IX. ULUSAL İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KONGRESİ TAMAMLANDI

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 778 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 839 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 845 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
Adana Şubesi

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) adına MMO Adana Şube yürütücülüğünde ‘‘YASADAN KÜLTÜRE’’ ana temasıyla IX. Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresi, 30 Kasım-02 Aralık 2017 tarihlerinde Adana’da Çukurova Üniversitesi Mithat Özhan Amfisi’nde gerçekleştirildi. 

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) adına MMO Adana Şube yürütücülüğünde ‘‘YASASAN KÜLTÜRE’’ ana temasıyla IX. Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresi, 30 Kasım-02 Aralık 2017 tarihlerinde Adana’da Çukurova Üniversitesi Mithat Özhan Amfisi’nde gerçekleştirildi. 

İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanı üzerine önemli tespitlerin ve önerilerin yapıldığı kongrede 472’si delege olmak üzere toplam 1.756 imzalı katılımcının yanı sıra ve düzenlenen sergide 12 firma, kurum ve kuruluş yer aldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı,  Üniversiteler, TTB, DİSK, KESK, MMO, Adana Barosu,TMMOB`ye bağlı diğer Odalar, meslek örgütleri, kamu ve özel kurum ve kuruluşları, mühendisler, doktorlar, işçiler, hemşireler, öğrenciler, sağlık personeli ve ilgili teknik personelin katılımıyla yapılan kongrede 46 sözlü, 116  poster bildiri sunulmuş, biri açılış paneli, 13‘ü özel oturum 1’i forum, 1’i söyleşi olmak üzere toplam 26 oturumun yapıldığı kongre 56 konuşmacı yer aldı..

Ayrıca kongre kapsamında düzenlenen işçi sağlığı iş güvenliği konulu fotoğraf sergisine 18 katılımcı 21 fotoğraf ile katılmış ve bu fotoğraflar kongre süresince sergilendi. Ayrıca Adana Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan protokol çerçevesinde  “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği” konulu 3 branşta resim yarışması düzenlendi.

Kongrenin açılış konuşmaları TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, MMO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, MMO Adana Şube Başkanı Hasan Emir Kavi ve Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar tarafından yapıldı. TMMOB Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Bahattin Şahin, Adana İl Sağlık Müdürü Ahmet Özer Ökten, Adana Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları Daire Başkanı Murat İsmail Metin, Adana Tabip Odası Başkanı Doç.Dr.Ali İhsan Ökten, Adana Barosu Başkanı Veli Küçük, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir ve TMMOB’a bağlı odaların şube başkanları katıldı.

 IX. Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresi'nde Sempozyum Düzenleme Kurulu adına gerçekleştirdiği açılış konuşmasında MMO Adana Şube Başkanı Hasan Emir Kavi şunları söyledi:

Ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında yayınlanan ilk yasal düzenlemeler; 1865 yılında yayınlanan Dilaver Paşa Nizamnamesi ve ardından 1869’da yürürlüğe giren Maaddin Nizamnamesi olmuştur. 1921 yılında TBMM, maden işçilerinin hukukuna ilişkin kanunu çıkarmıştır. 1930 yılında çıkarılan “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu”nun 180. maddesi ile en az elli işçi çalıştıran işyeri sahiplerine hekim bulundurma ve hastaları tedavi etme zorunluluğu getirilmiştir. Daha sonra 1475 sayılı İş Kanunu’na dayanılarak 11 Ocak 1974 tarihinde “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü” yürürlüğe girmiştir.  Bu tüzüğün yerini, 20 Haziran 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak çıkarılan 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” almıştır. Türkiye’de 1945 yılında Çalışma Bakanlığı kurulmuş ve Bakanlığın kuruluşundan itibaren ana hizmet birimi olarak “İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü” nün de kurulduğu görülmektedir.

Türkiye Uluslararası Çalışma Örgütü ILO çalışmalarına, 1927 yılına kadar gözlemci statüsüyle katılmış; 1932 yılından itibaren ise ILO üyesi olmuştur.  

İşçi sağlığı, işçilerin sağlıklarını sosyal, psikolojik ve fiziksel olarak korumak, sağlığa aykırı çalışma koşullarının önlemini alarak işçileri zararlı etkilerden korumaktır. 

İş güvenliği; İşçilerin iş kazalarına ve meslek hastalıklarına uğramalarını önlemek amacı ile güvenli çalışma ortamını oluşturmak için alınması gereken tedbirlerdir. 

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde taraflar olarak; işverenin, işçilerin ve devletin yükümlülükleri vardır. 

Günümüzde, işyerlerinde işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenleyen 6331 sayılı “İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” yürürlüktedir. Yürürlükte olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanır.

6331 sayılı İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 30. maddesi gereğince usul ve esaslar ile ilgili yönetmelik çıkarma yetkisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığındadır.

Değerli katılımcılar,

Dünyada her yıl ortalama 270 milyon iş kazası meydana geliyor, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre her gün ortalama 5 bin yılda ise 2 milyon işçi ölüyor ve 160 milyon işçi meslek hastalığına yakalanıyor. Türkiye’de ise iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölümlere yönelik veriler üzerinde tartışma sürmekle birlikte SGK verilerine göre 2016 yılında meydana gelen iş kazası sayısı 286.068, iş kazası/meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı sayısı 1.405.

İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin yazılı, görsel, dijital basından takip ettiği ve emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ile işçiler, işçi yakınlarının bildirimleri ışığında derlediği bilgilere göre ise 2014 yılında işçi, memur statüsünde çalışan ücretliler, çiftçiler/küçük toprak sahipleri, esnaf ve kendi hesabına çalışanlar dahil 1.886 işçi yaşamını yitirdi. SGK verilerine göre bu rakam 1.626 dır.

2014 yılında bir önceki seneye göre işçi ölümlerinde %53 artış var. 2015’de iş kazalarında hayatını kaybedenlerin ise %7’si kadın, %4’ü göçmen, %3’ü ise çocuk işçiler.

Haziran 2016’da açıklanan İSİG MECLİSİ verilerine göre 3,5 yılda toplam 194 çoçuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi…

2013 yılında en az 59 çocuk işçi,

2014 yılında en az 54 çocuk işçi,

2015 yılında en az 63 çocuk işçi,

2016 yılının ilk beş ayında ise en az 18 çocuk işçi yaşamını yitirdi..

Çocuk işçilerin en az yarısı tarımda yaşamını yitirmiştir. Bu durumun bir yönünü tarımın çökertilmesi ve aile emeği içinde görmeliyiz. Diğer yönü ise mevsimlik işçiliktir. Çocuklar mevsimlik işçiliğin kadınlar ile birlikte omurgasını oluşturmaktadır ve ‘çocukları çekip alırsanız mevsimlik işçilik kalmaz’…

İş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocukların yüzde 16’sı kız çocuğu/genç kadındır. Bu oran genel olarak iş cinayetlerinde tespit ettiğimiz kadın işçi ölümünün iki katıdır…

Türkiye’de çocuk işçilik “ilkel birikim” döneminin bir özelliği olarak çok küçük yaşlarda başlamaktadır. Çocuk işçi ölümlerine 6 yaşından itibaren rastlamaktayız. Özellikle 18 ölüm ile Adana’da çocuk işçilik sanayi ve tarımda yaygındır ve bunun sonucu olarak çocuk işçi ölümlerinde ilk sıradadır.

İş kazasına yönelik değerlendirmelerde kullanılan kavramlardan birisi “iş kazası sıklık hızı” her 1.000.000 çalışma saatinde meydana gelen iş kazası sayısını vermektedir.

Bu bilgi ışığında SGK İstatistiklerine göre;

2013 yılında çalışan her 100 kişiden 1.32’ si iş kazası geçirdi.

2014 yılında çalışan her 100 kişiden 1.47’ si iş kazası geçirdi. 

2015 yılında çalışan her 100 kişiden 1.52’ si iş kazası geçirdi. 

2016 yılında çalışan her 100 kişiden 1.78’ si iş kazası geçirdi. 

Türkiye’de iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu ölen işçi sayısına ilişkin verilere yönelik tartışmalar sürüyor. İş güvenliği uzmanları, işçi sendikaları verilerin toplanması, derlenmesi ve yayınlanması yönünde eksik ve yanlış uygulamalara vurgu yapıyor.

Verilere yönelik tartışmalara bakıldığında;

  • Denetlemelerin kayıt dışı işyerlerini kapsamadığı ve bu nedenle iş kazaları ve ölüm sayılarının resmi rakamların üzerinde olduğu, 
  • İş kazası ve meslek hastalığı sonuncu ölenlerin sayısının açılan dosya sayısını kapsamadığı ve bu nedenle ölüm sayılarının resmi rakamların üzerinde olduğu,
  • Hangi hastalıkların meslek hastalığı altında kabul edileceği ve bu vakaların takibinin zorluğu nedeniyle meslek hastalığı sayılarının resmi rakamların üzerinde olduğu konusunda yoğunlaşıyor.

Değerli katılımcılar,

İş cinayetleri en çok esnek, kuralsız çalışmanın temel olduğu ve iş güvencesinden mahrum işyerlerinde yaşanıyor. Bu çalışma koşulları 2017 yılında şu ana kadar 1.800’ü aşkın işçinin hayatını aldı. İşçi ölümlerinde dikkat çeken önemli bir husus ise işçilerin neredeyse tamamına yakınının sendikasız oluşu... Ölen işçilerin yüzde 98’i örgütsüz…

En fazla iş cinayetinin yaşandığı inşaat, tarım ve taşımacılık gibi sektörler aynı zamanda sendikal örgütlülüğün de en düşük olduğu sektörlerin başında geliyor. Örneğin sendikalaşmanın en düşük olduğu işkolu yüzde 2,9 ile inşaat. Bu örgütlülüğün büyük çoğunluğu ise kamuda. Ancak her yıl inşaatlarda yaşanan ölümler bütün iş cinayetlerinin dörtte birini oluşturmakta.

Emek Çalışmaları Topluluğu’nun verilerine göre 2016 yılında gerçekleşen 420 işçi eylemi içinde işçi sağlığı ve iş güvenliği nedeniyle yapılanların oranı yüzde 6. Bu oran taşeron işçilerinin eylemlerinde daha da artıyor ve eylemlerin yüzde 12’sini oluşturuyor. Buna rağmen işçilerin en temel sorunlardan birisi olan işçi sağlığı ve güvenliği alanı sendikalar açısından etkin bir mücadelenin sürdürüldüğü alan değildir. 

Sendikalı işçiler için daha güvenceli ve iyi şartlarda çalışmak mümkün olsa da yılın başından bu yana 38 sendikalı işçi de iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti. Ölen işçilerin yüzde 2’sini oluştursa bile sendikalı işçilerin ölmesi, sendikaların bu alanı yeterince önemsemediğini ve sendikalı işyerlerinde dahi işçi sağlığı ve güvenliği kurallarının ve toplu sözleşme hükümlerinin uygulanmasında sorunlar olduğunu işaret etmektedir. Oysa ki, işçi sağlığı ve güvenliği patronların ya da devletin insafına bırakılabilecek bir alan olmadığı gibi bir işyerinde örgütlenme mücadelesinin en önemli alanlarından birisi haline gelmiştir.

İş cinayetlerinde net bir oran verememekle beraber ölen işçilerin çok büyük bir kısmı taşeron başta olmak üzere güvencesiz istihdam edilmektedir. Bu noktada Bakanlık’ın önümüzdeki günlerde tamamlanacağını söylediği ve kamudaki taşeron işçilerine ‘kadro’ olarak sunulan ‘özel sözleşmeli personel’ statüsünün soruna çözüm olmayacağı aşikardır. Yine TÜİK’e göre istihdamda son bir yılda 1 milyon 122 bin kişilik bir artış yaşandı ancak DİSK bu artışın büyük bölümünün stajyer, çırak ve kursiyerlerden oluştuğunu belirtti. Gerçek anlamda bir istihdam artışı olmayan bu durum dahası, işgücü piyasasında ucuz ve örgütsüz emeği daha da yaygınlaştırarak iş cinayetlerinin de artmasına neden oluyor.

Bu noktada güncel olarak vurgulanması gereken OHAL döneminde grev yasakları yaygınlaştığı, bizzat devlet tarafından grev kırıcılığı yapıldığı ve her türlü işçi eyleminin engellenmeye başlandığıdır. Bu durum işyerlerine de yansıyarak işçilerin baskıcı çalışma koşullarına boyun eğmesi ve haklarını savunamamasını da beraberinde getirdi. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dile getirdiği ‘işverenlerin önünü açan OHAL uygulaması’ fiilen sendikaları işlevsiz hale getirmeye başladı. Bu baskı ortamı da OHAL ile beraber iş cinayetlerini yüzde 10 artırdı.

Değerli Dostlar,

TMMOB MMO; bir meslek örgütü olmanın sorumluluk ve bilinciyle; 1.sini 2001, 2.sini 2003, 3.sünü 2005, 4.sünü 2007’de Adana Şube, 5.sini 2009’da Adana ve Gaziantep Şubeleri, 6. sını Adana Şube, 7.sini Adana ve İstanbul Şubeleri Sekreteryalığında ulusal çapta ve 8.sini Adana Şube Sekreteryalığında uluslararası katılımlı gerçekleştirmiştir. Amacımız; emekten, halktan yana bir meslek örgütü olmanın bilinci ve sorumluluğuyla Ülke olarak bu konuda tüm sektörlerin ihtiyaç duyduğu bilgi ve deneyimleri paylaşarak çalışan her kesime faydalı olmak, bu alandaki çabalara destek vermek, tartışma platformları oluşturmak ve kanayan yaranın iyileştirilmesini sağlamaktır.

IX. ULUSAL İŞÇİ SAĞLIĞI ve İŞ GÜVENLİĞİ kongremizi “YASADAN KÜLTÜRE” ana teması ile gerçekleştirilecek olup 3 gün süre ile 2 salonda eş zamanlı olarak; 1 açılış paneli, 1 forum, 1 söyleşi, 1 özel oturum,  57 konuşmacı ile 22 sözlü bildiri oturumu ve 1 kapanış oturumu olmak üzere toplam 27 oturum gerçekleştirilecektir. Poster bildiri alanımızda ise …. adet bildiri kongre süresince değerli katılımcıların bilgisine sunulacaktır. Kongremizin geçmiş ve bugün sunulacak tüm bildirileri pdf olarak elektronik ortamda www.isgkongresi.org adresinden de ulaşabilirsiniz.

Ayrıca İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği bilincini arttırmaya yönelik yürütme kurulumuzun önerisi ve aktif katkısı ile  Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ile birlikte organize ettiğimiz İlkokul, ortaokul ve Lise düzeyinde resim yarışması gerçekleştirilmiştir. 2 Aralık günü dereceye giren çocuklarımıza ödülleri takdim edilecektir. Fuaye alanında dereceye giren resimleri inceleyebilirsiniz.

Fuaye alanımızda sektörün öncü 12 firması da sizleri ağırlamaktan mutluluk duyacaktır.

Kongremizin gerçekleşmesinde emeği geçen ve bu işin emek yoğun mutfağında yer alan başta şube çalışanlarımız olmak üzere ve kongre sekreterleri arkadaşlarımıza. Oda Genel Merkezimize, Makina Mühendisleri Odasının başta Mersin ve Gaziantep olmak üzere diğer tüm şubelerine, Düzenleme ve Yürütme kurulunda görev alan tüm arkadaşlarımıza, Adana Tabip Odasına,  bu alanı bizden hiçbir zaman esirgemeyen Çukurova Üniversitesi Rektörlüğüne, Delege katılımı ile destek sağlayan tüm kurum ve kuruluşlarımıza, Sergi alanında yer alan kuruluşlarımıza, kongremizin gerçekleşmesinde maddi olarak destek veren,

  • Başta Seyhan İlçe Belediyesine,
  • Adana Büyükşehir Belediyesine,
  • Yüreğir İlçe Belediyesine,
  • Adana Sanayi Odasına,
  • Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölge Müdürlüğüne,
  • Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesine,
  • AKSAGAZ Doğalgaz Dağıtım A.Ş. firmasına,
  • Zirve Endüstri A.Ş. firmasına,
  • Seyhan Oteline,
  • Altın Koza Mimarlık firmasına,
  • ÇAYKUR’a,
  • DANONE’ye,
  • Aydoğan Reklam’a,
  • SQS Mühendislik firmasına,
  • MELAS OSGB firmasına,

desteklerinden dolayı bir kez daha şükranlarımızı sunarız.

SON SÖZ OLARAK HEDEF;

"Risk gördüğüm yerde affetmem" diyen devlet,

"Risk gördüğüm yerde çalışmam" diyebilen işçi,

"Risk gördüğüm yerde çalıştırmam" diyebilen işveren olabilmek ümidi ile…

Kongremizin verimli geçmesini diler, tüm misafirlerimizi tekrardan saygı, sevgi ve dostlukla selamlarım ifadelerini kullandı.

Oda Başkanı Ali Ekber Çakar şunları söyledi:

“TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri saygıyla selamlıyorum. IX.Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresine hoş geldiniz.

Konuşmama başlarken, Ocak ayında kaybettiğimiz, Fişek Enstitüsü kurucusu, 1988–1992 dönemi TTB Merkez Konseyi Üyeliği ve İşçi Sağlığı Kol Başkanlığı görevlerini yapan, TTB İşyeri Hekimliği Sertifika Programlarının başlatılmasını sağlayan; işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda önemli katkıları bulunan Gürhan Fişek Hocamızı, iş cinayetlerinde kaybettiğimiz meslektaşlarımızı ve bütün emekçileri saygıyla anıyorum.  

İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının doğru çözümlere kavuşturulmasına yönelik güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi, mesleğimiz ve Odamızın temel görevleri arasındadır. Odamız uzmanlık alanlarımızla ilgili tüm dallarda olduğu gibi işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda da geliştirici, iyileştirici çalışmalara katkıda bulunmayı en önemli görevlerinden biri olarak görmektedir.

18 yıldan bu yana düzenlediğimiz işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik sempozyum ve kongrelerin, mevzuat ve uygulamalara yönelik ülkemizde duyarlılıkların yerleşmesinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Etkinliklerimizde şekillenen bütünlüklü öneriler ve Oda Raporumuz bu alanda önemli açılımlar sağlamış; bu konuda çalışma yapan kesimler için önemli bir başvuru kaynağı olmuştur.

Odamız, tüm mesleki uygulama alanlarımızda olduğu gibi, bu alanda çalışacak üyelerimizin bilgi ve deneyimlerinin geliştirilmesini; lisans eğitiminin meslek içi eğitimlerle desteklenmesini ve yaşam boyu eğitimi zorunlu görmektedir. Üyelerimiz ve ilgililerin kullanımına yönelik olarak kongrelerimizin bildiri, panel kitapları yanı sıra iş güvenliği, periyodik kontroller, kaldırma iletme makinaları, basınçlı kaplar, yangın güvenliği, iş makinaları ve ilgili konularda yüzlerce kitap basımı yapılmıştır.

Bilindiği üzere çalışma temel bir haktır. Kongremizin “Yasadan Kültüre” ana temasıyla düzenlendiğini gözeterek belirtmek isterim ki, bu hakkın kabulü tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Bu hakkın gerçekleşme biçimleri, mevzuat düzenlemeleri ve kültürel bağlamı da oldukça önemlidir.

Bu kapsamda, çalışma hak ve etkinliğinin, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri eşliğinde gerçekleşmesi ve insanca yaşama hakkının gerekliliklerini karşılayacak bir biçim ve içerikte olması, yasa/mevzuat düzenlemeleri ve kültürel bağlamın, toplumsal yarar eksenli nitelikte olması oldukça önemlidir.

Yaşam hakkının sağlıklı çalışma ve yaşama hakkı ile bütünleşmesi ve her şeyin odağına insanın yerleştirilmesi gerektiği açıktır.

İş kazalarının yüzde 98’inin önlenebilir nitelikte olduğu düşünüldüğünde, iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük oranda ortadan kaldırılması için bu insancıl yaklaşımın her alanda benimsenmesi, üretim ve çalışma koşullarının bu yaklaşımla yeniden düzenlenmesi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sağladığı olanakların bu içerikte kullanılması gerekmektedir. 

“Sosyal devlet”, “refah devleti”, “sosyal hukuk devleti”, “güvenceli çalışma” gibi kavramların geçerliğinin bulunduğu önceki dönemlerde; çalışma hakkı, güvenceli çalışma, sendikal örgütlenme ve iş yasalarına verilen önem, bir yanıyla ülke ve toplumların gelişmişlik düzeyleriyle ama esasen, bu uğurda verilen mücadeleler ve dünya konjonktürü ile de doğrudan ilişkiliydi.

Hızlı gelişen bilim ve teknoloji ile kalkınma süreci ve sanayileşme, kuşkusuz toplumlara ve ülke ekonomilerine birçok fayda sağlamıştır. Ancak insanın çalışma yaşamı ve güvenliği için aynı başarının yakalandığını söylemek güçtür. Zira sömürü kaynaklı “maliyet-verimlilik-azami kâr” kıskacı, çalışma yaşamını, çalışma hakkını, iş ve yaşam güvenliğini bire bir belirlemektedir.

Oysa sanayileşmenin ve kalkınmanın bedeli asla iyi eğitilmiş işgücünden ve gerekli önlemlerden kaçınma olmamalıdır. Yeterli şekilde beslenen, iş kazaları ve meslek hastalıklarından gereği gibi korunan, işsiz kalma-işini kaybetme korkusu yaşamayan, örgütlenmeleri engellenmeyen, sosyal güvenliğinden endişe duymayan, kısaca insanın refahı, mutluluğu, sağlığı ve güvenliğini esas alan bir kalkınma, sanayileşme ve çalışma yaşamı yaklaşımı benimsenmelidir.

Daha özele inersek, sağlıklı ve güvenli ortamlarda yaşama ve güvenceli çalışma hakkının en temel hak olarak benimsenmesi gerekmektedir. Bu hakkın kullanımında işyerlerinin, çalışanların beden bütünlüğü ile sağlığını bozucu etkilerden arındırılması esastır. Bu hakkın korunması ve kullanımında devlet asli sorumludur. Bu noktada Soma, Torunlar Center, Ermenek gibi toplu iş cinayetlerinin işaret ettiği en önemli unsur, denetim, yani etkin kamusal denetimdir.

Ancak denetimi sadece yasal düzenlemelere aykırı davranış ve durumları tespit etmek, soruşturmak ve raporlamak şeklinde algılamamak gerekir. Denetim olgusunu bir baskı aracı veya yöntemi olarak değil, nedensellikleri birleştirip sentezleyen, aksayan yönlerin nedenlerini–niçinlerini tespit eden, bunlara uygun önlemlerin zamanında alınmasını sağlayan, bütünsel planlamanın yapıldığı dinamik bir süreç olarak algılanması gerekmektedir.

Bugünkü işçi sağlığı ve iş güvenliği, iş güvenliği mühendisliği ve işyeri hekimliği konularını kapsayan sorunlar, özellikle 1980 sonrası neoliberal döneme damgasını vuran, 2000’li yıllarda yoğunlaşan, taşeronlaştırma, serbestleştirme, özelleştirme, kısaca esnek-taşeron üretim ve istihdam politikalarında kök bulmaktadır.

Böylece yeni çalışma türleri devreye sokulmuş, geçici istihdam, taşeronluk, kısmi süreli çalışma, telafi çalışması, çağrı üzerine çalışma, uzaktan çalışma, serbest zaman uygulaması, denkleştirme süresi vb. uygulamalara geçilmiştir. İş güvencesi kaldırılmış, işler taşeronluk uygulamasıyla bölünmüş; işçilerin tamamen sermaye güçlerinin belirlediği koşullarda çalışmasının önü açılmıştır.

En son çıkarılan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca da çalışanlar, birkaç istisna hariç iş mahkemesine başvurup dava açamayacak; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai alacakları gibi işçilerin ağırlıklı olarak dava ettikleri konular, “zorunlu arabuluculuk” uygulamasına tabi olacaktır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği politikaları ne yazık ki piyasanın acımasız koşullarına terk edilmiştir. İş güvenliği mühendisliği ve işyeri hekimliği uygulamaları daha yerleşmeden geriletilmiş; mevzuat, tüm yargı kararlarına karşın piyasa ihtiyaçlarına göre düzenlenmiştir.

Çalışma süreleri artmış; çalışma koşulları ağırlaşmıştır. Kamuya ait birçok işyeri özelleştirilmiştir. Sendikalı işçi oranı azalmıştır. Grevler yasaklanmakta, OHAL koşulları emekçilerin aleyhine kullanılmaktadır. Ve bilindiği üzere iş kazaları ve iş kazaları sonucu ölümler artmaktadır.

Kısaca işçi sağlığı ve iş güvenliği politikalarındaki yapısal sorunların tamamı, sermayenin azami kâr, azami sömürü politikalarından kaynaklanmaktadır.

Bilimler, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin, çok disiplinli bir alan olduğunun altını çizmektedir. Tıp bilimleri, mühendislik bilimleri ve sosyal bilimler, bu alanın başlıca dayanaklarıdır. Yani işçi sağlığı ve güvenliği bir hekimlik hizmetidir; mühendislik hizmetidir. Hekimler ve mühendisler işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanmasında önemli bir işleve sahiptir.

Mühendislerin işçi sağlığı ve güvenliği konusunda eğitimleri ve işyerlerinde verdikleri hizmetin denetlenmesi de önemlidir. Bu nedenle eğitim ve denetimde hekim ve mühendislerin örgütleri de rol üstlenmelidir. Ancak TTB ve TMMOB; işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin kararların alınmasında, üyelerinin eğitilmesinde, üyelerinin işyerlerinde bu alana yönelik faaliyetlerinin denetlenmesinde hep devre dışı bırakılmaktadır.

İşyeri hekimi ve iş güvenliği mühendislerinin eğitimlerini özel kuruluşlara bırakan, alanın ehli mühendislik örgütlerinin verdiği sertifikaları görmezden gelen, hizmet sunumunu ve eğitim aşamasını taşeronlara devreden, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin özel sektör eliyle yürütülmesini hedefleyen, idari yargı kararlarını görmezden gelen bir anlayışla oluşturulan mevzuat ne yazık ki bu alanda süregelen krizi devam ettirecektir. 

Gerek 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın gerekse onun üzerinde yapılan değişikliklerin iş kazaları, iş cinayetleri ve meslek hastalıklarını önleyici bir yönü bulunmadığını üzülerek belirtmek durumundayız.

Dileğimiz, mevzuat çalışmalarında, ilgili emek ve meslek kuruluşlarının görüşlerinin dikkate alınması ve tüm çalışanlar için sağlık ve güvenlik politikalarının oluşturulmasıdır.  

Odamız işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatındaki tüm olumsuzlukların giderilmesini, iş kazaları ve meslek hastalıklarına yönelik önleyici yaklaşımlar geliştirilmesini, iş güvenliği mühendisliğinin çalışma yaşamının sorunlarını çözmeye katkı koyacak şekilde yaşama geçirilmesini, işçilerimizin ve tüm çalışanlarımızın yaşamlarının güvenceye alınması için öneri ve katkılarını sürdürecektir. Bu çabamızın bir parçası olan İşçi Sağlığı ve Güvenliği Kongremizin bu sorunların açıklıkla tartışılacağı ve çözüm önerilerinin geliştirileceği birer kürsü olacağını söylemek isterim.

Ulusal İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongremizin, örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırıldığı, çalışanların geleceklerinden kaygı duymadığı; insanların birbirlerine saygı gösterdiği; bizlerin ve çocuklarımızın iş ve işsizlik kaygılarının olmadığı; işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin toplumsal bilinç ve duyarlılıkların geliştiği; sosyal hukuk devleti anlayışının hakim kılındığı; çalışanların, sorunlarıyla ilgili konularda söz ve karar sahibi olduğu, özgürce yaşayacağımız insanca bir gelecek gereksinimine katkıda bulunmasını diliyorum.

Sözlerime son verirken, ev sahibimiz Çukurova Üniversitemizin Rektörlüğüne, Odamız adına kongrenin gerçekleştirilmesini sağlayan danışma, düzenleme, yürütme kurulları ile kongre sekreteryasına, panel ve oturumlara katılacak, bildiri sunacak tüm konuşmacılara, tüm delege ve izleyicilere, Adana Şube Başkanımız nezdinde Şube Yönetim Kurulumuz ve çalışanlarına ve kongre sekreterine, Oda Yönetim Kurulumuz adına içtenlikle teşekkür ediyor, etkinliğimizin başarılı geçmesini diliyor, saygılar sunuyorum.”

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ise şöyle konuştu:

“Değerli Meslektaşlarım, Değerli Hocalarım, Sevgili Öğrenciler

TMMOB Yönetim Kurulu adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bu önemli kongrenin gerçekleştirilmesinde büyük emekleri bulunan Düzenleme ve Yürütme Kurulumuza, Makina Mühendisleri Odamızın Genel Merkez ve Adana Şubesi yöneticilerine, ev sahipliğimizi üstlenen Çukurova Üniversitesi rektörlüğüne, Oda çalışanlarımıza ve elbette görüşlerini bizimle paylaşacak bilim insanlarına teşekkür ediyorum. Üç gün boyunca devam edecek kongre ve serginin başarıyla geçmesini diliyorum.

“İşçi sağlığı ve iş güvenliği” konusu TMMOB örgütlülüğünün en önemli çalışma ve mücadele alanlarından birisini oluşturuyor. Meslek içi eğitimden belgelendirmeye, akreditasyondan mesleki denetime kadar pek çok alandaki faaliyetimizin temelinde, insanı önceleyen bir meslek anlayışına sahip olmamız yatmaktadır.

TMMOB ve bağlı odalar olarak hazırladığımız tüm mesleki yönetmeliklerin odağında, hizmet üretiminin güvenli, sağlıklı koşullarda, insan haklarına ve onuruna yakışır biçimlerde gerçekleştirilmesi prensibi yer almaktadır. Bu anlayış, TMMOB’nin 1970’li yıllardan bu yana savunduğu toplumcu bakış açısının mesleki yansımasıdır.

Düzenli aralıklarla yayınladığımız raporlarımız ve bu yıl dokuzuncusunu düzenlediğimiz İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresi ve Sergisi bu alandaki gelişmeleri takip etmek ve kamuoyunu bilgilendirmek açısından önemli birer araçtır.

TMMOB ve bağlı odaları olarak bizler, mesleki alanlarımıza ilişkin sahip olduğumuz bilimsel ve teknik bilgiyi ülkemizin ve halkımızın ortak çıkarı için kullanmayı şiar edinmiş mesleki demokratik birer kitle örgütleriyiz. Düzenlediğimiz kongre, sempozyum, panel gibi etkinliklerimizin temel amacı, mesleki alanlarımızdaki yeni fikirleri ve teknikleri halkla buluşturabilmek, toplumsallaştırabilmektir.

Birliğimizin bu toplumcu bakış açısı yalnızca fikirlerin paylaşımı konusuyla sınırlı değildir. Bizler başta planlama olmak üzere mühendis, mimar ve şehir plancılığı pratiklerinin her aşamasında rant kesimlerinin çıkarlarını değil, insanın, doğanın, çevrenin ihtiyaçlarını öne alan bir anlayışın savunucularıyız.

Bu yaklaşımımız nedeniyle yıllardır siyasi iktidarların hedefindeyiz. Kuruluş yasamızı değiştirerek, mesleki denetim yetkilerimiz kısıtlanarak, denetim adı altında vesayet uygulanmak isteyerek, yandaş basın tarafından hedef gösterilerek, hakkımızda mesnetsiz suçlamalarla davalar açılarak, üyelerimizin hakları gasp edilerek, oda yönetim kurullarımız görevden alınmak istenerek bizleri susturmak, yıldırmak istiyorlar.

Bugüne kadar örgütlü yapımıza karşı gerçekleştirilen tüm bu saldırıları üyelerimizle birlikte verdiğimiz mücadele ve demokratik kamuoyunun desteğiyle geri püskürttük. İktidarın tüm bu saldırılarına rağmen bizler doğrudan ve halktan yana tavır almaktan asla geri adım atmadık, bundan sonra da atmayacağız.

Hepinizin bildiği gibi işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu, ülkemizin en can yakıcı sorunlarından birisi. Her yıl binlerce kişi işyerlerinde hayatını kaybediyor. Madenlerde, inşaatlar, tarım alanlarında yaşanan facialar toplumda derin acılar yaratıyor.

Oysa “elverişli koşullarda çalışma hakkı” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış bir haktır. Emeğin yüzlerce yıllık mücadelesi sonucunda benimsenen bu hak, “işçi sağlığı ve iş güvenliği” adıyla tüm dünyada kabul edilen temel bir çalışma ilkesi halini almıştır.

Ancak bugünün çalışma yaşamında bu asgari tanımı yakalamak bile, emeğini satarak yaşamak zorunda olan herhangi bir kişi için çok zordur. İş kazaları ve meslek hastalıklarının temelinde, sermayenin azami kar hırsı ve emek aleyhine politikaları yatmaktadır. Taşeronlaştırma, özelleştirme, sendikasızlaştırma, denetimsizleştirme, esnek istihdam politikaları, ağır çalışma koşulları ve kayıt dışı istihdam iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanında halen yapısal ve köklü sorunlar bulunmaktadır. 2012 tarihli İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu başta olmak üzere, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi çalışmaları temel yanlışlarla doludur. Mevcut yasal çerçeve, işçiyi korumak, iş güvenliğini sağlamak ve meslek hastalıklarını önlemekten çok sermaye çıkarları ve neoliberal politikaları gözeten konumda bulunmaktadır. Oysa işçi sağlığı ve iş güvenliğinde temel amaç; çalışma yaşamında çalışanların sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek gereken önlemlerin alınması, rahat ve güvenli bir ortamda çalışmalarının sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı çalışanların psikolojik ve bedensel sağlıklarının korunmasıdır.

Sosyal hukuk devletinin temel işlevi, güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak, çalışanları çalışma ortamından kaynaklanan sağlık ve güvenlik risklerine karşı korumak, çalışanların güvenlik, sağlık ve refahını sağlamak ve geliştirmektir.

Ülkemiz iş cinayetlerinde ve meslek hastalıklarında ülkemizin adı en üst sıralarda yer almaktadır. Bu sorunu çözebilmek için ülkemizin ILO kabul edilen sözleşmelerin tamamına taraf olması ve mevzuatın köklü düzenlemelerle yeniden yapılması gerekmektedir. Ülkemiz ILO’ya 1932 yılında üye olmuş olmasına karşın, ILO tarafından kabul edilmiş sözleşmelerin neredeyse üçte ikisine henüz taraf değildir. Türkiye’nin temel bir insan hakkı olan işçi sağlığı ve iş güvenliği hakkı kapsamında, ILO’nun geri kalan sözleşmelerini de bir an önce onaylaması gerekmektedir.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği, tıp ve mühendislik bilimlerinin ortak sorumluluk alanlarından birisidir. Dolayısıyla bu alanın düzenlenmesinde ve uygulamaların denetiminde TMMOB ve bağlı odalarının büyük bir sorumluluğu vardır. Bizler tüm çalışmalarımızı bu sorumluluk bilinciyle yürütüyoruz.

Üç gün boyunca burada yürüteceğimiz tüm tartışmaların, bu alanda yaşanan sorunların çözümüne katkı vereceğine inanıyorum.

İnsanların aç ve yoksul yaşamadığı, işyerlerinde hayatlarını yitirmedikleri, eşit adil bir ülke ve dünya özlemi ile TMMOB Yönetim kurulu adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyor, kongremizin başarıyla sonuçlanmasını diliyorum.”

Kongredeki tartışmalardan çıkan görüşlerle oluşturulacak sonuç bildirisi ise ilerleyen günlerde daha sonra kamuoyu ile paylaşılacak.