TMMO Makina
Mühendisleri Odası
I. Ulusal Uçak Havacılık ve
Uzay Mühendisliği Kurultayı 12-13 Mayıs 2001 Eskişehir-Türkiye
TÜRKİYE VE HAVACILIKTA BİLİM-TEKNOLOJİ-SANAYİ POLİTİKALARI
Ahmet Ş. Üçer
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Makina Mühendisliği Bölümü
Ankara,TÜRKİYE
Tel: 312 210 2552, e-mail: ucer@metu.edu.tr
ÖZET
Bu bildiride, ülkemizde
yaklaşık yirmi yıldır gelişen, havacılıkla ilgili sanayilerin, içinde
bulunduğumuz yüzyıl koşullarında rekabet etmeye hazır ve ulusal savunma
politikamızı destekleyen sanayiler haline gelmesini sağlayabilmek için,
araştırma-geliştirme ve tasarım yeteneklerini yükseltici politikaların neler
olması gerektiği üzerinde yapılan çalışmalar anlatılmakta, öneriler
geliştirilmektedir.
1. GİRİŞ
1995 yılında TÜBİTAK katılımcı
bir yöntem izliyerek dünyadaki ve ülkemizdeki havacılıkta bilim-teknoloji ve
sanayideki değişimleri incelemiş, Türkiye için önerilerde bulunmuştu [1]. Bu çalışmanın önemli özelliklerinden biri,
çalışmaya Türkiye’deki havacılık bilimini, teknolojilerini ve kullanıcılarını
kapsayan 14 kuruluş temsilcisinin aktif olarak katılmsıydı. Çalışmaya katılan kuruluşlar kamu ve özel
sektör temsilcilerini, silahlı kuvvetlerimizi ve üniversitelerimizi
kapsıyordu. O tarihlerde, Türkiye’nin
yaklaşan yüzyılda globalleşen dünyada rekabet yeteneğini artırmanın teknoloji
yeteneğini artırması ile mümkün olabileceği gerçeğinden hareketle havacılıktaki
teknoloji yeteneğinin sistematik bir şekilde artırılması yöntemleri üzerinde
durulmuştu.
Havacılık sanayilerinin
ilerlemesindeki dünya pratiğine bakıldığına savunma ağırlıklı bir yörünge
izlemektedir. Ülkemizde de durum
aynıdır. Havacılık ve savunma sanayinin
ise, ileri ve yüksek teknolojileleri içerdiği bir gerçektir. Buradan
hareketle, ulusal savunma yeteneğinin
ülkenin teknoloji yeteneğine bağlı olduğu söylenebilir. Gerçektende bugünün dünya pratiğine
bakıldığında bilim ve teknolojiye egemen olmayan ülkelerin ulusal savunma
alanında da üstünlükleri olamayacağı görülmektedir. Savunma sanyimizin büyükçe bir kısmını içeren havacılık sanayinin
teknoloji yeteneğini artırmak bu bakımdan yaşamsal bir önem taşımaktadır.
Avrupa havacılık sanayi
kuruluşları, ortak projelerle havaclık ile ilgili teknolojilerini ayakta tutmak
için büyük çaba sarfetmektedir. ABD nin
savunma araştırma ve teknoloji bütçesi Clinton döneminde dahi Avrupa Birliğinin
toplam savunma bütçesinin iki misline yakındır. Bu durum Avrupanın bu konuda
rekabetçi olma şansını yok etmektedir.
Ancak Avrupa, İngilere ve Fransa bazlı havacılık teknolojilerinde ABD
ile rekabet edebilecek teknoloji ve bilgi birikimine sahiptir. İşte bu durum AB
nin öncelikli teknolojiler seçiminde havacılık sektörüne özel bir önem vermesi
sonucunu doğurmuştur. AB nin öncelikli
teknolojiler sıralamasında havacılık teknolojileri dördüncü sırada yer almıştır.
Burada; sanayileşmiş ülkelerde
uzun zamandır uygulanan, sanayileşen ülkelerde ise sanayileşme stratejilerinin
temelini oluşturan ‘Teknoloji Öngörü’ çalışmasından söz etmeden
geçemeyeceğim. Çağımızdaki devlete
artık bir işletme olarak bakılması gerekmektedir kanımca. Devlet çalışanlarının (halkının) refahını
artırabilmek için ülkesini rasyonel karar alma mekanizmalarını kullanarak
yönetmesi gerekmektedir. Dünyadaki
değişimleri yakından takip ederek iç dinamiklerini ona göre yenilemeli, halkına emredici olmamalı, yol gösterici
olmalıdır. Yol gösterici olmak içinde
her ülkenin bir vizyonunun olması gereklidir.
Ülkemizin vizyonu bence kurucumuz tarafından çok açık ve net bir biçimde
konulmuştur. ‘Ülkeyi Çağdaş Uygarlık
Seviyesine Çıkartmak’. Ülkemiz geçtiğimiz 60 yılda demokratik düşünce normları
üzerinde tartışırken ve böyle düşünme yeteneğini içine sindirmeye çalışırken
dünya ülkelerinin ‘çağdaşları’ cok hızlı değişmiş ve gelişmiş, sanayi
toplumundan çıkıp bilgi toplumuna evrilmeye başlamış, koskoco dünya küçük bir
köy haline gelivermiştir. İçinde
bulunduğumuz asırda en önemli güç kaynağının bilgi olduğu ortaya
çıkmıştır. Ülkemizin son ekonomik
krizden çıkartacağı ders ana hedefinin vakit geçirmeden ‘Üreten Türkiye’
olmasıdır. Bizim gibi sanayileşen
ülkelerdeki en önemli sorun, kaynak azlığından, hangi teknolojilerin
gelişmesine ülkenin kaynaklarının aktarılmasının en rasyonel olacağı sorusuna
yanıt aramaktır. Bu bilgi ancak Teknoloji Öngörü çalışmaları ile sağlanabilir.
Teknoloji Öngörü calışması iki yılda bir revize edilen, değişime ve gelişmeye
açık bir çalışmadır ve devletin koordinatörlüğünde ilgili bütün aktörlerin
katkısıyla gerçekleştirilmelidir. Çıkan sonuçların meşruluğu, otoritesi ve
beğenilirliğinin tam olması gereklidir.
Bu çalışmanın yapılaması doğrultusunda bir karar Bilim ve Teknoloji
Yüksek Kurulu (BTYK) nın 13 Aralık 2000
toplantısında alınmıştır [2].
Teknoloji Öngörü çalışması
sonucunda saptanan öncelikli teknolojilerde yetkinlik kazanılması bilimde yatkinlik
kazanılamasını da tetikliyecektir.
Çünki çağımızada, bilim ve teknolojideki iç içe girmişlik, teknolojide
yetkinlik için bilimsel bilginin üretilmeside gerekmektedir. Bilim ve
teknolojide yetkinleşmek, yalnızca ‘bilim ve teknolojiyi üretmede’ yetkinleşmek
anlamına gelmemektedir. Türkiye, bilimsel ve teknolojik araştırmalar sonucu
ortaya konan bulguları, ekonomik ve toplumsal faydaya hızla dönüştürebilme
becerisine (inovasyon becerisine) sahip olmalıdırki dünya pazarlarında
rekabetçi olabilsin. Ülkemizin bilim ve teknoloji alanında yetkinleşmasi; bilim
ve teknolojiyi ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme becerisini kazanması,
‘Ulusal İnovasyon Sistemi’ni kurmayı başarmasına bağlıdır. BTYK’nın 25 Ağustos
1997 toplantısında Türkiye’nin ana stratejisinin ‘Bilim ve Teknolojide
yetkinleşmek ve Ulusal İnovasyon Sistemini Kurmak’ olduğu benimsenmiştir [3].
Kanımca, Türkiye’nin Teknoloji
Öngörü çalışması sonucunda saptanacak öncelikli teknolojilerinden bir çoğu
havacılıkta kullanılan teknolojileri içerecektir. Uzun yıllardır, teknoloji
transferiyle de olsa, yatırım yapılarak kazanılan savunma teknolojileri ve
havacılıkta kullanılan teknolojilerin ileri teknoljiler olması da gözönünde
tutulduğunda ülke için ‘Kritik Teknolojiler’ listesinde yer almaları kacınılmaz
olacaktır. Kaldıki Havacılık
teknolojileri üyesi olmaya çalıştığımız AB ninde öncelikli teknolojileri
arasındadır.
2. HAVACILIK SANAYİİNİN GENEL KARAKTERİSTİKLERİ
Havacılık sanayii, teknolojiye
olduğu kadar bilimede dayalı bir sanayiidir.
Bu nedenle bilim-teknoloji yelpazesinin hemen her disiplini havacılık
sanayiine girmiştir. Bu alanda matematiğin en karmaşık kuramlarından en ileri
işletme yöntemlerine kadar, çok geniş bir disiplinler yelpazesinden
yararlanılmaktadır. Havacılığa ait bazı
temel karakteristikler aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1. Havacılıkta
ilerlemeler için gerekli bilgi ve malzemeyi bir araya getirmek diğer alanlara
göre çok daha uzun süre alır. Bu
nedenle başarı ancak insan kaynağı ve parasal destekte devamlılık ve kararlılıkla
elde edilir.
2. Havacılıkta
insan kaynağı kalitesi en üst düzeyde olmalıdır.
3. Geliştirmeye
ve tasarıma yönelik çalışmalar; rüzgar tünelleri, uçuş test alanları,
kapasiteli ve hızlı bilgisayarlar gibi özel ve pahalı ekipmanlara ihtiyaç
gösterir.
4. Havacılığın
pahalı ve geniş tabanlı bir teknolojiye oturması nedeniyle ülkeler arasında bu
alanda işbirliği yapılagelmiştir.
5. Havacılıkta
araştırma, geliştirme ve tasarım çalışmalarının disiplinler arası niteliğinden
dolayı bu tür çalışmaların organizasyonu, çok disiplinli-etkileşimli çalışmayı
en iyi şekilde başaracak bir yapıya sahip olunmasını gerektirmektedir.
6. Havacılıkta
araştırma ve geliştirmenin hedefi; bir hava aracının tasarımı, imalatı ve
kullanımını içerir. Bu nedenle
araştırmacı, tasarımcı, kullanıcı ve bakımcıların kavram çalışmalarından
itibaren işbirliği yapması sağlanmalıdır.
Havacılık; ürün bazında olsun
üretim tesisi bazında olsun, çok büyük çapta yatırım harcamasını gerektiren,
teknoloji içeriği açısından son derece yoğun ve geniş çapta araştırma
geliştirmenin olmassa olmaz türünden bir ön koşul olduğu ve de çok farklı pazar
özelliklerine sahip bulunan bir alandır. Özelliklede havacılık sanayiinin
savunma ile ilgili kesiminde devletin yer ve işlevi büyük önem taşımaktadır.
Batıda devlet özellikle: teknoloji politikalarını oluşturmak, talep
yaratmak, talebi yönlendirmek, pazara yönelik düzenlemeler yapmak, finasman
kaynağı oluşturmak, fon yönetimi yapmak, belirlenen politikaların uygulanması
için yönlendirici önlemler almak, AR-GE kurumları/labaratuvarları kurmak,
deneme alanları oluşturmak, bunları işletmek, eğitim ve öğretim kurumlarını
oluşturmak ve desteklemek gibi görevler üslendiği bilinmektedir.
Havacılıkta devlet destekli araştırma kuruluşları ülkedeki teknolojik alt yapıyı geliştirmek için programlar uygular. Test olanaklarını geliştirir. Sanayi kuruluşları ile birlikte Rekabet Öncesi Araştırma ve Geliştirme projelerinde görev alır. Rekabet Öncesi Geliştirme projeleri teknoloji gösterim projelerine kadarki araştırma geliştirme yelpazesini içermektedir.
3. ÜRÜNE YÖNELİK STRATEJİ
Havacılıkta kullanılan
teknolojilerin çok geniş bir yelpazeyi içerdiği düşünüldüğünde, teknolji öngörü
çalışması sonucunda saptanan öncelikli (kritik) teknoloji listesi ile
havacılığın teknoloji gereksinimleri büyük ölçüde örtüşebilecektir. Havacılık
için öncelikli teknolojilerde yetkinlik kazanılması, havacılığa özgü hedeflerin konulması ile sağlanabilir. Burada hedef, ‘Seçilecek Ürünler’ olacaktır. Gelişmekte olan ülkelerin havacılık
politikalarına bakıldığında da hedefin, bir veya bir kaç hava aracını
tasarlayıp imal ederek üretilen bilgi ve teknolojiyi toplumsal ve ekonomik
faydaya dönüştürmek olduğu görülmektedir.
3.1 Ulusal Havacılık ve Uzay
Konseyi
Türkiye’deki havacılık ve uzay
bilim ve teknolojisinin, çağın ileri düzeyine ulaşması için, ulusal düzeyde
yürürlüğe konacak temel politikaların belirlenmesinde Hükümete danışmanlık
yapmak, kritik alanlarda gerekli koordinasyonu sağlamak, hedef ürünlerin
tespitinde fikir üretmek üzere Ulusal Havacılık ve Uzay Konseyine ihtiyaç
olduğu düşünülmüştür [1].
Konsey kurma calışmaları Şubat
1996 da başlamış, havacılıkla ilgili 15
kuruluş temsilcisinin görev aldığı hazırlık komitesi yasa tasarısını
hazırlamıştır. BTYK, 25 Ağustos 1997 gün ve 17 sayılı kararıyla Uzay ve Havacılık
Konseyi kurulmasını kararlaştırmıştır.
Tasarı devlet bakanlığına sunulduktan sonra çalışmada görev alan
kuruluşlardan üçü çalışmaya temelden itiraz etmiştir. Daha sonra devlet bakanlığı, ortak bir tasarı oluşturabilmek için
caba sarfetmiş, tasarı Ulaştırma ve Maliye Bakanlıklarının karşı cıkışı
nedeniyle Hükümetler katında beklemeye başlamıştır. Bu tasarı yerine,
Ulaştırma Bakanlığı Telsiz Genel Müdürlüğü tarafından 1997 de alınan bir
karar gereğince hazırlanan Türk Uzay
Ajansının kurulmasını tasarısı Milli güvenlik Kurulunun Gündemine kadar
getirilmiştir.
Ulusal Uzay ve Havacılık
Konseyi, doğrudan Başbakanlık’la ilgili, idari ve mali özerkliğe sahip bir kamu
tüzel kişiliği olarak düşünülmüştü.
Tasarıda, çok az sayıda çalışandan oluşan bir sekreterya ve yarı zamanlı
eksperlerden oluşan Konseyin görevleri aşağıdaki gibi tarifleniyordu:
1. Havacılık
ve uzay sanayiimizi geliştirebilmenin gerekleri göz önünde tutularak;
Türkiye’deki havacılık ve uzay bilim ve teknolojisinin çağın ileri düzeyine
ulaştırılması için, ulusal düzeyde yürürlüğe konacak genel hedefin
belirlenmesi.
2. Kabul
olunan genel hedef doğrultusunda, iki yılda bir yeniden gözden geçirmeye açık,
master plan hazırlanması.
3. Master
Plan çerçevesinde, mevcut kabiliyet ile bilgi ve deneyim birikiminin
tespitinden sonra; öngörülen hedeflere ulaşılabilmesi için, ülkenin ar-ge ve
mühendislik yeteneğinin rekabete açık bir iş bölümü içinde, nasıl
yükseleceğinin; özelliklede beyin gücü kaynaklarının yönetimi ile parasal
destek ve özendirme araçlarına ilişkin düzenlemelerin belirlenmesi.
4. Master
Plan’daki hedefleri gerçekleştirmek için öngörülen yasal ve kurumsal
düzenlemeleri, bu düzenlemelerden sorumlu kuruluşları, konuya ilişkin zamanlama
ve finanasman ihtiyacını gösteren bir yol haritasının hazırlanması.
5. Ortak
kullanıma açık, teknolojik alt yapının (ar-ge labaratuvarları, test alanları,
rüzgar tünelleri, simülatörler, bilgi ağları v.b.) kurulmasına mevcudun
geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulması.
6. Rekabet
öncesi ortak araştırmayı mümkün kılacak ortamın ve özendirici mekanizmaların
yaratılaması
7. Kaynakları
akılcı bir biçimde kullanabilmek için, işbirliğine açık alanlarda, özellikle
de, Türk Silahlı Kuvvetleri ile konuya taraf kurumlar arasında, sağlıklı bir
iletişim ve danışma ortamı yaratılması.
8. Master
Plan hedeflerine ne ölcüde erişilebildiğini belirlemek için, uygulamaların
izlenmesi, değerlendirilmesi sonuçların Başbakanlık’a sunulması
3.2 AR-GE ye Dayalı Tedarik
Havacılıkta ürüne yönelik
stratejinin gereği olan ürünlerin saptanmasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)
nın ihtiyaçlarının göz önünde tutulması ulusal bir gereksinimdir. TSK, savunmada teknolojinin önemini kavramış
ve savunma araç-gereci için ödenenlerin büyük kısmının bunları geliştiren
ülkelerdeki araştırmacıların çalışmalarını desteklemek için kulanıldığı
gerçegini görmüştür. Bu düşüncenin bir sonucu olarak 1996 yılından başlayarak,
silahlı kuvvetler bünyesinde bir seri çalışma yürütülmüştür. Çalışmaların sonucında Türk Savunma Sanayii
Politikası ve Stratejisinin Esasları adı altındaki doküman resmi gazatede
yayınlanarak yürürlüğe girmiştir [4].
Politikanın ve stratejinin ana hedefi,
TSK nın sistem ve alt sistem ihtiyaçlarının azami ölçüde yurt içinden
karşılanmasını sağlamaktır. Savunma
için gerekli ürünlere yurt içi imkanlarla erişmede gerekli bilgi ve teknoloji
birikimine ancak araştırma ve geliştirme ile ulaşılabileceği gerçeği ‘ARGE’ye
Dayalı Tedarik’ kavramının geliştirilmesini gündeme getirmiştir. Silahlı kuvvetlerimizin ihtiyaç duyduğu
sistemlerin tamamının yurt içinde üretimi de mümkün olmadığı için, sistemleri
ve teknolojileri üç gruba ayırmak ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bunlar: ‘Milli Olması Zorunlu’
sistemler/teknolojiler, ‘Kritik’ sistemler/teknolojiler ve ‘Diğer’
sistemler/teknolojiler olarak adlandırılmıştır. Milli Olması Zorunlu sistemlerin uzun vadede kesinlikle yurt
içinde geliştirilip, envantere alınması ön görülmektedir. Bu sistemleri geliştirmede kullanılan
teknolojilere ise; sistemde yenilik yapabilecek yeni teknolojileri geliştirecek
düzeyde hakim olunmalıdır. Kritik
sistemlerin geliştirilmesinde de uzun vadede yurt içinde geliştirilmeleri
genelde amaçlanırken, bu sistemler için ortak üretim öngörülebilir. Ortak üretimde transfer edilecek
teknolojilerin özümsenmesi bu yöntemin esas katma değeridir. Diğer Sistemler ise çok kaynaklı tedarik
politikasına uygun olarak satın alınacak sistemlerdir.
BTYK’nın 25 Ağustos 1997
toplantısının ilgili kararı ‘Ulusal savunma streatejimizin önceliklerini ve
Ulusal Savunma Sanayii’nin bu önceliklere yanıt verecek biçimde ve özelliklerde
teknoloji yeteneği açısından geliştirilmesi gereği, ülkenin bilim ve teknoloji
yeteneğini bir bütün olarak yükseltme gereğinin ayrılmaz bir parçası sayar ve
savunma önceliklerinin bu bütün içinde cözülmesi gereğini teyit eder’
demektedir [3]. Bütün bu gelişmelerle
ülkemizde yeteri olgunluğa erişen savunma araştırma ve teknoloji kavramlarını
uygulamaya koyarken, savunma için önemli ve öncelikli ürün ve teknoloji
konularının seçilmesi geregi vardır.
Politik, askeri, teknolojik ve ekonomik verilerden hareketle yapılan
seçme işleminde kulanılması önerilen bir metodoloji daha önce açıklanmıştı
[5]. Bu metodoloji, NATO ülkelerinde
kullanılan yöntemlerin ülkemize uyarlanmasından elde edilmiştir [6]. Yöntem,
meşru, otoriter ve beğenilen bir sonuca erişmede ülkemizde mevcut insan
kaynağının rasyonel bir şekilde kullanılmasını ön plana çıkartmaktadır. Geniş bir insan kaynağı sistematik bir
şekilde kullanılarak sinerji yaratılacak,
uygulamaya geçildiğinde hoş görü ve ortak akılda birleşme
sağlayacaktır.
4.
YAN STRATEJİLER ve
POLİTİKALAR
Türkiye’nin havacılık
alanındaki ana stratejisinin ürüne yönelik olması gereğini, ürün seçimindeki
olası yöntemleri ve kullanılması önerilen mekanizmaları yukarıda anlatmaya
çalıştık. Bu ana stratejiyi
destekleyici yan strateji ve politikaları aşağıdaki gibi sıralabiliriz. Bunların ana strateji ile tam bir bütünlük
içinde yürütülmesi gerekliliğine inanıyoruz.
1. İthal
yoluyla sağlanan hava araçlarının ihalelerinde; yerli olarak üretebilme, daha
önemlisi tasarım ve geliştirme için gereksinim duyulan ileri teknolojilerin
Türkiye’ye transferi, firma seçiminde belirleyici bir kriter olarak alınması.
2. Hava
aracı ve/veya yan sisemlerinin ortak üretimi ve geliştirme konsorsiyumlarında
görev alınması için özel çaba harcanması.
3. Bakım,
onarım ve modernizasyon alanında havacılık sanayimizin uluslararası pazardaki
payının artırılması.
4. Gerek
ürün bazında gerekse geliştirilmesi ön görülen sistem mühendisliği, tasarım
mühendisliği, araştırma-geliştirme yetenekleri bazında olabildiğince çift
amaçlılığın esas alınması.
5. Staratejik
yaklaşımlarda; güdüm elektoniği, sensörler, mikro elektromekanik sistemler,
havacılıktaki enformasyon teknolojileri konularının, destek ve fon sağlamada
öncelikli alanlar olarak kabulü.
6. Silahlı
kuvvetler, T.H.Y , Havacılık sanayii kesimleri, araştırma-geliştirme birimleri
arasında, teknoloji aktarımı (transfer) ve yayınımı (dıfüzyon) ve mevcut
olanakların karşılıklı olarak yararlanmayı mümkün kılacak, işbirliği
kanallarının açılması.
7. Havaclık
sanayii, gibi teknolojinin uç noktalarında faaliyet gösteren bir dalda ülkeye
transfer edilen iş organizasyonu, sistem mühendisliği, imalat ve kontrol
teknikleri, standardizasyon, kalite güvenilirliği ve metroloji gibi alanlardaki
bilgi ve deneyim birikiminin, en azından, havacılık yan sanayiini kurmaya aday
sanayi kesimlerine yayılmasını sağlayacak tedbirlerin alınması.
8. Havacılık
sanayiinde geçerli malzeme standartlarının, bu standartlarda malzeme üretebilme
potansiyeline sahip kuruluşların bilgisine sunularak, ürettikler malzemenin
standartlara uygunluk açısından sertifikalandırılması için, bu yetkinliğe
sahip, ulusal metroloji, kalite denetim ve akriditasyon sisteminin
oluşturulması.
9. Mevcut
ya da ilerde ortaya çıkabilecek SSM off-set olanaklarndan, beyin gücü de dahil,
araştırma-geliştirme alt yapısını ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini
destekleyecek biçimde ve mümkün olduğu kadar büyük ölçüde yararlanılması
10. Havacılıkta
gerekli olan her kademedeki insan kaynağının yetiştirilmesinin (beyin gücü
planlamasının) öncelikle ele alınması gereken bir konu ve stratejik bir araç
olara kabul edilmesi.
5. SONUÇ YERİNE
Havacılık bilim teknoloji ve
sanayii politikalarında geçtiğimiz beş altı yıllık bir dönemde üretilen
bilgiler ve çeşitli kademelerde özümsenmeye çalışılan yeni fikirleri kısaca
anlatmaya çalıştık. Kanımızca konu yeterince incelenmiştir ve anılan
stratejilerin uygulanması ile sürdürülebilir
güçlü bir havacılık sanayine sahip olunabilecektir. Vergi vericinin paralarıyla yapılan
havacılık yatırımlarının devamlılığını sağlamak, ancak yukarıda anlatılan
strateji ve politikaların kısa vadeli politik ve çıkar çekişmelerinden arındırılarak rasyonel bir şekilde
uygulanması ile gerçekleştirilebilecektir.
Bu politikalarda devletin rolü; havacılık konusundaki çeşitli aktörlerin
orkestrasyonunu yapmaktan öteye gitmemelidir.
Devlet emredici değil yol gösterici teşvik edici olmalıdır. İçinde yaşadığımız ve yönetimde anlayışı
değiştirmeye çalıştığımız bu dönemde; havacılık alanındaki sürdürülebilir
gelişme de, diğer sektörlerdeki gibi, Türkiye nin çağdaş yönetim yaklaşımına
gösterebilecegi uyum ile orantılı olacaktır.
Ümitli olmamızın nedeni, insanlarımızın bu değişimi gerçekleştirebilecek
bilinç ve reflekse sahip olduğuna inanmamızdandır.
4.
REFERANSLAR
[1] ‘Havacılıkta
Bilim-Teknoloji-Sanayii Politikaları, Türkiye için Öneriler’ TÜBİTAK BTP 95/03
Ekim 1995.
[2] ‘Altıncı Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu Toplantıları’ TÜBİTAK
BTP, 2001
[3] ‘Türkiyenin Bilim ve Teknoloji Politikası’ TUBİTAK, 1997.
[4] ‘Türk Savunma Sanayi
Politikası ve Stratejisi Esasları’ Resmi Gazete, 20 Haziran 1998, Sayı 23378.
[5] ‘Uluslararası Savunma Araştırma, Teknoloji Stratejileri ve Türkiye’ A.Ş. Üçer, B Karan, H Korkmazyürek., 2000 li yıllarda Uzay, Havacılı ve Savunma Teknolojilerinin Öncelikleri Sempozyumu. Cilt 1, Sayfa 171.
[9] ‘NATO Research and Technology Strategy’ , three volumes, RTO AS/323-D/35, Temmuz 1999.