I. Deprem Öncesinde Durum: Sıradan ve Depremi Pek Umursamayan Yaklaşımlar
Bu dönemde Kocaeli içinde inşa edilen fabrikalardan bir kısmı deprem olasılığını gözönüne alan mimarlar tarafından 7 şiddetinde deprem varsayımı ile inşa ediliyordu. Diğerlerinde ise herhangi bir önlem yoktu. Aslında 7 şiddetinde bir deprem de Nolmaz ama tasarım böyle olsunÓ mantığıyla yapılıyordu. Ancak, bu binaların içine yapılan makina ve tesisat montajlarında aynı titizlik gösterilmiyor, bu gereksiz ve abartılı bir kaygı ve lüzumsuz bir masraf olarak düşünülüyordu. Sigorta şirketleri de henüz bu gibi riskleri tanımıyor, şimdiki gibi çalışmıyordu.
APELL Birleşmiş Milletlerin Acil Durumlara Yerel Düzeyde Hazırlıklı Olma Programı olarak 1991 yılında başlatıldı. Türkiyede de Kocaeli Sanayi Odası bu konuda önderliği üstlendi ve yörenin pilot bölge seçilmesini sağladı. Toplumun her kesiminden insanların ciddiyetle katıldğı ve katılımını sürdürdüğü çok başarılı bir haftalık bir çalıştaylar serisi sonunda, yapılması gerekenler ve öncelik sıralaması, sorumluluk paylaşımı yapıldı. Çalışmalar hızla başladı ve giderek düşen bir tempoda depreme kadar sürdü. Bazı dev projeler ivme kazandı. İzmit çevre sağlığında önemli kazanımlar elde etti. Kocaeli’ne bir tıp fakültesi ve hastahenesi geldi, itfaiye geliştirildi, itfaiyecilik ve iş güvenliği-işçi sağlığı yüksek okulları açıldı. Yöre fabrikalarının önde gelenleri bir Kalite yolculuğuna çıkarak kalite çevre-iş güvenliği işçi sağlığı alanlarında dünya çapında aşamalar kaydedip farklı ve daha üst düzeyde bilinç düzeylerine ulaştılar. Bu çalışmaların gereği olarak yoğun eğitimler verildi, kayıtlar tutulur ve deneyimler paylaşılır oldu. Hatta birkaç tesis ve fabrikada tatbikatlar ciddiyetle yapıldı. Kocaeli Sanayi Odası ile, altı ilkesinden biri tam olarak APELL ile uyuşan NÜçlü SorumlulukÓ (Responsible Care) uygulamasını kimya sanayiinde bu dönemde başlatan, Kimya Sanayicileri Derneği kalıcı bir ortak çalışma başlattı ve Kocaeli Sanayi Odasınca görevlendirilen bir uzman Üçlü Sorumluluk ödül jürisinde yer alarak, fabrikaları denetlemeye ve özellikle deprem konusunda duyarlı kılma girişimlerinde bulunmaya başladı. Aynı görevli, Makina Mühendisleri Odası ve Kimya Mühendisleri Odası ile de bu iki kuruluş arasında ilişkileri yürüttü. Birbirlerine ısındırma turları başlattı.
A.B.D. İstanbul Konsolosluğu Kaliforniyada yaşanan ciddi depremlerden sonra ülkemizde bulunan vatandaşlarını ve yatırımcılarını uyarmak üzere bir kitapçık hazırlayarak Kocaeli ve İstanbul’da çok ciddi bir deprem riski olduğunu ve can-mal kayıplarını en aza indirgemek için alınması gereken önlemleri anlattı. Sabancı Topluluğu Lastik Tesislerinden DUSA Endüstriyel İplik toplumsal sorumluluğunun bilinciyle bu kitapçığı tercüme etti ve 5000 adet bastırarak ücretsiz dağıtmaya çalıştı. Ancak, pek çok ciddi kuruluş ya Òmoral bozucuÓ bulduğu için iade ederek dağıtılmasını istedi, veya alıp bir kenara koydu. Belediyelerde de pek yankı bulmadı. Hatta konuyu büyük bir ciddiyetle sayısız toplantıda ele alan, tatbikatlar düzenleyen, Kocaeli Üniversitesinin deprem uzmanı öğretim üyelerinin de desteğini alan ve bir Deprem çalıştayı oluşturan DUSA çalışanları arasında bile özel yaşamlarına bu önlemleri ciddi bir şekilde taşıyan insan sayısı sadece % 5 de kaldı. Bu dönemde sigorta kuruluşlarında bir canlanma, derlenip toparlanma başladı ve deprem sigortası satılır oldu. Yine, ISO 14000 Çevre Yönetim sistemine uyumlarını belgeleyen 10 civarında büyük sanayi kuruluşu çalışanlarına ilk yardım, yangın savunma kursları verip tatbikatlar yapmaya başladılar.
1996 yılında Kocaeli’nde Makina Mühendisleri Odası ile Kimya Mühendisleri Odası ortaklaşa çalışıp aralarına Kocaeli Sanayi Odasını da alarak hep beraber bir ÒOlası Endüstriyel Kazalara Karşı Hazırlıklı OlmaÓ sempozyumu düzenlediler. Kimya Sanayicileri Derneği de dışarıdan aktif destek verdi. APELL Çalıştaylarından bu yana ne yol alındığına bakıldı. DUSA Deprem Çalışma grubu üyeleri ve Kocaeli Üniversitesinin deprem uzmanı profesörleri de sunuşlar yaptı. Ne yazık ki sadece bu işi çok ciddiye alanlar katıldı, katılımcı sayısı umulanın altında oldu. TÜPRAŞ ve Gölcük Tersanesi ile Deniz Kuvvetleri yine ilgili ve aktif katılımcılar oldular. Kısa süre sonra Aksigorta İstanbul’da kurduğu Deprem Okulunu çocuklar için devreye soktu. İstanbul Kimya Mühendisleri Odası başlattığı Sorumlu Müdürlük eğitimlerinde KSO’nın TKSD’ne görevli yolladığı uzmanı eğitmen olarak kullanmaya başladı. Amaç, yöneticileri duyarlı hale getirerek doğru Yönetim Sistemlerinin işyerlerinde oturulmasını sağlamak idi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi de fabrika fabrika dolaşarak ortak çalışma yollarını açma girişimini başlattı. KSO ilk yardım kursları açarak bu konuda bilinci arttırıp bilgi birikimine sahip insan sayısını arttırmaya çalıştı.
Üniversitelerden gelen tüm uyarılara rağmen halkımız, ki buna bütün sivil ve kamu çalışanları da dahil, hatta üniversite çalışanları da dahil, deprem olasılığını gerçekte ciddiye almıyorlardı. Hatta, yakın çevrede, örneğin Adapazarında, geçmişte deprem dehşetini yaşamış insanlara bile bir daha olmaz gibi gelmeye başlamıştı. Nedense, tedbir almak, sanki o olayı düşünürlerse davet edeceklermiş gibi bir korku yaratıp insanları hareketsizliğe itiyordu. Ayrıca, eğer bir şey yapılması gerekiyorsa bu hep başkasının işi olarak algılanıyor, Kızılay gibi, Sivil Savunma gibi, Ordu gibi birilerinin gereğini yapacağı varsayılıyordu. İnsanlar afetlerde hastane, itfiaiye gibi kuruluşlara güvenilmiyeceğinden kendilerinin önlem alması gerektiğini kesinlikle reddediyorlardı. Uzman kişiler bile kurallara, kanunlara, yönetmeliklere körükörüne bel bağlamış bunların çizdiği sınırlar içinde kalmaya özen gösteren tipik bir bürokrat ürkekliği sergiliyorlardı. Okullardaki Kızılay, Sivil Savunma kolları yasak savma türü kalıplaşmış yapıları içinde faaliyet sürdürüp duruyorlardı.
İşyerleri de toplumsal duyarsızlığı yansıtıyorlardı. Bazen inşaat yapıtlarında deprem düşünülerek hesaplar tasarıma yansıtılıyordu. Ancak, makinalarda, tesisatda, yerleşim planlarında bu özen dahi pek gösterilmiyordu. Hiç kimse, en iyi teşkilatlarda dahi, Richter ölçeğinde 7.5 üstünde bir olasılığı, maliyeti çok diye öngörmüyordu. Çoğunlukla, yasalara yönetmeliklere şeklen uyuluyordu. Sigortalamak da pek yoktu.
Türkiye’nin telefon şebekesi dünyanın en geri şebekelerinden biri iken, Özal’ın başbakanlığı döneminde atanan ve yetki verilen bazı ileri düşünceli bürokratların önderliğinde büyük ve ciddi atılımlar yapılmış, değerli bir fiberoptik şebeke kurulmuştu. Daha sonra da Türkiye’de telekomünikasyon atılımları sürmüş ve mobil cihazlar yaygınlaşmıştı. Ancak, Çiller döneminde yatırımların yanı sıra bakımların da durdurulması ile telefon santrallarında ciddi sorunlar ve yanlışlar başlamıştı. Doğal olarak, bakımsız kalan elektrik, su, kanalizasyon şebekeleri, ray ve karayolları da baş ağrıtıp ürkütücü olmaya başlamışlardı.
Toplumun genelinden yerel yönetimleri soyutlamak da olası değil. Ancak, Kocaeli’nde Saraybahçe ile Değirmendere gibi bazı belediyeler çevre konularına ciddiyetle eğilip önlem alacak kadar bilinçlenmişlerdi. Ne yazık ki rant kavgalarına bütün beldelerimiz teslim olmuş, büyük bir hırsla betonlaşan sahillerimiz ve iç kısımlarda, çok katlı yapılaşma doğru dürüst denetlemeden almış yürümüştü. Kıyılarda halka açık yerler bulmak isteyen yönetimler ise çareyi dolgu kıyılar oluşturmakta bulmuşlardı. Böylece açılan kıyı yollarının altı ise kanalizasyon, su, elektrik, telefon gibi şebekelere ayrılabiliniyor, deniz temizleniyor, pis kokular azalıyordu. Türkiye’de bir ilk de İzmit’teki Tehlikeli Atık İmha Tesisi ve Entegre Pis Su Arıtım Sistemleri ile atılmıştı. Sağlık ve trafik ilk yardım merkezleri sık sık açılıyor, bu konularda yatırımlar yapılıyordu. Ancak, deprem konusu, denizlerin yükselmesi olasılığı yerel yönetim meclislerinde dile getirilse de toplumdaki genel tepkiden farklı bir tepki ile karşılanmıyordu.
İşyerlerinde kurulu sivil savunma teşkilatları, yangın savunma birimleri ve onların ilişkide olduğu Sivil Savunma, Emniyet, Sağlık gibi Valiliğe bağlı birimler; Jandarma gibi askeri birlikler; Kızılay gibi görevli kurumlar yasaların onlara biçtiği rolü yine yasal sınırlar içinde ve tüzüklerine, yönetmeliklerine bağlı şekilde kendilerinden öncekilerden nasıl devraldılarsa aynen yapmaya devam ediyorlardı. Değişikliğe yol açabilecek sorgulama, iyileştirme, geliştirme gibi yaklaşımlar hoş karşılanmıyor, reddediliyor, engelleniyordu. Böylece de çağdaş gelişmelere ayak uydurmak mümkün olamıyordu.
Başlangıçta, medya TRT-1 televizyonu ve belli başlı gazeteci patronların idaresindeki gazetelerden ibaretti. Dış ülke gazetelerine benzer bir çizgi sürdürerek haber veriyor, halka başka ülkeleri tanıtıcı bilgiler veriyorlardı. Devletin çizgisi izleniyordu. Halkın dış dünya ile ilişkisi sınırlıydı. Derken, önce dış medyalarda, bilişim alanındaki başdöndürücü gelişmelerin getirdiği olanaklarla televizyonlarla gazeteleri satın alan medya patronları çoğalmaya ve medya tekelleri kurulmaya başlandı. Duvarlar indikçe, herkes seyahat eder oldu. Evlerimize başka ülkelerin kanalları da girmeye başladı, küreselleşme denen olgu ile telvizyon kanallarımız arttı, gazeteler çoğaldı, ve reyting kavgaları ile bir kısır döngüye girildi. Halka duymak istedikleri, görmek istedikleri bu diyerek sıradan, oldukça vasıfsız programlar sunuldu. Ciddi, düzeyli programlar reyting almıyor denilerek kısa ömürlü oldu. Depreme ilişkin yayınlar kimsenin izlemediği saat ve kanallarda yüzeysel olarak işleniyordu, halkı panikletmemek, korkutmamak, kaygılandırmamak, kısacası sıkmamak temel çizgisinde vur patlasın çal oynasın, magazin haberleri ile dolu bir medya ile depreme gelindi.
Pek kimsenin rağbet etmediği, daha doğrusu protestocu gibi algılandığından devlet hoş karşılanmaz, sonra başım belaya girer gibi kaygılarla uzak durulan sivil toplum örgütlerinde zaman zaman olumlu adımlar atıldığını, örneğin Türk Kimya Sanayicileri Derneği örneğindeki gibi gördük. Ancak, buralarda da genelde vizyon sahibi bir insanın karizması işi yaptırtıyordu, gerçek bir paylaşım ve katılım ne yazık ki sadece gençlerin sportif amaçlı çalışmalarında ve dini ya da siyasi amaçlı oluşumlarda görülüyordu.
II. Deprem Sırasında DurumÖ Müthiş Bir Ruhsal Sarsıntı, Dehşet ve Korku, Alabora Oluş, Şok, İnanamama, Felç, Yıkım¥ İşyerleriÖ kendine dönük çünkü yıkık, ama Òönce insanÓ diyor, sonra maddi kaybının dehşet verici boyutlarını fark ediyor - bazıları çok sonra bunu kabul edebiliyor.
¥ Binalar-genelde hasarlı, yetersiz demir, kötü işçilik, esnemeyen beton yapılar perişan oluyor.
¥ Tesisler-darmadağın
¥ Tesisat-elektrik yok, kanalizasyon sorunlu, rafineri yanıyor
¥ Makina ve ekipmanlar-kayıplar, arızalar
¥ Ulusal ve yerel şebekelerÖ krizde, ilk anlarda felç oluyor
A Ulaşım-tıkanıyor
A İletişim-aşırı yükleri taşımadığından kopuk
¥ Elektrik-durum kesin olarak saptanamadığından hafta boyunca verilemiyor,
¥ Su-içme ve kullanma suları sağlıksız hale düşüyor, ciddi bir sorun
¥ Kanalizasyon-patlıyor, tıkanıyor, taşıyor
¥ Gıda-sevk edilemiyor, dağıtım kanalları felç
¥ Giysi-yazın en sıcak ayı ama yine de çok gerekli, istenenler bulunamıyor, bulunanları bu ülkenin iyi durumdaki yeni düşkünleri kabullenemiyor
¥ İlaç, sıhhi malzemeler-sevk edilemiyor, dağıtım kanalları (eczaneler) felç
¥ Yerel YönetimlerÖ afet yasası ile devre-dışı, ÒyokÓ sayılıyor
¥ Görevli kurumlarÖ genelde sadece ÒorduÓ var, diğerleri donup kalıyor ama Deniz Kuvvetleri, hastaneler de yıkık.
¥ MedyaÖ atik, her yerde her an, dehşete dehşet katıyor, moral çökertiyor, ancak zaman zaman yolsuzlukları ve kahramanlıkları da ortaya döküyor
A STKÖ Gençlerin sportif amaçlı örgütleri atik, kabuk değiştirip destan yazıyor, örnek oluyor, yönlendiriyor, güç veriyor, moral yükseltiyor
III. Deprem Sonrasında, Kısa Vadede (birkaç ay) Durum ¥ İnsanlar-Önlem düşüncesi ve deprem bilinci gelişmeye başladı¥ İşyerleri-Önce geçici sonra kalıcı ciddi onarımlar ve deprem bilinci
¥ Binalar: güçlendirildi. Mantolama ve perdeleme gibi tekniklerin yanı sıra demir ilaveleri, yarıklara ekopsilerle takviyesi gibi uygulamalar yapıldı. Birçok bina da komple sökülüp, yıkıldı ve yeniden yapıldı. Örnegin Carnaud Metalbox 31 milyon dolar harcanarak yenilendi ve yeni bir ad ile tekrar açıldı. Pek çok fabrikada duvarlar, çatılar, boru köprüleri yıkıldı, camlar kırıldı. Bunlar yenilendi. İnşa halindeyken yıkılan nice tesisten vazgeçildi. Askeri tersanenin fabrikalarından yıkılanların bazıları onarılamadı.
¥ Tesisler: çelik tesislerin yararı görüldü ve Montel gibi daha önce betonarme yapılan tesisler çeliğe dönüştürüldü. Ambarların, iskelelerin, kızakların, hasarları onarıldı 45 tonluk portal kreyn yolu fay hattı üstünde kalınca yaklaşık 3 metrelik yer değiştirmişti. Buna birşey yapılamadı.
¥ Tesisat: Kesilen elektrik hatları, patlamış su ve kazan boruları yenilendi.
¥ Makina ve ekipmanlar: Devrilen ve yıkılan mikser gibi dev makinalar, istiflenmiş balyalar, lastik gibi ürünler toparlandı, düşen elektrik panoları onarılarak yerlerine takıldı. Hassas elektronik cihazlar yitirildi.
¥ Ulusal ve yerel şebekeler - ulaşım, iletişim, elektrik ve kanalizasyon tam olarak ne yapıldığı meçhul.
A Su: Hasarlanan Yuvacık barajı şebekeleri teker teker onarıldı, bazı yerlerde tasarım değişikliğine gidildi.
¥ Giysi/gıda/ilaç ve sıhhi malzemeler: Yeni satış yerleri kurulmaya başlandı.
¥ Yerel Yönetimler - Devredışı kalınca, politik çirkinliklerden arınamadı
¥ Görevli kurumlar - Ordu hariç, politik çirkinliklerden arınamadı
¥ Medya - Görev almadı
¥ STK - Genel debelenme ve çirkinlikler onları da etkiledi
IV. Bir Yıl Sonrasında Durum ¥ İnsanlar - çalışanlar, yönetenler, işyeri sahipleri, Kocaeli dışındakiler ve hepsinin aileleri - Yine başlangıca dönmeye başladılar¥ İşyerleri - İnsanları hariç, büyüklerin binaları, tesis ve tesisatları, makina ve ekipmanları iyi durumda ancak KOBİ’ler çok azaldı, toparlanılamadı
¥ Ulusal ve yerel şebekeler - Hala ne yapıldığı iyi
bilinmiyor.
A Gıda/giysi: Pek çok yeni tesis geldi, stoklar arttı
¥ İlaç/sıhhi malzeme?
¥ Yerel Yönetimler - Politik çirkinliklerden arınmadı, bocalıyor
¥ Görevli kurumlar-?
¥ Medya - Unuttu
¥ STK - Çabalar var ama eşgüdüm ve yönlendirme yok, heves azalıyor.
V. Düşünceler: Ne Yazık ki, Ders Alındı Diyemiyorum. Sadece, eskiye oranla duyarlı insan sayısı arttı ama yine de duyarsızlar egemen. Gereken önlemler alındı gibi gözükmüyor. Çok şey boşlukta ve tanımsız kalınca, kaotik bir görünüm var. Sefillik ve ruhsal sorunlar büyük çapta arttı. Tek iyi netice, büyük sanayi dersini aldı ve gereken düzenlemeleri, insanlarının rehabilitasyonu dışında, yaptı.Yine de başlangıçta var olan duruma hemen hemen tamamen dönüldü. Kontrolsuz kaçak yapılar ve tarım alanlarını, ormanları, meyve bahçelerini hoyratça yok eden bir zihniyet. Yine birbirinin gözünü oymaya çalışan düşmanlıklar, rant kavgaları ve çok bozuk ama kendini belli etmeyen bir ruhsal dünyada debelenen insanlar, çocuklar, dolayısıyla da kurumlar ve tabii sanayi. Ancak, Nönce insanÓ bilincinin biraz daha yayıldığına inanabiliriz.
KAYNAKÇA
1. Olası Endüstri Kazalarının Önlemleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 27-28 Eylül 1996, İzmit/Kocaeli, KSO/TMMOB Makina ve Kimya
2. Arnas-Işık, F. Depremden Korunma Yolları, tercüme, 1993, DUSA yayını, KENTSA, İzmit
3. Doğu Marmara Depremleri ve Türkiye Gerçeği, TMMOB, 2000, Ankara