makale yayım koşulları | abonelik | reklam | iletişim | arşiv | kaynak arama
![]() |
MÜHENDİS
ve MAKİNA Mayıs 2003 - Sayı 520
|
makale
İŞ SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ KONULARINDA DEVLETİN
İŞVERENİN İŞÇİNİN GÖREV ve SORUMLULUKLARI
Haydar KAÇMAZ *
* Elektrik Mühendisi, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı Baş İş Müfettişi
Bu makalede iş güvenliği, iş
sağlığı konularındaki mevzuatlar incelenip devletin, işverenin ve işçinin
sorumlulukları incelenecektir.
Sanayileşmenin doğal bir sonucu
olarak, yoğun işçi çalıştırılan iş yerlerinde iş kazalarının sayısında büyük
artışlar olmuştur. Önceleri bu kazalar işverenler tarafından fazla
önemsenmezken zaman içinde bu kazalar sonucu doğan üretim kayıpları
işverenlerin önlem alma zorunluluğunu doğurmuştur.
Bir yandan yapılan düzenlemelerle;
iş yerlerindeki çalışma koşulları işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından
tehlikelerden arındırılmaya çalışılırken diğer yandan da sosyal güvenlik
kuruluşlarının işverenlere sadece kusurlarının bulunmadığı durumlarda güvence
sağlayacağı fikri yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bugün için sosyal güvenlik
kuruluşlarının kusurlu işverenlere bir güvence sağlamayacağı fikri toplum
tarafından kabul edilmiş ise de; iş yerlerinin tehlikelerden arındırılmış
olduğunu söylemek pek mümkün değildir.
Anahtar sözcükler :
Sosyal güvenlik, işyeri denetleme, iş sağlığı, iş
güvenliği
In this paper, the reponsibilities
of employers, state institutions and workers on topics of safety of work and
health of qork will be investigated.
As a natural consequence of
industrialization, there is considerable increase in industrial accidents
(injuries) in companies that employ many workers. Although employers didn’t
give too muh importance to these injuries, as the time past, serious
precautions are needed in case of manufacturing capability losses.
While the working conditions in
factories, workshops and companies is tried to be refined from dangerous
situations, emplyores are informed about that the only was of taking social
security is having any reponsibility of employers related to injuries. Even
many organizations and institutions in soceiety accept this rule, we cannot say
that the dangerous conditions are filly eliminated
Keywords: Social security, auditing, health
of work, security of work
02-03 Mayıs 2003 tarihlerinde Adana’da gerçekleştirilen “II.
İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi”nde bildiri olarak sunulmuştur.
GİRİŞ
Sanayileşmenin doğal bir sonucu olarak, yoğun işçi çalıştırılan iş yerlerinde iş kazalarının sayısında büyük artışlar olmuştur. Önceleri bu kazalar işverenler tarafından fazla önemsenmezken zaman içinde bu kazalar sonucu doğan üretim kayıpları işverenlerin önlem alma zorunluluğunu doğurmuştur.
Sosyal güvenlik kuruluşlarının
doğması da, bu gelişmelerin ortaya çıkmasının bir sonucudur. Önceleri yaralanan
ve hastalanan işçilerin tedavisi için katkıda bulunan işverenler daha ileri
aşamalarda, bunları organize edecek olan kuruluşların oluşumuna katkıda
bulunarak sosyal güvenlik kuruluşlarının doğmasına yol açmıştır.
İleri aşamalarda ise gerek baskı
gruplarının etkisi gerekse toplumsal gelişmeler karşısında bu tür katkıların
yeterli olmadığı, önemli olanın bir zararın meydana gelmesinin engellenmesi
olduğu anlaşılmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak, koruyucu önlemler
getirilmiştir. Önceleri çalışma sürelerinin sınırlandırılmasının yeterli olduğu
düşünülmüş ise de; zamanla bunların
sadece süre açısından tehlikeyi
sınırlandırdığı, tehlike riskini ortadan kaldırmadığı anlaşılmıştır.
Bir yandan yapılan
düzenlemelerle; iş yerlerindeki çalışma koşulları işçi sağlığı ve iş güvenliği
açısından tehlikelerden arındırılmaya çalışılırken diğer yandan da sosyal
güvenlik kuruluşlarının işverenlere sadece kusurlarının bulunmadığı durumlarda
güvence sağlayacağı fikri yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bugün için sosyal
güvenlik kuruluşlarının kusurlu işverenlere bir güvence sağlayamayacağı fikri
toplum tarafından kabul edilmiş ise de; iş yerlerinin tehlikelerden
arındırılmış olduğunu söylemek pek mümkün değildir.
Bugün ülkemizde uygulanmakta
bulunan mevzuat açısından, ülkemizin çağdaş ülkelerden daha geri olduğunu
söylemek mümkün değildir.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
Tüzüğü' nün 4. Maddesi işyerlerinde alınması gereken önlemler açısından,
işverenleri en geniş anlamda sorumlu tutmakta, bugün için geçerli kabul edilen
bir önlemin bir süre sonra geçerliliğini yitirebileceğini kabul ederek, işçi
sağlığı ve iş güvenliği açısından işverenleri sürekli arayış ve bundan daha az
tehlikeli madde ve durumları işyerlerinde uygulama zorunluluğunda olduklarını
dile getirmektedir.
Düşünce olarak çağdaş olan
mevzuatımızın sistematik olarak çağdaş olduğunun söylenmesi pek mümkün
değildir. Özellikle iş kazalarında yeterli bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.
İŞÇİ
SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA DEVLETİN GÖREVLERİ
Çağdaş bir devlet,sosyal bir
hukuk devleti olmak zorunda olduğuna göre öncelikle vatandaşlarının en kutsal
hakkı olan yaşama hakkını güvence altına almak zorundadır. Bu da çalışanlar
bakımından, çalışma ortamında tüm tehlikelerden uzak çalışmak demektir. Bu
nedenle çağdaş devlet , bu görevini yerine getirecek olan tüm önlemleri
belirlemek; bunların işyerlerinde uygulanmasını sağlamak ve bunları sürekli
olarak düzeltmekle yükümlüdür.
Devletin görevlerini şu başlıklar
altında toplamak mümkündür:
DEVLETİN
İŞ GÜVENLİĞİ MEVZUATINI OLUŞTURMA GÖREVİ
Bilindiği gibi hukuk devletinin
temel özelliği tüm kuralların önceden
belirlenerek kamuoyunun bilgisine sunulmasıdır. Devlet bu görevini kanun,
tüzük, yönetmelik gibi mevzuatı oluşturarak yerine getirir. Bizim buradaki
konumuz, devletin bu görevini nasıl yerine getirdiği değil; amacı
gerçekleştirmek için getirmiş olduğu düzenlemelerin nelerden ibaret olduğunun
araştırılmasıdır.
Bu nedenle de devletin oluşturduğu
mevzuata kısaca değinmek gerekmektedir.
İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞÇİ GÜVENLİĞİNİ İLGİLENDİREN MEVZUAT
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
alanıyla ilgili sorunların çözümüne yönelik hükümlerin tek bir yasayla
düzenlenmemiş olması, yargılanma aşamasında zorluklara yol açmaktadır.
Konuya ilişkin hükümlerin değişik
yasalarda yer alması her yasanın çıkarılış amacına uygun yorumlama yapılması
sırasında uygulamacıları zor durumda bırakmaktadır. Bu yorumlamalar sırasında
zaman zaman yaratılan çelişkili durumlar ise yargıtay tarafından giderilerek,
yasal boşluklar içtihatlarla doldurulmaya çalışılmaktadır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliğini
ilgilendiren mevzuatın başında elbette ki hizmet akdinin tanımı yer almaktadır.
Yukarıda da belirtildiği gibi mevzuattaki dağınıklık bizi bu tanım için Borçlar
Kanunu'na kadar göndermektedir.
B.K. Md. 313 "Hizmet akdi
bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet
görmeyi ve iş sahibi dahi bir ücret vermeyi taahhüt eder." hükmünü düzenlemiştir. Aynı maddenin son fıkrasında
ise: "Hizmet akdi hakkındaki hükümler baz alınarak çıraklık akdine de
tatbik olunur." hükmünü getirerek,
çırakların dahi yasa koruyucu tarafından işçi gibi önemsendiğini
vurgulamaktadır.
İş Yasasında ise herhangi bir
hizmet akdi tanımına yer verilmeden
doğrudan işçi, işveren ve
işveren vekili tanımına girilmektedir.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Hükümleri de temelini Borçlar Yasası'ndan almaktadır.
Yasa koyucu; B.K. Md. 332 de
"İşverenin işyerinde çalışan işçisinin karşılaşabileceği tehlikeleri
önlemek, sağlıklı bir işyeri ortamı oluşturmak zorundadır." hükmünü
getirmekle bu konudaki temel düşüncesini ortaya koymaktadır. Burada
görülebileceği gibi yasa koyucu
alınacak tedbirlerde sınırsız bir zorlamaya gitmemekte, işverenlerin
istenebilecek olan tedbirlerin istenmesinin hakkaniyet sınırlarını aşmaması esasını ön şart olarak
getirmektedir. Olaya Borçlar Yasası açısından bakıldığında, ortada ters bir
durum yok gibi görünse de uygulamada bu
hükmün yetersizliği açık olarak ortaya çıkmaktadır.
Günümüz şartları altında sanayi
kuruluşlarında çalışan işçilerin iş
güvenliği açısından
korunmaları, işverenin bilgi
düzeyi,ekonomik gücü gibi değişken verilerle
değişebilecek hakkaniyet ilkesine dayandırıldığında içinden çıkılmaz bir
kaos yaratılmış olacaktır. Oysa hukukun amacı sorun yaratmak değil, yaratılmış
olan sorunların en doğru bir şekilde çözümlenmesini sağlamaktır.
İş Yasası hükümlerine göre
çıkarılmış bulunan İş Güvenliği Tüzüğü'nde
yasa koyucu Borçlar Yasasından farklı olarak hakkaniyet ilkesine hiç
değinmeksizin, günümüz koşullarına daha uygun çözümler üretecek olan kusursuz sorumluluk ilkesini benimsemiştir.
Anılan yasa ve tüzükte yer
verilen düzenlemelere bakıldığında;
İş Yasası Md.73 te : “Her işveren, işyerinde işçilerinin sağlığını ve iş güvenliğini
sağlamak için gerekli olanı yapmak ve
bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlüdür.
İşçilerde işçi sağlığı ve iş güvenliği hakkındaki usul
ve şartlara uymakla yükümlüdürler.
İşverenler, makinelerin
kullanılmasından doğacak olan tehlikelerden ve bu hususta önceden alınabilecek tedbirlerden işçileri münasip
bir şekilde haberdar etmek
zorundadırlar.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği
Tüzüğü:
Md.1 : İşçilere ait yatıp
kalkma yerlerinde ve diğer müştemilatında
bulunması gerekli sağlık şartlarının ve
işyerlerinde kullanılan alet, edevat, makinalar ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olacak tedbir
ve araçların, işyerlerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli
araçların ve alınacak güvenlik önlemlerinin neler olduğu bu tüzükte
belirtilmiştir.
Md.2 : Her işveren,
işyerinde işçilerinin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için, bu tüzükte
belirtilen şartları yerine getirmek,
araçları noksansız bulundurmak, gerekli olanı yapmakla yükümlüdür.
İşçiler de, bu yoldaki usuller ve şartlara uymak zorundadırlar.
Md.3 : İşveren, işçilerine yapmakta oldukları
işlerinde uymaları gereken sağlık
ve güvenlik tedbirlerini öğretmek ve iş değiştirecek işçilere yenisinin gerektirdiği bilgileri vermek ve öğretmek zorundadır.
Md.4 : İşverenin, işyerinde teknik ilerlemelerin getirdiği daha
uygun sağlık şartlarını sağlaması;
kullanılan makinelerle alet ve edevattan herhangi bir şekilde tehlike
gösterenleri veya hammaddelerden zehirli veya zararlı olanları, yapılan işin özelliğine ve fennin gereklerine göre bu tehlike ve
zararları azaltan alet ve edevatla değiştirmesi,
iş kazalarını önlemek üzere işyerinde alınması gerekli tedbir ve araçları ve alınacak diğer iş güvenliği tedbirlerini devamlı surette izlemesi esastır. Hükümleri ile
karşılaşılmaktadır.
Buradan da görüleceği gibi, yasa
koyucu bu hükümlerde daha çağdaş bir görüşten hareketle, işyerinde alınabilecek
bütün güvenlik önlemleri açısından
işverenleri sorumlu kılmakta, işçilerin
sorumluluğu ise sadece alınacak
bu önlemlere uymakla sınırlandırılmaktadır. Ancak bu sorumluluğa getirilen yaptırım, işçi açısından öylesine
büyük zarara yol açacak bir yaptırımdır
ki, kanımca bu yaptırım, yasada
düzenlenmiş bulunan en ağır
yaptırımdır.
İş Yasası Md.17/II- h işçinin
kendi isteği veya savsaklaması yüzünden iş güvenliğini tehlikeye düşürmesi durumunda işverene
işçinin hizmet akdini bildirimsiz ve
tazminatsız feshetme yetkisi vermektedir.
Günümüz koşullarında işçinin işsiz kalmasından daha ağır bir durum olmadığı gibi, işçi aynı zamanda tazminat hakkından da yoksun kalmaktadır. Bu nedenle yasalarımızın
sadece işverenlere yükümlülük getiren
yasalar olduğunu, sürekli olarak işçileri kollamakta olduğunu savunmak
mümkün değildir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, anılan
yaptırımın uygulanabilmesi için bir
zararın doğmuş olması dahi gerekmemektedir. Bir tehlikenin varlığı bu hükmün uygulanabilmesi için
yeterli ortamı yaratmaktadır.
Ana hatları ile işçi sağlığı ve
iş güvenliği düzenlemesi, yukarıda belirtildiği gibi Borçlar Yasası ve İş
Yasasında yapılmışsa da düzenlemelerin bunlardan olduğunu söylemek
mümkün değildir.
Belediyeler Kanunu - Umumi
Hıfzıssıhha Kanunu - Sosyal Sigortalar Kanunu - İmar Kanunu ve benzeri
kanunlarla bu amaca yönelik
düzenlemeler getirilmiştir.
28.01.1946 yılında çıkarılan
"Çalışma Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunla" Çalışma Bakanlığı kurularak,
işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlama
ve denetleme görevi bu bakanlığa verilmiştir.
Bu amacın gerçekleştirilmesi
için İş Yasasına dayanılarak çıkarılan belli başlı tüzükler aşağıdaki
gibi sayılabilir:
• İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü,
• Parlayıcı
ve Patlayıcı Maddeler Tüzüğü,
• Yapı
İşlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü,
• Maden ve
Taşocağı İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İSİG Önlemleri
Tüzüğü,
• Ağır ve
Tehlikeli İşler Tüzüğü,
DEVLETİN
İŞ GÜVENLİĞİNİ DENETLEME GÖREVİ
Çağdaş devletin bir diğer asli
görevi de şüphesiz denetimdir.
Denetimsiz olarak bir kuralın
uygulanabilirliğini savunmak söz konusu olamayacağına göre, işyerlerinin işçi
sağlığı ve iş güvenliği açısından
sürekli olarak denetlenmesi gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği
gibi bu görev, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişleri tarafından yerine getirilmektedir.
İş yaşamının teknik yönden
denetimi, İş Yasasının 89. Maddesi ve 81 Sayılı Uluslararası Sözleşmeye göre yürürlüğe konulmuş bulunan
İş Teftiş Kuruluna bağlı Devlet adına denetime yetkili Teknik İş
Müfettişlerince yerine getirilmektedir.
Devlet denetleme görevini iki
aşamada yerine getirmektedir:
İşyerindeki Çalışmanın
Başlamasından önceki Denetim
Yasa koyucu bazı önemli
durumlarda işyerlerinin faaliyete geçmeye başlamasından önce denetlenmeye başlanmasını gerekli görerek
bunların Kurma İzni almasını hüküm
altına almıştır. Bu gibi işyerleri faaliyete geçmeden önce, işyerleri ile
ilgili bilgileri devletin denetimine sunarak, işyeri projelerinin mevzuata
uygunluğunun onayını isterler.
Bu aşamada yapılan denetimlerde
getirilen öneriler doğrultusunda yapılacak değişikliklerle tehlikelerin önüne
geçildiği gibi, daha sonradan yapılmak zorunluluğunda kalınacak olan
değişikliklerin getireceği maliyetler ortadan kaldırılmış olur. Bu izni alıp
işyerini kurmaya başlayan işveren, işyerinin kurulmasını tamamladıktan sonra,
işletmeye başlamadan önce tekrar
işyerinin kontrol edilmesini ve kendisine
İşletme Belgesi verilmesini istemek
zorundadır.
İşyerinin Faaliyete Geçmesinden
Sonra Yapılan Programlı Denetimler
Devlet adına denetim yapan
müfettişler bu denetim tipinde; üretime geçilmiş olan işyerlerinde alınmış olan
önlemlerin devam edip etmediği
hususları ile kuruluş öncesi denetimden geçme zorunluluğu bulunmayan işyerlerindeki durumları kontrol etmektedirler. Müfettişler, bu
denetimler sırasında işçiler için yaşamsal bir yakın tehlike bulunmayan
noksanlıklar tespit ettikleri takdirde
bir defaya mahsus olmak üzere giderilmesi için
uygun bir süre verebildikleri gibi
ceza da uygulayabilirler.
Ancak tespit edilen
noksanlıkların bir sonraki kontrol teftişte yapılmamış olması halinde kesin
olarak ceza uygularlar. Bu noksanlıkların yapılmamasının devam etmesi halinde
ceza takip eden her bir ay için katlı olarak uygulanır. Cezalar İdari Para
Cezası niteliğinde olup, itiraz hakkı mevcuttur. Süresi 1 haftadır. Dava Sulh
Ceza Mahkemesine açılır mahkemenin verdiği karar kesin olup itiraz hakkı
yoktur.
Müfettişlerin çalışanlar için
yaşamsal yakın tehlike arz eden
noksanlıklar ve durumlar görmesi halinde ise;
bu işyerlerinde işi durdurma
veya işyerini kapatma yetkileri
de bulunmaktadır.
DEVLETİN
İŞ GÜVENLİĞİ KONULARINDAKİ EĞİTİM GÖREVİ
İşçi Sağlığı ve iş güvenliği
konularında eğitim çok önemli bir
faktördür. Gerek işverenlerin, gerekse de işçilerin bu konulardaki eğitimi tamamlanmadığı sürece, alınan
önlemlerden yeteri kadar yarar sağlamak
mümkün olmayacaktır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığında bu görev 3 ayrı kuruluş
tarafından yerine getirilmektedir.
Yakın ve Orta Doğu Çalışma Eğitim Merkezi
Kısa adı YODÇEM olan bu kuruluş
işçileri, işverenlerin ve bunların
örgütlerinin eğitimi ile görevlendirilmiş bir kuruluştur.
İş Sağlığı ve Güvenliği
Genel Müdürlüğü
Bakanlığın bir kuruluşu olan bu genel müdürlük, iş kazaları ve meslek hastalıkları
konularında inceleme, araştırma, eğitim ve mevzuat çalışmaları
yapmak ile görevlendirilmiştir.
İş Müfettişleri
İşyerlerinde teknik yönden
teftişler yapan iş müfettişleri,
işyerlerinin daha sağlıklı ve güvenlikli
olabilmeleri için, işçi sağlığı ve iş
güvenliği konularındaki bilgi ve
birikimlerini işçi ve işverenlerin eğitilmeleri ve bilgilendirilmeleri için de
görevlendirilmektedirler.
İŞÇİ
SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA İŞVERENİN GÖREVLERİ
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği açısından işverenin sorumluluğunu doğuran düşünce, değişik düşüncelerden hareketle
tek bir noktada buluşmaktadır. Bu düşünceler aşağıda belirtildiği gibi
sıralanabilir:
• Tehlike unsuru ile
sorumluluk unsuru eş anlamlıdır.
• Üretimden yararlanan kişi işveren olduğuna göre, sorumluluk ta
ona ait olmalıdır.
• İşçi, ekonomik açıdan işverenden daha zayıf
olduğuna göre, işverenin karşısında korunmalıdır.
• İşçi,
İşverene göre sosyal açıdan da güçsüz
durumdadır, bu nedenle işverene karşı korunmalıdır.
Bu düşünceler doğrultusunda güvenlik konusunda sorumluluğun işverene ait olduğu kabul edilmektedir.
En kısa deyimi ile işçisine karşı
kusursuz sorumluluk ilkesi ile sorumlu tutulan işverenin,işyerinde zarar riskini azaltan tedbirler yerine, tehlike riskini azaltan ve hatta ortadan
kaldıran tedbirleri alması en akılcı yöntemdir. Bu günkü mevzuatımızda
da kabul gören prensip budur. Bu
nedenle işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından görevlerini
aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.
Mevzuatı Yerine Getirme Görevi
İşçi Sağlığı ve iş güvenliği
konusunda işverene düşen en önemli
görev mutlaka yazılı kurallara (mevzuata) uyma yükümlülüğüdür. Burada özel
olarak vurgulanması gereken husus, işverenlerin bu kurallara elden geldiğince durumu elverdiğince, gücü
yettiğince uyması değil, kendi
işyerini ilgilendirdiği ölçüde
bu kurallara uyma zorunluluğunun bulunduğudur.
İşyerlerinde güvenlik
önlemlerinin alınması, işverenin işçisini
gözetme borcunun bir sonucudur. İşveren, İş Kanununa tabi bir işyeri
işletiyorsa bu yasa ile getirilmiş hükümlere, yok eğer İş Kanunu
kapsamı dışında kalan bir işyeri
işletiyorsa bu kez de Borçlar
Yasası ile getirilen hükümlere uymak zorundadır.
Burada sözü geçen mevzuat
sadece yazılı olan değil, yazılı olmayanları da kapsamaktadır. İşçi Sağlığı
ve İş Güvenliği Tüzüğünün 4.Maddesi incelendiğinde de görülecektir ki, yasa
koyucu bu madde ile işverenin yükümlülüğünü
belirlerken, mevcut önlemlerle yetinilemeyeceğini, günün ve teknolojinin getireceği yenilikleri de
takip edip, bunların işyerlerinde uygulanması görevinin de işverende
olduğunu açık olarak dile
getirmektedir.
Borçlar Yasasından farklı
düzenlemeye gidilmiş olan İş Yasasındaki temel
kural, önlemin objektif açıdan
yerine getirilmesi gerekli ise, başkaca bir husus dikkate alınmaksızın, bunun yerine getirilmesi zorunluluğundan
bahsedilir. Gerek maliyetin yüksekliği gerekse de hakkaniyete uymayacağı
savunması yapılamayacaktır.
Bu nedenle yasa koyucu, İş Yasasında Borçlar Yasasından farklı olarak,
hakkaniyet ilkesinden ve adalete uygunluk ilkesinden söz etmemiştir.
İş Yasası kapsamında olan bir
işyerinde alınacak önlem, bilim, teknik ve deneyimin ulaştığı ve yazılı teknik
literatürde yer alan şekil ve düzeyde olmalıdır. Olayın meydana geldiği sırada, bilim ve tekniğin ulaştığı düzey,
meydana gelebilecek iş kazasını
önleyebilecek tedbir ve olanaklara sahip ise, işveren gereken önlemleri
almamış sayılmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak da, İşçi Sağlığı ve İş
güvenliği Tüzüğünün 4. Maddesinde işverenin
sorumluluğuna bir sınır getirilmiştir.
İşçileri Eğitme Görevi
İşyerinde sadece tedbirlerin alınmış olması çoğu kez tehlikeyi ortadan kaldırmamaktadır.
Önlemlerle birlikte; bu önlemlere uyma,
tehlikeleri bilme ve tekniğin getirdiği
yenilikleri de öğrenmeyi zorunlu
kılmaktadır. Bu nedenle İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 3. Maddesi ile
Parlayıcı ve Patlayıcı Maddeler
Tüzüğünün 73.üncü maddesindeki düzenlemeye yer verilmiştir.
Buna göre işveren, işçisini mutlaka
eğitecek onun bilgisinin yeterliliğine
güvenmeyecektir. Bu eğitim sadece işe yeni giriş sırasında yapılmayacak, her iş değişmesinde yenisinin tehlikeleri ve alınacak önlemler konusunda işçiler yeniden eğitimlere tabi
tutulacaktır. Burada görüleceği gibi,
işverenin işçilerini eğitme görevi süreklilik göstermektedir. Ayrıca yapılan
eğitimlerin, eğitilenlerin eğitim ve kültürü seviyesinde olması, uzman kişiler tarafından verilmesi ve
gerçekçi olması gerekmektedir. Aksi takdirde
yarar sağlaması mümkün değildir.
Küçük çaplı işyerlerinde sıklıkla
karşılaşılan, " işçiler ustaları tarafından denetlenip eğitilmektedir " şeklindeki savunma ve
yaklaşımlar aslında büyük ve beklenmeyen tehlikelerin mesleki körlük- işyeri körlüğü nedeni
ile ustalar tarafından da görülemeyeceği gerçeği bunu savunanlar tarafından da
bilinememektedir.
İşverenin Denetim Görevi
Her şeyde olduğu gibi,
güvenliğin temeli de denetimdir.
İnsanlar, ne kadar eğitilmiş olsalar da, ne kadar işlerine eğilip önem verseler de, denetlenmedikleri
takdirde, bir süre sonra bu özelliklerini
kaybetmektedirler. Bu nedenle bu
özelliklerini canlı tutmanın yolu eğitimle birlikte denetimden geçmektedir.
Bir insanın dikkatini sürekli
olarak bir konuda toplayabilmesi mümkün
değildir. Bu nedenle işçilerin sürekli
olarak denetlenmesi noksanlıkların
zamanında görülmesi ve risk
oluşmadan önlem alınması gerekmektedir.
İşyerlerindeki sağlık ve güvenlik kurallarının denetlenmesi sadece devlete ve işverenlere bırakılmamıştır. Yasa koyucun İş
Yasası 76.Maddesi gereği, 50 ve daha
fazla işçinin 6 aydan daha fazla bir süre ile çalıştığı ve sanayiden sayılan
işlerin yapıldığı işyerlerinde; işveren ve işçi temsilcilerinin işyerlerindeki
tehlikeleri birlikte görmeleri, tartışmaları ve alınacak önlemleri yine
birlikte karar vererek almaları ve
savsaklama yapmamaları konuya daha ciddi olarak bakmaları ve oto kontrol
sistemi oluşturmaları amacıyla İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği Kurulu
kurulmasını ve çalışmasını zorunlu kılmıştır.
İşçileri Alınacak Güvenlik
Önlemlerine Uymaya Zorlama Görevi
Sanayide ve işletmelerde görülen
tehlikeler karşısında işverenlerin bu
tür bir görevinin bulunduğunu kabul
etmek gerekmektedir. Aksi takdirde tüm görev ve yükümlülüklerini yerine
getiren, ancak bunlara uyulmadığını da gören işverenin, işçisini koruması imkansız olacaktır. İş
Yasası daha önce de belirtildiği gibi,
işverenlere bu konuda en geniş yetkiyi vermektedir.
Yasanın 17/II- g maddesinde
açık olarak, bir zararın doğması
beklenmeksizin, tehlikenin doğmuş
olması durumunda işçinin hizmet akdinin
tazminatsız ve bildirimsiz
feshetme yetkisini vermiştir.
Böyle olmakla birlikte bu yetkinin
koşulsuz olarak uygulanabilirliğini
savunmak da mümkün değildir. Her şeyden
önce işçinin çalıştığı işyerindeki tehlikelerden haberdar edilmesi gerekir
ki, ileride işçinin bu tehlikeleri
bildiği halde uymadığı savunulabilsin.
Başka bir deyişle işçinin tüm tehlikeleri kendiliğinden bilmesini beklemek mümkün değildir.
İşveren mutlaka işyerindeki tehlikeleri
işçilere uygun bir şekilde öğretmek zorundadır. İşveren alınan önlemlerin amaçlarını ve niteliklerini işçilere öğretmekle de yükümlüdür.
Mevzuat bu öğretme yükümlülüğünü
" uygun bir şekilde " deyimi ile tanımlamaktadır. Buna göre işçilerin
eğitim ve kültür dereceleri de nazara
alınmak şartıyla, işveren uyarı levhaları ile yetinmeksizin, kullanma talimatları düzenleme, eğitim çalışmaları yaparak bu konularda
işçilere deneyim kazandırma, işçileri
sürekli denetleyip, alınmış önlemlere
uymayı alışkanlık haline
getirme, önlemi yerine getirmeyen işçiyi işbaşı yaptırmama
yetkilerine ve sorumluluğuna sahiptir.
Şüphesiz, anılan madde ile getirilen düzenleme bir yetki olup, mutlaka kullanılması
gereken bir görev değildir. Ancak bu
yetkisini kullanmayan bir işverenin,
kusursuz bir işçiden meydana gelebilecek zarar karşısında kendini savunabilmesi mümkün olamayacaktır.
İŞÇİ
SAĞLIĞI VE İŞGÜVENLİĞİ KONUSUNDA SENDİKALARIN
GÖREVLERİ
Sendikalar Yasası gereğince,
sendikaların amacı, üyelerinin hak ve menfaatlerinin korunmasıdır. Ancak unutulmaması gerekir işçilerin en önemli
sosyal hakları sağlıklı bir ortamda , tehlikelerden uzak olarak yaşamaktır. Bu
nedenle sendikaların imzalayacakları
toplu iş sözleşmelerine koyacakları
hükümler ile bu amacın gerçekleşmesine
yardımcı olabilirler.
Ayrıca sendikaların işçilere en yakın
örgütler olması nedeniyle, işyerlerindeki önlemlerin ciddi olarak uygulanıp uygulanmadığını kontrol edebilmeleri mümkündür. Bu da sendikaların denetiminin,
devletin denetiminden daha süratli olması nedeniyle
tehlikelerin ortadan kaldırılmasında zaman kazandıracaktır.
Yine Sendikalar Yasası,
sendikaları, üyelerini eğitmekle sorumlu tutmaktadır. Dolayısıyla sendikaların
üyelerine verecekleri eğitimlerle, bu
tür konulara ağırlık vermeleri ile de önemli ölçülerde netice alınması mümkün
olacaktır.
İŞÇİ
SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ KONUSUNDA
İŞÇİLERİN GÖREVLERİ
Yukarıda kısaca değinildiği gibi,
işçilerin işçi sağlığı ve iş güvenliği
konularındaki görevleri pasif niteliktedir. Dolayısıyla işçilerin bu
konularda yerine getirmesi gereken bir
önlem bulunmamaktadır.
İşçiler sadece alınmış olan önlemlere uymak ve tehlikeli bir durum yaratmamak için
gereğinden de fazla dikkatli ve tedbirli davranmak ve çalışmak zorundadırlar.
Aksi takdirde, hizmet akitleri bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedilecek, işsiz kalma durumu ile
karşılaşabilecek veya kazaya uğramaları halinde ya sakat kalacak veya
yaşamlarından olacaklardır.
Dolayısıyla her türlü şartlarda işçiler en büyük zararı göreceklerdir.
Ayrıca kendi kusuru ile zarara uğrayan işçinin işverene tazminat açısından başvurma hakkı kusuru oranında ortadan
kalkmış olacaktır.
KAYNAKÇA
1. Çenberci M., İş
Kanunu Şerhi Ankara, 1986
2. Eren F., Borçlar
Hukuku ve İş Hukuku Açısından İşverenin İş Kazası ve Meslek Hastalıklarından
Doğan Sorumlulukları Ankara, 1974
3. Atabek R., İş
Güvenliği ve İşçi Sağlığı Yönünden İşverenin Sorumluluğu Eskişehir,1976
4. Akyüz N., İş
Güvenliği Mevzuatı, İstanbul, 1976
5. Süzek S., İş Güvenliği Hukuku Ankara, 1975
6. Fer U., YODÇEM-İş Güvenliği Notlar Ankara, 1998
7. Turhan C., Seminer Notları Ankara, 1989
8.
Arici k. İşçi Sağlığı ve İş
Güvenliği Bülteni Kasım, 1997