ESKİŞEHİR TARİHİNDE BU KADAR BÜYÜK TEHLİKE İLE KARŞI KARŞIYA KALMAMIŞTI

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 778 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 839 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 845 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
Eskişehir Şubesi

TMMOB Makine Mühendisleri Odası Şube Başkanı Hakan Ünal, kömürlü termik santral için yapılan ihaleye dava açtıklarını belirterek, "Eskişehir kenti ve tüm doğası tarihinde hiç bu kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmamıştı. Çünkü gelecekte oluşabilecek doğal tahribat ve kirliliğin geri dönüşü yoktur" dedi.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi, yapılan ihaleye yapılacak itirazlar için tanınan yasal sürenin son günü olan 25 Ekim 2017 tarihinde Danıştay 13.Hukuk Daire Başkanlığı’na yürütmenin durdurulması için dava açtı.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Hakan Ünal, Eskişehir'de kurulmasına karar verilmiş olan kömür yakan termik santral konusunda şube görüşünü basın toplantısı ile açıkladı.

İtirazın gerekçelerini ve kömürlü termik santral ile ilgili oda görüşünü basın toplantısı ile anlatan TMMOB Makine Mühendisleri Odası Şube Başkanı Hakan Ünal, Makina Mühendisleri Odası başta sanayi olmak üzere tüm uzmanlık alanlarında, ülke, toplum, meslek ve meslektaş çıkarlarını gözeterek kapsamlı çalışmalar yaptığını söyledi.

MMO’nın çalışmalarını bilimin ve tekniğin rehberliğinde yaptığını, çalışmalarına siyasi ekonomik veya kişisel çıkarların etkilemesine asla izin vermediğini kaydeden Şube başkanı Hakan Ünal şunları söyledi:

“İlki 2010 yılında yayımlanan Türkiye’de Termik Santraller Raporu, uzun yıllar bu alanda değerli bir kaynak olmuştur. 2010 yılından bu yana iki yılda bir ve her defasında daha zengin bir içerikle yayımlanan Türkiye Enerji Görünümü Sunum ve Raporları, sektör için önemli bir başvuru kaynak olagelmiştir.

İHALE TOPLUMDAN GİZLENEREK YAPILDI

Kısacası odamız Türkiye ve Dünyadaki Termik Santrallerin ve Enerji yönetiminin teknik, çevresel, ekonomik ve sosyal olarak tüm yönleriyle ilgili yıllardır raporlar üretmekte olan, bünyesinde ülkenin en önemli uzmanlarını bulunduran bir kurumdur.

İtirazımızın en büyük öncelikli gerekçesi bu ihalenin toplumdan gizlenerek yapılmış olmasıdır. Siyasi iktidar ihalenin finansal, çevresel ve teknik boyutunu bizlerle ve toplumla şeffaf bir şekilde paylaşmadan ve bilimsel ve teknik olarak tartışmaya açmadan bu ihaleyi bitirmiştir. Son zamanlarda da sadece kendi yandaşlarıyla, halkımıza hediyeler dağıtarak bir algı oluşturmaya çalışmaktadır. Siyasi iktidar kendisine muhalefet eden tüm kesimleri yok saymaktadır.

Bizler konunun tüm yönlerini defalarca araştırmış ve bu konuda en tarafsız ve bilimsel raporları üretmiş bir kurum olarak Termik Santral Kurulumlarına körü körüne, sırf muhalefet olsun diye itiraz etmiş değiliz.

Son zamanlarda yapılan tek yönlü algı yönetimi operasyonunda gözlemleyebildiğimiz kadarıyla; bölge halkına santral kurulumunun sadece olumlu yönleri aktarılmakta ve gelecek ile ilgili pespembe bir tablo çizilmektedir.

RİSKLİ YANLARINI ANLATMAK YURTTAŞLIK HAKKIMIZ

Bizler için, bilimi ve teknolojiyi halkın yararına kullanmak üzere faaliyet yürüten olan bir kurum olarak konunun riskli ve olumsuz yönlerinin ne kadar hayati ve geri dönülmez olduğunu tüm halkımıza anlatmak bir yurttaşlık hakkımız ve sorumluluğumuzdur.

Öncelikle konuyla ilgili bazı gerçekleri objektif olarak belirtmek gerekirse;

Birincil enerji arzı içinde fosil yakıtların payı, Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yüksektir ve son yıllarda %87’ye ulaşmıştır. Büyük çoğunluğu fosil yakıta dayalı olan ülkemizdeki termik santrallerin 2016 sonu itibarıyla elektrik üretimindeki payı, kurulu güçte %57,6, üretimde %67’dir. Türkiye elektrik üretiminde termik santrallerin ve fosil yakıtların ağırlığı, kayda değer bir süre daha hissedilecektir.

Kömür, halen dünya elektrik üretiminin %40‟ından fazlasını karşılamakta ve gelecekte de enerji güvenliği yönünden önemli bir katkı koymayı sürdürmesi beklenmektedir.

Konunun ülkemiz için önemi, Dünyadaki pek çok ülkeden farklı olarak çok daha büyüktür.

Çünkü ülkemiz yüklü miktarda dış̧ borcu olan, her sene ciddi miktarda dış̧ ticaret açığı veren, geçtiğimiz yıllarda fosil yakıt enerji hammaddeleri ithalatına yılda yaklaşık 60 milyar dolar ödeyen ve enerji ithalatının dış̧ açığın en büyük sorumlusu gösterildiği bir ülkedir. Ayrıca elektrik üretiminin dışa bağlı olmasının sonuçlarından biri olan doğal gaz ithalatının ülkemizi ne kadar büyük bir bağımlılığa mahkûm ettiği de malumumuzdur. 1000 m3 fiyatı 500 USD’a kadar yükselen doğal gazda, sınırlı sayıda kaynağa bağımlılık; siyasi çatışma ve gerilimlerin yaygınlaştığı günümüz koşullarında, ülkeyi arz sıkıntıları ile karsı karsıya bırakabilir.

Elektrik üretimi kaynaklı dış̧ açığın bir diğer unsuru da son yıllarda hızla artan ithal kömür kullanımıdır. Yerli kömür bunun önemli bir alternatifidir.

Tüm bu ulusal gereksinimler raporlarımızda yıllardır belirtilmiştir.

Ancak konunun tek yönünün bunlar olmadığı tüm halkımız tarafından bilinmelidir: 

Türkiye, büyük bölümü düşük kalorifik değerli, kül ve su oranı yüksek olan nitelik olarak düşük nitelikte ama nicelik olarak kayda değer bir linyit potansiyeline sahiptir ve bu potansiyelin, daha da artma olasılığı da yüksektir. Linyit kaynaklarının büyük bolumü Kangal’dan güneye önce Afşin-Elbistan’a, sonra Adana-Tufanbeyli’ye uzanan, oradan Konya-Karapınar, Afyon-Dinar ve Eskişehir’e kıvrılan bir yay üzerindedir.

Son yıllarda yürütülen kömür arama ve rezerv geliştirme çalışmaları sonucunda önemli bir kaynak artışı sağlanabildiği doğrudur. Ancak, söz konusu kaynak miktarı, aslında brüt kömür varlığına işaret etmektedir. Bu miktar, önemli ölçüde kanıtlanmış̧ ve işletilebilir rezervi de içermekle beraber, tamamı işletilebilir nitelikte değildir. Bir kısmı, ekonomik olarak işletilemeyecek kadar derindedir. Bir kısım kaynağın, üzerinde yerleşim yerleri ya da altyapı tesisleri bulunduğundan işletilebilmesi son derece zordur. Bir bölümü içinse, yerelde ciddi çevresel sınırlamalar söz konusudur. Kömür kaynaklarımızın ne kadarının teknik, ekonomik, politik ve çevresel olarak üretilebilir olduğu ise maalesef detay mühendislik çalışmalarıyla ve uluslararası kabul gören akreditasyon kuralları çerçevesinde tam olarak ortaya konulmuş̧ değildir.

DÜNYA BANKALARI KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALLARE FİNANSMAN SAĞLAMIYOR

Yerli kömür potansiyelinin harekete geçirilmesi ve 10 yıl sonra elektrik üretebilecek noktaya getirilebilmesi için yaklaşık 30-35 milyar dolar, yani yılda 3-3,5 milyar dolar yatırım ihtiyacı bulunmaktadır. Günümüzde, kamunun bu alanda yatırım yapmasına imkân tanınmamakta ve yatırımların özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Ancak özel sermaye, içerdiği büyük ölçekli riskler nedeniyle yerli kömüre yatırım yapma konusunda son derece çekingen davranmakta olup, mevcut işletmelerin özelleştirilmesi ya da rödevans yöntemiyle kamu adına kömür üretimi söz konusu olduğunda çok daha atak olan yerli sermaye, iş yeni yatırım gerektiren projelere sermaye koymaya geldiğinde, kömür madenciliğinin risklerini göze almaya yanaşmamaktadır. Yabancı sermaye ise bu alana neredeyse hiç girmemektedir.

Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ya da Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi pek çok kuruluş, istisnai durumlar dışında kömür yakıtlı enerji santral yatırımlarına finansman sağlamayacaklarını duyurmuşlardır. Özel bankaların da bunları izlemesiyle kömür projelerinin finansman maliyetleri çok daha yüksek seviyelere gelmiş durumdadır. Dolayısıyla, Türkiye, yerli kömüre dayalı santral yatırımlarına yurt dışından finansman bulabilme konusunda uzun zamandır zorlanmaktadır. Küresel piyasalarda bol para döneminin kapanmakta olduğu da dikkate alındığında, finansman maliyetlerinin kömür projelerini yapılabilir olmaktan tamamen çıkarma riski son derece büyüktür. Bu riski taşımak istemeyen sermaye sahiplerine satınalma garantisi verilerek -tıpkı köprü ve otoyollarda olduğu gibi- kamu kaynaklarını riske atmaktadır.

TERMİK SANTRALLERİ EN GENİŞ ÇEVRESEL ETKİSİ: HAVA KİRLİLİĞİ

Kömüre dayalı ilave 20 bin megavat gücündeki santrallerin elektrik üretimi, yılda en az 150 milyon ton düzeyinde bir ilave karbondioksit emisyonu yaratacaktır. Bu miktar, Türkiye’nin elektrik üretimine bağlı mevcut karbondioksit emisyonunun neredeyse yarısına karşılık gelmektedir. Dolayısıyla, söz konusu emisyon, bir taraftan küresel ölçekte itirazlara neden olurken, diğer taraftan Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere sunmuş olduğu emisyon azaltım hedefleri bakımından da önemli sorunlara yol açabilir. Bununla beraber, kömüre dayalı santral projelerinin çevresel etkileri sadece karbondioksit emisyonlarıyla sınırlı değildir.

Termik santrallerde en geniş yayılımlı çevresel etki, hava kirliliğidir. Avrupa Çevre Ajansının “Avrupa Hava Kalitesi–2013 Raporu”nda, hava kirliliğinde etken maddeler ve insan sağlığı üzerindeki etkileri aşağıdaki gibi sıralanmıştır:

- Partikül Madde (PM): Kardiyovasküler veya akciğer hastalıkları, kalp krizi ve aritmiye neden olabilir veya bu hastalıkları arttırabilir, merkezi sinir sistemini ve üreme sistemini etkileyebilir ve kansere neden olabilir. Bu etkiler erken ölüme neden olabilir.

- Kükürt Oksitler (SOX): Astımı azdırabilir ve akciğer fonksiyonunu düşürebilir ve solunum yolu iltihabına neden olabilir. Baş ağrısı, genel rahatsızlık ve endişeye sebep olabilir.

- Azot Oksitler (NOx): NO2, karaciğeri, akciğer, dalak ve kanı etkileyebilir. Ayrıca solunum yolu semptomlarına neden olarak ve solunum yolu enfeksiyonuna hassasiyeti artırarak akciğer hastalıklarını azdırabilir.

- Ozon (O3): Akciğerin fonksiyonunu olumsuz etkiler; astım ve diğer akciğer hastalıklarını azdırabilir. Ayrıca erken ölüme de neden olabilir.

Ekosistem üzerindeki etkileri ise Avrupa Çevre Ajansının aynı raporunda şöyle belirtilmektedir:

- Partikül Madde (PM): Hayvanları da insanlarla aynı şekilde etkileyebilir. Bitki büyümesini ve ekosistem süreçlerini de etkiler. Binalarda hasara ve kirlenmeye sebep olabilir. Görüş mesafesini düşürür.

- Kükürt Oksitler (SOx): Toprağın ve yüzey sularının asidifikasyonunu arttırır. Bitki örtüsünde hasara ve su ve kara sistemlerindeki yerel türlerde kayıplara neden olur. Çevreye etkileri olan partikül maddelerin oluşumuna katkı sağlar. Binalara zarar verir.

- Azot Oksitler (NOx): Toprak ve suyun asidifikasyonunu ve ötrofikasyonunu arttırır ve tür çeşitliliğinde değişikliğe neden olur. Çevreye olumsuz etkileri olan ozon ve partikül maddenin öncü maddesi işlevini görür. Binalarda hasara neden olabilir.

- Ozon (O3): Bitkilerin çoğalmasına ve büyümesine olumsuz etki ederek bitki örtüsüne zarar verir ve mahsul verimini azaltır. Ekosistem yapısını değiştirebilir, biyolojik çeşitliliği azaltabilir ve bitkilerin CO2 alımını azaltabilir.

Termik santrallerde kömürün yanması sonucu meydana gelen bacalardan atılarak doğal ortamlar ve insanlar üzerinde olumsuz etkilere neden olurlar. Bu etkiler, termik santrale yakın mesafede oluşabildiği gibi, rüzgâr hızı ve yönü ile topografyanın özelliklerine bağlı olarak uzun mesafelerde de görülebilir.

Kükürt ve azot oksitler, rüzgârla birlikte atmosfere ulaştıklarında, su partikülleri ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfürik asit ve nitrik asit oluştururlar. Yağmur ve kar ile yeryüzüne ulaşan bu asitler, asit yağmurları olarak adlandırılırlar.

CO2 emisyonu atmosferde birikip, sera etkisi yaratmakta, bu da iklim değişikliğine neden olmaktadır.

Kömürün yanması sonucu, kazan altında biriken cüruf, atık su arıtma tesisinden çıkan arıtma çamurları ve baca gazı desülfürizasyon ünitesinden çıkan alçı taşı (jips) önemli çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Açık alanda depolanan kömürün havayla teması sonucu içten yanma olayı meydana gelmekte ve hava kirletici emisyonlar oluşmaktadır.

TOPRAK VE YER ALTI SULARI ASİTLENECEK, KİRLENECEK

Doğal çevrede varolan radyoaktif elementler kömürle birlikte yeraltından çıkarılmakta, kömürün yanması sonucu oluşan külün depolanması, radyoaktif kirliliğe neden olmaktadır. Uçucu küllerde bulunan ağır metaller yağmur sularıyla yer altı suyuna ve içme suyu kaynaklarına ulaşabilmektedir.

Termik santrallerde soğutma, temizleme vb. işlemler için önemli miktarda su kullanılmaktadır. Kullanılan bu suyunun deşarj sıcaklığının yüksek olması, tıpkı nükleer santrallerde olduğu gibi doğal ortamdaki yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, kullanılan soğutma sularının doğal ortama verilmeden önce arıtılması sırasında (geçici sertlik giderimi, çöktürme) kullanılan kimyasal maddeler, suyun verildiği ortamlarda kirliliğe neden olmaktadır.

Bu atıkların tamamen bertaraf edilmesi imkânsızdır. Bölgenin toprağı ve yeraltı suları asitlenecek, zehirlenecektir. Bitki ve hayvan popülasyonu bundan çok fazla etkilenecek ve doğa telafisi mümkün olmayacak şekilde tahrip olacaktır.

Sonuçta; Eskişehir kenti ve tüm doğası tarihinde hiç bu kadar büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmamıştı. Çünkü gelecekte oluşabilecek doğal tahribat ve kirliliğin geri dönüşü yoktur. Böylesine hayati bir konuda halka ve yandaşlarına küçük veya büyük hediyeler dağıtılarak ikna etme yoluna gitmek yanlıştır."