HAVA ARACI TASARIMLARINDA FARKLI EĞİLİMLER
UHUM-MEDAK
Yüzyıllardır olduğu gibi, 2001 yılı içerisinde de hava araçları ile ilgili pek çok ilginç tasarım gerçekleştirildi. Bunların sanayiye ne kadar uygulanabilir olduğu tartışılabilir tabii ki, ancak bilim ve teknolojinin gelişiminde bu tür ilginç fikirlerin de bir yeri olduğu aşikardır.
Bu tür fikirlere örnek olarak,
Theodore Garver’a ait olan “Hava Araçları için Kaldırma Kuvvetini Artıran
Aksam” başlıklı buluş, hareketli bir banttan yararlanmaktadır (Şekil 1). Kanat ve benzeri yüzeylerde, elastik bir
malzemeden yapılan ve hava ile aynı yönde hareket eden bir kaplama malzemesi
kullanılarak kaldırma kuvvetinin artacağı, aynı zamanda da türbülansa bağlı
olarak ortaya çıkan sürükleme kuvvetinin azalacağı iddia ediliyor. Özellikle türbülans sürüklemesinin azalması
ile daha ince ve düz kanat tasarımları yapılması mümkün olabilecek. Garver’a göre bu buluş sayesinde, sınır
bölge ayrılmalarının da önüne geçilebilecek.
Her hıza karşılık gelen kaldırma kuvveti artacağından, kalkış ve iniş
sırasında daha düşük hız ve daha fazla yüke izin verilecek.

Şekil 1. Hava Araçları için Kaldırma Kuvvetini Artıran Aksam
Geçtiğimiz yılın en ilginç
fikirlerinden birisi de Amerikalı Lance Liotta’nın uzaktan kumandalı hafif
uçağı idi. Bilindiği gibi, ilk
uçakların gökyüzünde süzülmeye başladığı tarihten bu yana kanat-gövde
konfigürasyonlarında çok radikal değişiklikler olmamıştır. Tüp şeklindeki Çin uçurtmalarının çalışma
prensibinden faydalanan Liotta’nın farklı tasarımı
ise alışılmışın oldukça dışında oluşuyla dikkati çekmekte (Şekil 2). Herhangi bir kanat ya da kuyruk uzantısı
bulunmayan uçak, bir pervanenin etrafını çevreleyen hafif bir küpten ibaret. Böyle bir tasarımın tercih edilmesinin en
önemli nedeni, düşük kararlılık ve çarpma anında dayanıklılık elde
edilmesi.

Şekil 2. Lance Liotta’nın uzaktan kumandalı uçağı.
Hipersonik Waverider gibi
kanatsız—ya da daha doğru bir deyimle tüm ıslak yüzeyleri kanattan ibaret
olan—uçaklar, bir süredir havacılık sektörünün gündeminde. Almanya’dan Hermann Kuenkler’in tasarımı da
bu sınıfta değerlendirilebilir. Ancak
bir delta kanadı andıran Waverider’dan farklı olarak Kuenkler’in uçağı, bir UFO
gibi disk şeklindedir (Şekil 3).
Kokpitin bulunduğu kısım dışında tüm gövde bir aerostatik kaldırma
yüzeyi olarak tasarlanmıştır. Uçağın
dört yanındaki pervaneler kalkış ve iniş esnasında yatay düzlemde, ileri
hareket esnasında da dikey düzlemde dönerek uçağın dikey iniş ve kalkış yapabilmesini
sağlamaktadır.

Şekil 3. Kuenkler’in diske benzeyen tasarımı.
Dikey iniş ve kalkış, tasarımla
ilgilenen pek çok uçak ve havacılık mühendisinin önem verdiği bir konudur. Nitekim, İtalyan tasarımcı Luigi Rivolta da
bu özelliğe sahip bir hava aracı dizaynı gerçekleştirmiştir. Klasik helikopterler gibi dönel kanatlara
sahip olan bu aracın en önemli farkı, kanatların gövdenin üstünde değil
etrafında dönmekte oluşudur (Şekil 4).
Dolayısıyla, kanatları motora bağlayan dönme ekseni, gövdenin tam
ortasından geçmektedir.

Şekil 4. L. Rivolta’ya ait bir tasarım.
Enerji kaynaklarının giderek
azaldığını gözönünde bulunduran, Kari Kirjavainen adlı Finalandıyalı bir
mühendis ise, üzerinde güneş enerjisi panelleri bulunan, bu sayede de herhangi
bir fosil yakıta ihtiyaç duymayan bir hava aracı icat etmiştir (Şekil 5). Bu araçta, biri diğerinin üstünde bulunan
kanatlar, gövdenin etrafında zıt yönlere doğru dönmektedir. Kanatların dönüşünü gerçekleştirmek ve elektronik
aksamı çalıştırmak için gereken enerji güneş panelleri ile elde edilmektedir. 
Şekil 5. Kirjavainen’in temiz enerji kaynaklarını kullanan hava aracı.
Dikey iniş ve kalkış özelliği
de bulunan bu tasarımın bir başka versiyorunda, farklı açılarda dönebilen
kanatlar eklenerek ileri uçuşun da verimli hale getirilmesine çalışılmıştır
(Şekil 6).

Şekil 6. Kirjavainen’in hava aracının farklı bir versiyonu..
İnsanlığın en eski düşlerinden
biri, herhalde, kapısının önünde duran ve istediği zaman binip, istediği yere
gidebilmesini sağlayan “kişisel” uçaklardır.
Çeşitli kültürlerin mitolojilerinde de, tarihin ünlü bilginlerinin
eskizlerinde de bu düşün izlerine rastlamak mümkündür. Aynı düşün peşinden giden Michael Moshier
de, tek kişilik bir hava aracı tasarımı gerçekleştirdi (Şekil 7).

Moshier’e göre bu araç, daha az
gürültü yaratması, pilotun rahatını ön plana çıkarması, kolay kumanda edilmesi
gibi özellikleri ile benzerlerinden üstündür.
Ayrca, palelerin üzerinde bulunan oval cisimler aracın aerodinamik
verimliliğini artırmaktadır.
Yukarıda anılan örneklerden de
görüldüğü gibi, havacılığın temel disiplinlerinden olan aerodinamik, itki,
yapı, kontrol alanlarındaki bilgiler; ilgi, merak ve yaratıcılıkla
birleştirildiğinde son derece ilginç ürünler ortaya çıkmaktadır. Ancak, mühendisliğin en temel yasalarından
birisi bu noktada devreye girerek bu ürünlerden hangilerinin kalıcı olacağını,
hangilerinin ise yalnızca “ilginç” sıfatıyla anılıp unutulacağını
belirlemektedir. Bu yasa, en yalın
haliyle, kazanılan her şeye karşılık bir şeylerin kaybedildiğini ifade
etmektedir. Örneğin yukarıda adı geçen
ilk buluşta, özel elastik malzemenin niteliği, kaplamayı döndürecek olan
aksamın getireceği ağırlık, her hız için gereken farklı dönüş hızlarının
mekanizmada yaratacağı karmaşıklık, vb. dezavantajların, avantajların ne
kadarını götüreceği dikkatle değerlendirilmelidir. Ya da disk biçimli gövde-kanat tasarımında, bu uçağın nasıl bir
hangarda saklanacağı, bu biçimin hava koridorlarını nasıl etkileyeceği,
yolcuların uçağa nereden binip nasıl yerleşecekleri gibi soruların yanıtları
bulunmalıdır.
Dikkate alınması gereken bir
diğer nokta da, uçak tasarımlarında yapılacak böylesi radikal değişikliklerin
toplum, çevre, ekonomi açısından neler getirip neler götüreceğidir. Günümüz mühendisleri, teknolojiyi olduğu
kadar teknolojinin sosyal etkilerini de gözönünde bulundurmak
zorundadırlar. Artık, yalnızca çok
hızlı, ya da çok büyük ve çok küçük uçaklar geliştirmek yeterli olmamaktadır. O hız ve büyüklükte bir uçağın nerede
uçacağı, uçmasının yaratacağı sorunlar, insan ve çevre sağlığına olası
zararları da mühendislik mesleğinin kapsamında değerlendirilmektedir. Bu nedenle mühendisler, teknoloji takibi,
meslek içi eğitim ve yaratıcılığa verdikleri önemin bir o kadarını, psikoloji,
sosyoloji, ekoloji, ekonomi gibi diğer disiplinlerdeki gelişmelerin takibine de
vermelidirler. Pek çok uzman, gün
geçtikçe—belki kaçınılmaz olarak—uç noktalara varan uzmanlaşmanın getirdiği
ve/veya getireceği sorunların böylece azaltılabileceği düşüncesindedir.
Kaynakça:
2.
http://pctgazette.wipo.int/
4. I.
Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayı Bildiriler Kitabı.