makale yayım koşulları | abonelik | reklam | iletişim | arşiv | kaynak arama
sunuş
Değerli Okuyucularımız;
Gündemdeki konuların başında gelen "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı" yine ilgili kesimlerce tartıştırılmadan bir oldu bittiyle, hızla, TBMM Komisyonlarından geçirilmiş ve Meclis Genel Kuruluna sevk edilerek görüşmelere başlanmıştır.
Hükümetin hazırladığı Kamu Yönetimi Temel Kanunu tasarısı, var olan sorunlara sermaye çıkarları ekseninde çözüm getirmeye çalışmaktadır. Yasa merkezi yönetimin kamusal alandaki sorunlarını çarpık bir biçimde ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu yasanın yürürlüğe girmesi halinde toplumun sorunlarının azalmak bir yana artacağı görülecektir.
Bu tasarıyla emeğin mücadeleler sonucu kazanılmış haklarının, kamu hizmetlerinin ulusal merkezi yönetim ve siyasetten koparılıp küresel piyasaya bağlanması amaçlanmakta, kamu hizmet alanının daraltılması, dolayısıyla kamu iktidarının siyasal ve yönetsel düzeyde sermayeye devredilmesinin altyapısı oluşturulmaktadır. Özelleştirme ve yerelleştirme adı altında kamusal alanı işgal etmesi anlamına gelen bu yasa, benzer bir dizi yasanın da öncüsü konumundadır.
Tasarı ile kamu hizmetleri ulusal planlama ve kamusal denetleme ilkelerinden uzaklaştırılmaktadır.
Hükümetin kamuoyuna açıkladığı tasarı aslında kamu hizmetini "şirket" yönetimi mantığına dayandırmaktadır. Halbuki kamu hizmeti piyasa süreçlerine değil kamusal haklar, kamu yararı ve toplumsal adalet ekseninde verilmelidir.
Kamu hizmeti, doğası gereği kâr ve piyasa süreçlerinin dışında sadece kamu kurum ve kuruluşlarınca yerine getirilebilir. Kamu hizmetinin genel ilkesi süreklilik, eşitlik, tarafsızlık ve ortaklaşmaktır. Bu ilkelerin kâr alanları içinde tanımlanması olanaksızdır.
Geniş idari ve mali özerkliğin yerinden yönetime özdeşleştirildiği yasanın yaklaşımı, siyasi katılım süreçlerini dışlamaktır. Özerk kurullara yaptığı vurgusuyla da devletin işlevini piyasa ajanına indirgemektedir. Yerinden yönetim siyasi olarak isabetli bir anlayışsa da, bunun kamusal niteliği önemlidir.
Kamu çalışanlarının iş güvencesini ortadan kaldırmaya, kamu çalışanlarının örgütlü mücadelesini yok etmeyi amaçlayan tasarı, çalışanları sözleşmeli ve kısmi zamanlı çalışanlar olarak bölmekte, çalışanların sosyal haklarını budamaktadır.
Hükümet bu tasarı ile, eğitim, sağlık, kültür, çevre, orman gibi toplumsal zenginliğin önemli unsurlarını il özel idarelerine veya belediyelere çarpık bir yönetsel anlayışla devretmektedir. Hizmetlerin görülmesinde performans, verimlilik ön plana çıkarken, bölgesel farklılıklar, kültürel yapı, toplumsal haklar göz ardı edilmekte, sivil toplum sadece iktisadi kimliğiyle anılmaktadır. Toplumun kamu hizmeti alanındaki siyasal kimliği yok sayılarak, siyaset ekonomi bağı bir kez daha temel kamu hizmetleri alanından koparılmaya çalışılmaktadır.
Sonuç olarak, toplumsal alanda gözlenen yoksullaşma ve yoksunlaşma süreci bu yasa ile daha da artacaktır. Yerinden yönetimle bütüncül toplumsal yönetim arasındaki çizgiyi kamu hizmetlerinin niteliğinden koparan anlayış; demokratik katılım, demokratik planlama ve demokratik denetimi dışlamakta, yerine karar süreci olarak sadece sermayeyi ve daha geniş anlamıyla piyasayı koymaktadır.
Hükümetin bu yaklaşımı demokratikleşme önünde bir engeldir. Adaletli, eşitlikçi, özgür bir toplumsal anlayıştan uzaktır. Neo-liberal politikaların peşinden sürüklenen AKP Hükümeti, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Yasa Tasarısını barındırdığı anti- demokratik unsurlarından arındırmalı, kamusal yarar gözetilerek yeniden düzenlenmelidir.
Yeni sayılarda buluşmak dileğiyle...
Saygılarımızla...
Mühendis ve Makina Dergisi
Yayın Kurulu