SUNUŞ
Değerli Okuyucularımız,
Teknoloji ve sanayileşmedeki gelişmelere paralel olarak enerjiye olan gereksinim de hızla artmakta. Günümüzde enerji üretiminde en büyük paya sahip fosil yakıtların rezervleri ise artan gereksinimleri karşılayabilecek durumda değil; kömür 250, doğal gaz 66 ve petrol 43 yıl sonra tükenmiş olacak. Fosil yakıtların bir diğer dezavantajı ise yanmaları sonucu ortaya çıkan karbondioksit, metan, ozon gibi sera gazlarının küresel ısınmaya olumsuz etkisi.
Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkilerini şimdiden hissetmeye başladık; dünyanın kimi yerlerinde kuraklıklar hüküm sürerken kimi bölgeleri sel altında kalıyor. Ülkemizde de bunu küçük ölçeklerde yaşamaktayız. Bu değişimin 150 yıl içerisinde ortalama 0,4 C
0 artış sonucu gerçekleştiği ve 2100 yılına kadar sıcaklık arışının 1 – 3,5 C0 olması beklendiği göz önüne alınırsa gelecekle ilgili senaryoların ne kadar iç karartıcı olduğunu tahmin etmek zor değil.Dünyanın milyarlarca yıllık birikimini bir yüzyılda hoyratça tüketen insanoğlu, artan enerji gereksinimi karşılamak için fosil yakıtlara alternatif olarak çevre dostu, yenilenebilir enerji kaynakları için teknolojiler geliştirme çabasında. Henüz çok yaygın olarak kullanılmasa da güneş, rüzgar, dalga, biyokütle,
jeotermal gibi kaynaklar gelecek için umut vaat ediyor.Ülkemiz özelinde önemli bir sorun da enerji planlaması ve verimli kullanımı konusunda.. Geleceğe dönük enerji gereksinimi konusunda devletin iki kurumu arasında çok önemli görüş farklılıkları var. Öyle ki biri birkaç yıl sonra enerjimiz tükenecek paniğiyle nükleer santrali dayatırken bir diğeri böyle bir açığın söz konusu olmadığını söylüyor. Ortalama %20’lere varan kayıp-kaçak oranı, bazı bölgelerde sıkıntı çekilirken bazılarında enerji fazlalığının olması gibi önemli sorunlar çözülmeden geleceğe dönük sağlıklı bir planlamanın ve yatırımların yapılamayacağı açıktır. Hele bu olacağı iddia edilen açığı nükleer gibi çok tartışılan ve gelişmiş ülkelerin terk ettiği bir teknolojiyi kullanarak kapatm
ayı planlamak siyasi bir dayatmadan başka bir şey değildir.İnsanoğlunun daha konforlu yaşaması için yıllardır doğay
a verdiği zararlar geri dönülmez bir noktaya ulaşmak üzere. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma sorumluluğu hepimizin. Bunun için gerekirse her türlü konfordan vazgeçmeyi göze almak gerekiyor. Aksi halde üzerinde yaşayabileceğimiz bir dünya olmayacak.