TMMOB Makina Mühendisleri Odası
Öğrenci Üye Kurultayı 2003 Sonuç Bildirgesi
Son yirmi yıldır bilgi çağına girdiğimiz için, göz kamaştırıcı teknolojik ve bilimsel gelişmelerin yol açtığı, sanayi ve zirai verimlilikteki muazzam artışlara, dünyanın her köşesini birbirine bağlayan iletişim ağlarına kadar bir çok olgularla çevrelendik. Servet, refah, zenginlik, verimlilik artıyor, küreselleşme söylemi herkese bunlardan pay düşebileceğini söylüyor, ancak bir koşulla, "serbest piyasa, küçük devlet, liberal demokrasi" üçlüsüne dayanan bir model uygulanırsa: "kamu verimsizdir ve israftır, devlet elini girişimcilikten çekmelidir. Refah ancak özelleştirme ile mümkündür. Pazar iyidir ve eşitleyicidir,; serbest piyasa demokrasi, serbest ticaret ise barış getirir" söylemleri ile geçen 20 yılın ardından, daha da adaletsiz bir dünyada bulduk kendimizi. Milyonlarca insan işsiz, milyonlarca insan en temel ihtiyaçlarını bile karşılayabilecek bir gelire sahip değil. Yiyeceğe, temiz suya, barınağa, sağlığa, eğitime, kültüre ve iletişime ulaşmanın lüks olduğu geniş yoksullar okyanusu dünya nimetlerinden yararlanamıyor, iletişim ağlarıyla ve pazarla birbirine bağlanan dünyamız eskiden olduğundan çok daha fazla çatışmalara, bölgesel savaşlara ve yersiz yurtsuzlaşmaya tanık olmakta. Daha çok zenginleşme ile yoksulun yoksulu haline gelme, aşırı çalışma ve işsizlik aynı süreç içinde gerçekleşmektedir.
Siyasal iktidarlar, ülkemizde üretim ekonomisi yerine uzun dönemdir rant ekonomisini tercih etmektedirler. Bu da mühendislik mimarlık eğitiminde ve uygulamalarında nitel bir gerilemeye neden olmaktadır. Dünya bilim ve teknoloji alanında çok hızlı bir gelişim ve değişim süreci yaşarken, ülkemizin mühendis ve mimarı bu plansızlık ve nitel gerileme ile gerek mesleki, gerek meslek sonrası eğitim ve uygulamada bu değişim ve gelişim sürecine sürekli olarak uzak kalmaktadır.
Neo-liberal anlayışın üniversiteleri götüreceği yer; piyasaya açık, paralı ve sermayenin temel pazar alanı haline getirilmiş bir üniversite olacaktır. Üniversitelerin ticarethane (şirket), öğrencilerin müşteri ve bilginin meta haline dönüştürülmesini amaçlayan yaklaşımları onaylamıyor ve doğru bulmuyoruz. Böyle bir üniversite oluşturulmasına üniversitelerin tüm bileşenleri ile karşı duracağımızın da bilinmesini istiyoruz.
Ülkelerin gelişmelerinde bilim, teknoloji ve sanayileşme politikalarının öneminin bilinmesine karşın, mühendislik ve mimarlık uygulamaları ve ülke gelişimi için yaşamsal önemi bulunan bilimsel teknolojik araştırma (AR-GE) yatırımlarına çok az kaynak ayrılmaktadır. Üniversitelerimizde bilimsel araştırmalara gerekli kaynaklar ayrılmayarak, bilimsel gelişmelerin önüne geçilmektedir.Sanayi ile ilişkiler toplumun ihtiyaçlarına göre değil, sadece sermayenin ihtiyaçlarına göre yapılanmakta, bilim piyasa ekonomisinin belirlediği amaca yönelik kullanılmaktadır. Dolayısıyla sanayici AR-GE faaliyetlerine yatırım yapmamakta, ihtiyaç duyduğunda üniversitelerin projelerini satın almaya çalışmaktadır.
2001 yılında gerçekleştirmiş olduğumuz öğrenci üye kurultayında tartıştığımız küreselleşmenin üniversitelere yansımaları konusu bu günkü gündemimiz çerçevesinde üniversitelere ve bilimsel çalışmalara egemen bakış açısının ipuçlarını bizlere vermektedir. Küresel kapitalist dünyaya entegrasyon çalışmalarının hızla yürütüldüğü günümüzde ülkemize biçilen rolleri irdelediğimiz zaman en son yapılan GATTS ( Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) müzakerelerinde eğitim ve öğretim hizmetlerinin halen kamusal olarak sunulduğu ülkelerde piyasaya açılması ve bu alanın IMF / DB'nın koyduğu şartlar doğrultusunda sermayenin hizmetine sunulması (Eğitimin metalaştırılması) noktasında geri dönülemez bir yola girmek gibi bir seçenek önümüze konmaktadır.
Öncelikle günümüzde üniversite öğrencileri ve tüm kamuoyu tarafından kurulduğu yıldan itibaren tartışmalı bir kurum olan YÖK'ün, 58. hükümet tarafından yeni bir tasarı hazırlanarak YEK'e (Yükseköğretim Eşgüdüm Kurulu) dönüştürülmesi planlanmaktadır. Oysa bizlerin istediği YÖK'ün tamamen kaldırılması ve üniversitelerin üniversite bileşenleri tarafından yönetilmesidir. Hazırlanan tasarıda üniversiteler sermayenin denetimine sunulmakta, siyasal iktidarların müdahalesinin yine açık olduğu görülmektedir. Aynı zamanda YÖK uygulamalarının ve YÖK'ün kendisinin demokratikleşmesi gerektiği anlayışıyla oluşturulduğu öne sürülen YEK tasarısı herhangi bir demokratikleşme getirmemekte ve YÖK'ün devamı niteliğini korumaktadır. Özellikle "Özerk üniversite" talebine bir cevap olarak sunulan "mali özerklik" tanımı üniversitelerin özerkliği noktasında gerçek niyetleri ortaya koymaktadır. Bu yolla devletin yüksek öğretim kurumlarının bilim üretmek yerine kaynak bulmak için kendi kaynaklarını pazarlaması işi ile görevlendirilmesinin getireceği sorunlar aşikar olup bu mantık bu gün de benzer şekilde uygulanmaktadır. Devlet üniversitelerine bütçelerden yeterince kaynak ayrılmamakta, Vakıf üniversitelerine ayrılan kaynaklar devlet üniversitelerine ayrılan kaynaklardan daha fazla olmaktadır. Böylece devlet üniversiteleri kendi kaderine terk edilerek eğitimin paralı hale gelmesi için gerekli zemin hazırlanmaktadır. Oysa eğitim ve öğretim hakkı din, dil, ırk ve sosyal statü farkı gözetmeksizin temel yurttaşlık hakkıdır. Bu temel hakkın kullanılması için eğitim alanının, bilimsel ve demokratik düşünceler ışığında ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Mühendislik-Mimarlık alanındaki eğitimde gerek açılan okullar gerek arttırılan kontenjanlar açısından planlama anlayışının olmaması özellikle belirli bölümlerden mezun mühendis ve mimarların istihdam sorununu arttırdığı gibi bu kitlenin mesleki kimliklerinde erozyon yaratmaktadır. Üretim süreçlerinde ortaya çıkan değişim, mühendis ve mimarları yeniden biçimlendirmekte, mesleki formasyonlarını değiştirmekte, İstihdamı daraltmaktadır. İşsizliğin artması ücret politikalarını olumsuz yönde etkilemekte ve mühendisin ve mimarın emeği ile orantılı ücret almalarını engellemektedir. Odamız disiplinindeki bölümlerde de farklı bir durum gözlenmemektedir.
Mühendis ancak iyi eğitim almış ve yeterli sayıda öğretim üyesi, yeterli laboratuar ve altyapı olanakları ve çağa uygun bir eğitim programı ile yetişir. Her kente bir üniversite açmak yerine mevcut olanların eş ve yeterli olanaklara kavuşması sağlanmalıdır. Ülkemizdeki üniversiteler planlı bir anlayış içerisinde öncelikle sayı bakımından değil, öğretim kalitesi, kütüphane, anfi, laboratuar ve yurt gibi imkanlar ve en önemlisi yeterli ve nitelikli öğretim üyesi bakımından geliştirilmelidir. Politik tercihler sonucu sayıları hızla artan alt yapısı oluşturulmamış üniversiteler açılmakta, yetersiz eğitim programları, Öğretim görevlileri, laboratuar, kütüphane, araştırma olanaklarının eksikliğinden kaynaklanan eğitimde eşitlik ilkesinin ihlali söz konusu olmaktadır. Eğitim programlarının hazırlanması sırasında öğrenciler ve öğretim görevlileri söz sahibi olamamaktadırlar. Programlar üniversitelere göre merkezi idarenin denetiminde yapılmakta ve farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Eğitim sistemimiz bu programlarla, ağırlıklı teorik, halkın ihtiyaçlarından uzak olup öğrenciyi ezberciliğe itmektedir. Öğrenci sayısının fazlalığı pek çok üniversitelerde dersliklerin ihtiyaçları karşılayamamasına neden olmaktadır, mevcut üniversitelerimizde bir çok eksiklikler bulunmaktadır. Bununla birlikte uygulama eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Teorik bilgiler laboratuar uygulamaları ile desteklenmelidir. Ancak üniversitelerimizin hemen hemen hepsinde laboratuarlar ya çok yetersiz yada sadece adının varlığı olarak mevcuttur. Uygulamanın önemli parçalarından bir tanesi de stajlardır. Günümüzde öğrencilerimiz uygun koşullarda staj yerleri bulamamakta, ücret ve özlük hakları yok sayılmakta iş kazalarına karşı korunmamaktadırlar. Mühendislik öğrencileri ezberciliğe itilmek yerine araştırmacı bir eğitim verilmelidir. Bu amaçla kütüphanelerin düzenlenmesi ve öğrencilerin kitap ihtiyaçları karşılanmalıdır. Ancak bugün bir çok üniversitede kütüphaneler yetersiz olmakta ve öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Ülkemiz üniversitelerinde beslenme, barınma ve gelişmeyi sağlayacak olanağı yaratacak parasız eğitim yoktur. Yurtların öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamadığı açıktır. Mevcut ihtiyaç karşılanmadığı gibi var olanlar koğuş sistemi ve kışla mantığıyla askeri disiplinlerle yönetilmektedir.
Ülkemizde mühendislik mimarlık eğitiminden uygulamaya ve istihdama kadar yaşanan ve biriken sorunlar mesleki hizmetlerin düzeyini düşürmüş, mühendislerin mesleki kimliklerini aşınmaya uğratmıştır. Kamuda yatırımsızlık politikaları ve çağdışı bir kamu yönetimi anlayışı ile sürekli olarak işlevsizleştirilen, mesleki kimliğine yabancılaştırılan mühendis ve mimarlar da diğer bir gizli işsiz kesimi durumuna düşürülmüştür.
Eğitim bir bütün olarak düşünülmelidir. Mühendislik eğitimi de öğrencinin teknik eğitimi yanında sosyal, kültürel eğitimi tamamlandığında anlamlı olmaktadır. Ancak üniversitelerimizde yönetim tarafından öğrencilerin belirli sosyal faaliyetlerin dışında etkinliklerle ilgilenmesi istenmemekte ve olanaklar sağlanmamaktadır.
TMMOB Makina Mühendisleri Odası olarak 1996 yılından günümüze kadar yürütmüş olduğumuz öğrenci üye çalışmalarının bir parçası olan öğrenci üye kurultaylarının üçüncüsünü tamamlamaktayız. Mesleki sorunların ve biz makina, endüstri, işletme, uçak, havacılık ve uzay mühendisliği bölümlerinde okuyan öğrencilerin sorunlarının ülke sorunlarından bağımsız olmadığı bilinciyle çalışmalarımızı yürütüyor ve öncelikle üniversitelerin özerk demokratik ve bilimsel bir yapıya kavuşmasını istiyoruz.
Taleplerimiz
Biz TMMOB Makina Mühendisleri Odası Öğrenci Üyeleri olarak, üniversitelerde, ülkede ve dünyada varolan güncel ve toplumsal sorunları ve bu sorunların üniversitelinin kendi yaşam alanına yansımasını kendi özgün bakış açımızla yorumlamaktayız Öğrencilerin oluşturduğu komisyonlarımız öz yönetim ilkesiyle ve gönüllülük temelinde çalışma yürütmekteyiz. Üniversitelerde demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren tüm muhalif öğrencilerle birlikte karşı duruşu yaratmayı hedefleyen bir mücadele içinde olacağız.
YÖK'E YEK'E HAYIR. ÜNİVERSİTELER ÜNİVERSİTE BİLEŞENLERİNİNDİR.
TMMOB
Makina Mühendisleri Odası