleri Odası            

Asıl

Hakkı ATIL

Yedek

Çetin KURTOĞLU, Hasan ALİ BAYRAK

Kimya Mühendisleri Odası            

Asıl

Aladdin ARAS

Yedek

Engin AKON, Erkan ARSLAN

                  

Maden Mühendisleri Odası           

Asıl

Necmi ERGİN

Yedek

Serdar KAYNAK, Ayhan YÜKSEL

Makina Mühendisleri Odası          

Asıl

Kaya GÜVENÇ

Yedek

Elif ÖZTÜRK, S. Melih ŞAHİN

Meteoroloji Mühendisleri Odası   

Asıl

Sıtkı ERDURAN

Yedek

İsmail KÜÇÜK, Faruk SANLI

Metalurji Mühendisleri Odası       

Asıl

Mahmut KİPER

Yedek

Cemalettin KÜÇÜK , Süleyman ALTUN

Mimarlar Odası 

Asıl

H. Ali ULUSOY

Yedek

A. Mücella YAPICI, Emine Mine KOMUT

Orman Mühendisleri Odası           

Asıl

Mehmet GÖÇEBE

Yedek

Halit BABALIK, H. İlker YURTSEVEN

 

Petrol Mühendisleri Odası             

Asıl

Ali Rıza TANRIVERDİ

Yedek

Mahmut DÖNGÖR, Veysi ARGUNHAN

Peyzaj Mimarları Odası  

Asıl

A. Betül UYAR

Yedek

Ali Rıza KARAGÜZEL, Songül TOP

Şehir Plancıları Odası     

Asıl

M. Remzi SÖNMEZ

Yedek

Osman BALABAN, Yaser GÜNDÜZ

Tekstil Mühendisleri Odası           

Asıl

Gökmen KILIÇOĞLU

Yedek

Zeliha ÖZSÜLE, Murat ÖĞÜN

Ziraat Mühendisleri Odası             

Asıl

Ali Nazmi OZAN

Yedek

-

TMMOB YÜKSEK ONUR  KURULU

Asıl Üyeler                 

Ahmet Altay VAROL

Elektrik Mühendisleri Odası

Muhittin iPEK

Harita ve Kadastro Müh. Odası

Ümit ÜLGEN

Makina Mühendisleri Odası

Murat GÖKDEMIR

İnşaat Mühendisleri Odası

Yalçın SANALAN

Fizik Mühendisleri Odası

 

Yedek Üyeler              

Yılmaz OKTAY

Ziraat Mühendisleri Odası

Abdülkadir ÖZDEMİR

Orman Mühendisleri Odası

Ertuğrul ÜNLÜTÜRK

Çevre Mühendisleri Odası

Berkan ECEVİTOĞLU

Jeofizik Mühendisleri Odası

Ali Kemal AKIN

Jeoloji Mühendisleri Odası

 

TMMOB DENETLEME  KURULU

Asıl Üyeler                 

Hasan AKALIN

Makina Mühendisleri Odası

Oya AKKAN

Peyzaj Mimarları Odası

Cumhur DEMİRKAN

Elektrik Mühendisleri Odası

Y. Ziya KAYIR

Metalurji Mühendisleri Odası

Nadir AVŞAROĞLU

Maden Mühendisleri Odası

 

Yedek Üyeler              

Abidin TEKCAN

Kimya Mühendisleri Odası

Gönül Emel İNAL

Ziraat Mühendisleri Odası

Arslan ABANOZ

Harita ve Kadastro Müh. Odası

Orhan ÇELİK

Orman Mühendisleri Odası

Şevki BAKIRCI

Gemi Mühendisleri Odası

 

 

TMMOB 37. Olağan Genel Kurulu’nda seçilen TMMOB Yönetim Kurulu

14 Haziran 2002 günü ilk toplantısında görev bölümünü aşağıdaki gibi yapmıştır.

 

Kaya GÜVENÇ

Yönetim Kurulu Başkanı

Oğuz GÜNDOĞDU

Yönetim Kurulu II. Başkanı

A. Betül UYAR

Yönetim Kurulu Sayman Üyesi

Hüseyin YEŞİL

Yürütme Kurulu Üyesi

Ekrem POYRAZ

Yürütme Kurulu Üyesi

Alaaddin ARAS

Yürütme Kurulu Üyesi

Necmi ERGİN

Yürütme Kurulu Üyesi

           

 

İŞ KAZALARINDA AVRUPA BİRİNCİSİ DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜYÜZ ! *

Ülkemizde iş kazaları, çalışma yaşamının en önemli sorunu olmaya devam ediyor. 2000 yılı SSK istatistiklerine göre ülkemizde bir yılda 74.847 iş kazası meydana gelmiştir. Bu iş kazaları sonucu 1.173 çalışan yaşamını yitirmiş, 1.818 çalışan sürekli iş göremezlik ve 803 çalışan ise meslek hastalığına yakalanmıştır. Ülkemizde yaşanan iş kazaları sonucunda toplam 1.697.695 gün geçici iş görmezlik oluşmuş ve çalışanlar 46.075 günü hastanede geçirmişlerdir. SSK istatistikleri yalnızca sigortalı işçileri kapsamaktadır. Ülkemizde kaçak işçileri ve SSK’lı olmayan çalışanları göz önüne aldığımızda; bilinmeyen veya bildirilmeyen iş kazaları ile bu sayının SSK istatistiklerinin 4 katına ulaşacağı açıktır. Bu iş kazalarının %72’sinin  50’den az işçi çalıştıran işyerlerinde yani İş Sağlığı İş Güvenliği Kurullarının zorunlu olarak kurulması gerekmeyen işyerlerinde olduğu görülmektedir. Bu da bize İş Sağlığı İş Güvenliği Kurullarının zorunlu olduğu kurumlarda iş kazalarının daha az olduğunu göstermekte, bu kurulların zorunlu kurulması için gerekli işçi sayısının indirilmesi gerektiğini veya çok küçük işletmelerde birlikte organizasyonlara gidilerek İş Sağlığı İş Güvenliği Kurullarının oluşturulmasını gerektiğini ortaya koymaktadır.

Siyasal iktidar; 5 Nisan 2002 tarihinde birçok kamu kurum ve kuruluşu gibi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı 7 adet birimin tasarruf tedbirleri çerçevesinde kapatılmasını uygun görmüştür. Ülkemizde IMF ve Dünya Bankası gibi emperyalist kurumların istemleri doğrultusunda devletin asli görevleri olan eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanları yok edilmekte ve SSK’nın özelleştirilme çalışmaları yürütülmektedir. Ülkemizin iş kazalarında Avrupa şampiyonu ve dünya üçüncüsü olduğu göz önüne alındığında, devletin sosyal boyutundan arındırılması sürecindeki bu gelişmelerle iş kazalarının artmaması ve kayıpların çoğalmaması mümkün müdür?

İş kazalarının bu kadar yoğun şekilde yaşandığı ülkemizde; Çalışma Bakanlığı nezdinde yıllardır yürüttüğümüz tüm girişimlere karşın İş Güvenliği Mühendisliği konusunda gerekli yasal ve idari düzenlemeler gerçekleştirilmemiştir. İş Güvenliği Mühendisliği uygulamasında; iş yerlerinde iş sağlığı ve iş güvenliğine yönelik tüm önlemlerin alınması ve eğitimlerin verilmesi yer almaktadır. Ülkemizde henüz uygulamada kabul görmemiş bu kavram, gelişmiş ülkelerde iş kazalarının en aza indirilmesinde büyük bir rol oynamaktadır. Odamız, öncelikle İş Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğündeki eksikliklerin giderilmesi yönünde çalışmaların sonuçlandırılmasını ve “iş Güvenliği Mühendisliği”nin yaşama geçirilmesini bir kez daha yetkililere duyurmaktadır.

İşletmelerde basınçlı kapların ve kaldırma makinalarının kontrollerinin Odamız tarafından belgelendirilmiş uzman Makina Mühendislerince yapılması için İş Sağlığı İş Güvenliği Tüzüğünde gerekli değişiklik ve düzenlemelerin yapılmasını ve uzman olmayan teknik elemanların bu konularda görev yapmasının engellenmesini talep etmekteyiz.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği konusunun çok yönlü bir çalışmayı gerektirdiğinin bilinci ile TMMOB Makina Mühendisleri Odası olarak;

   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına önerdiğimiz çerçevede İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün günün koşullarına uygun bir biçimde tüm ilgili kesimlerin görüş ve önerileri alınarak yaşama geçirilmesini,

   Dünyada ve Ülkemizde ürkütücü boyutlara gelen çocuk işçilik konusunda, çocuk emeği sömürüsünün ortadan kaldırılmasını, çocukların rehabilite edilmesini,eğitilmesini ve ailelerine kazanç sağlayıcı olanakların sağlanmasını,

   Küreselleşme politikaları ile özelleştirmeler sonucunda ortaya çıkan sorunların giderilmesi için tüm çalışanlara iş güvencesinin sağlanmasını,

   Ucuz işgücü olarak görülen kadın işçilik konusundaki tüm olumsuz uygulamaların kaldırılmasını,

   Kaçak işçiliğin önlenmesini ve kayıtlı hale getirilip sosyal güvence altına alınmasını,

   Tüm toplu sözleşmelerde İş Sağlığı ve İş Güvenliği konularına kapsamlı yer verilmesini ve sendikaların bu konuya daha fazla sahip çıkmasını,

   İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kurullarının işlevsel hale getirilmesini, bu kurulların eğitilmiş ve yetkilendirilmiş kişilerden oluşturulmasını,

   Gerek örgün gerek yaygın eğitimde İş Sağlığı ve İş Güvenliği konusunun ciddi bir şekilde ele alınarak müfredatlara konulmasını,

   30 işçi çalıştıran işyerlerinde İş Sağlığı ve İş Güvenliği Mühendisi bulundurma zorunluluğu getirilmesini,

   Tüm çalışanlara İş Sağlığı ve İş Güvenliği konusunda sürekli eğitim verilerek bilinçlendirilmesinin sağlanmasını,

   İş kazası araştırmalarının daha gerçekçi ve güvenilir olmasını,

Talep ediyoruz.

                TMMOB Makina Mühendisleri Odası

                                  Oda Sekreteri

                                Ali Ekber ÇAKAR

 

·                                                  Oda Sekreteri Ali Ekber ÇAKAR’ın 22.04.2002 tarihinde yapmış olduğu basın açıklaması.

 

 

 

5 HAZİRAN 2002 DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ*

 

“Sınırlı” kaynaklara sahip olan dünyamız, “sınırsız büyüme” hedefi güden ve doğal döngülere ters düşen endüstriyel etkinlikler nedeniyle bir ekolojik yok oluşa sürüklenmektedir. Yaşam zincirinin son halkasını oluşturan insan dahil, tüm canlı ve cansız doğa büyük bir kirlenme ve bozulma sürecini yaşamaktadır.

Günümüzde dünyada ve ülkemizde ekonomik ve sosyal alanların tamamında hakim olan liberalizasyon politikaları, uygulamaları ve propagandasının yansımaları sonucu yağma ve talan derinleşmiş; çarpık ve sağlıksız kentleşme, ranta dayalı plansız yapılaşma, su ve kanalizasyon sorunu, kentlerin çöp sorunu, gürültü kirliliği, nükleer kirlilik, endüstriyel kirlilik, doğal kaynaklarımızın hiçe sayılarak yabancı sermayenin yağmasına bırakılması gibi sorunları da beraberinde getirmiştir.

Ülkemizde çevre sorunlarına ilişkin, politika yoksunluğu, yasal karmaşa ve boşluklar, denetim ve yaptırım eksikliği; yer altı zenginliklerimizin yağmaya, ormanlarımızın rant kavgalarına, yağışların sel felaketlerine, depremlerin katliama, çöp yığınlarının patlamalara dönüşmesine neden olmaktadır.

Endüstri bölgeleri yasa tasarısı ile yabancı sermayeye koşulsuz teslimiyet, ülkenin tüm doğal, kültürel, toplumsal ve tarihi değerlerinin hiçe sayılması anlamına gelmektedir. Her gün bir yenisinin haberini aldığımız Mobil santraller ile birlikte; plansız, bilimsellikten uzak, güncel politikalar ile belirlenen enerji sorunu daha da karmaşık bir hal almaktadır.

Yine 10 yıldır mücadele eden Bergama halkının mücadelesi yok sayılarak, yargı kararı uygulanmayarak, Eurogold ve Normandy firmasının yasadışı faaliyetlerine göz yumulmaktadır.

Öte yandan nükleer çöplüğe dönüştürülmeye çalışılan kentlerimizi kuşatan baz istasyonları da sağlığımızı tehdit etmektedir. Baz istasyonlarının toplu yaşam alanlarımıza kurulmasına kesinlikle izin verilmemeli, evlerimizin çatılarına gelişigüzel yerleştirilen istasyonların önüne geçilmeli, kontrolsüz yerleştirilen ve standartlara uygun olmayan mevcutları sökülerek yerleşim alanlarının dışına taşınmalıdır.

Çevreye duyarlılığın; insana, insan sağlığına duyarlılıkla eş olduğu kabul edilirse, ülke kaynaklarını sermayeye peşkeş çekenlerin bu ülkenin insanlarına verdiği değer(sizlik) açıkça gözler önüne serilmiş olur. Bu ülkede insana, doğaya, çevreye duyarlı olmak; uluslararası sermaye ve yerli işbirlikçileriyle, sömürücülerle, ülkeyi satanlarla mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.

Ekonomik kalkınmanın temel taşlarından biri olan enerjiyi sağlama sorunu, -yerel enerji kaynaklarının sınırlı olması, gün geçtikçe artan ekonomik ve ekolojik hasarlar dolayısıyla- Türkiye’nin enerji kaynaklarının belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.

 TMMOB Makina Mühendisleri Odası olarak diyoruz ki;

   Küresel ısınmaya neden olan düşük seviyeli ozon kloroflokarbon, azotoksit, metan, karbondioksit gibi sera gazlarının yoğunluğunun azalması için yasal tedbirler alınmalıdır.

   Üniversiteler, Meslek Odaları, sivil toplum örgütleri ve ilgili tüm kesimlerin katılımları ile ulusal enerji politikaları ve ulusal çevre politikaları oluşturulmalıdır. Temel kriter, özkaynakların en iyi şekilde değerlendirilmesi ve çevrenin korunması olmalıdır.

   Enerji güvenliğini sağlayacak politikaların geliştirilerek uygulanması, denetlenmesi ve çevrenin korunması katılımcılığı teşvik eden şeffaf yönetimler gerektirmektedir. Teknik ve ekonomik fizibilite, Çevre Etki Değerlendirme, teknoloji seçimi, yatırım işletme aşamaları ve tüketici bilincinin yükseltilmesi için her seviyede kadroların yetiştirilmesi ve sürekli eğitim şarttır. Çevre koruma ve enerji tasarrufu bilinci geliştirmeye ilköğretimden başlanmalıdır. Üniversitelerde, kamuda ve özel sektörde teknoloji geliştirme amaçlı araştırma-geliştirme çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

   Çevrenin ve doğal hayatın korunmasına ilişkin gerekli araştırma ve planlamalar yapılmalıdır.

   Tarım alanlarına sanayi tesisleri kesinlikle kurulmamalı, çarpık kentleşme ve kıyı yağmalanmasının önüne geçilmeli, sanayi atıkları kontrol altında tutulmalı, arıtma tesisleri şart koşulmalı ve denetlenmeli, atıklar için geri dönüşüm projeleri ve teknolojileri kullanılmalıdır.

   Ülkemizin enerji politikalarının belirlenmesinde dışa bağımlı olan ve çevreyi kirleten enerji kaynakları ve teknolojileri yerine ulusal kaynaklarımıza dönük yatırımlar ve çevresel etkileri yok denecek kadar az olan enerji kaynakları ön plana çıkarılmalıdır.

   Enerji sektörüne yönelik enerji tasarrufu, dağıtımı ve kayıpların azaltılmasını da kapsayacak politikaların belirlenmesinde toplumun tüm kesimlerinin ve konunun taraflarının görüşleri alınarak enerji yönetiminin özerk bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır.

   Çevre-enerji konularında yasa ve yönetmeliklerin düzenlenmesi, geliştirilmesi ve var olan yasaların uygulanması sağlanmalıdır. Ve bu konudaki kararlarda ilgili Odalar da yer almalıdır.

   Türkiye’nin her şeyden önce kamu yararını ve halkın çıkarlarını gözeten, tarihi, doğal ve kültürel değerlerine sahip çıkan hem beşeri hem de doğal kaynaklarını kar uğruna peşkeş çekmeyen akılcı, planlı bir kalkınmaya ihtiyacı vardır.

Yaşanılabilir bir dünya, yaşanılabilir bir ülke için, sadece 5 Haziran’larda değil, hergün sesimizi yükseltecek, yaşamın her alanındaki yağma ve talana karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.

 

           TMMOB Makina Mühendisleri Odası

                            Oda Sekreteri

                         Ali Ekber ÇAKAR

 

*   Oda Sekreteri Ali Ekber ÇAKAR’ın 05.06.2002 tarihinde yapmış olduğu basın açıklaması.

Başa Dön