ENDÜSTRİ VE İŞLETME MÜHENDİSLİĞİ KONGRESİ ve XII. ENDÜSTRİ VE İŞLETME MÜHENDİSLİĞİ KURULTAYI

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 777 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 781 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 841 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) tarafından Adana Şubemiz sekreteryalığında düzenlenen, I. Endüstri ve İşletme Mühendisliği Kongresi ve XII. Endüstri ve İşletme Mühendisliği Kurultayı Çukurova Üniversitesi Mithat Özsan Amfisi'nde bugün başladı. 

Ana teması “Akıllı Endüstriler ve Endüstri-İşletme Mühendisliğinin Geleceği” olarak belirlenen ve üç gün sürecek kurultayın açılış konuşmaları, MMO Adana Şube Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Emir Kavi, MMO Endüstri-İşletme Mühendisliği Meslek Dalı Ana Komisyonu Başkanı Tülay Yener ve MMO Başkanı Yunus Yener tarafından yapıldı.    
 
MMO Başkanı Yunus Yener “Teknoloji ve Mühendisler” başlıklı açılış konferansı sunumunda şöyle konuştu:
 
“İnsanoğlunun kendisi ve kaderiyle ilgilenmek, bütün teknik çabaların ana amacı olmalı. Çizelgelerinizin ve denklemlerinizin arasında bunu asla unutmayın.”
Albert Einstein
Sayın Konuklar, 
Sayın Katılımcılar, 
Sayın Meslektaşlarım, 
Akıllı Endüstriler ve Endüstri-İşletme Mühendisliğinin Geleceği ana temalı kongre ve kurultayımıza ben de hoş geldiniz diyor, Oda Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri saygıyla selamlıyorum. 
Bana verilen konu Teknoloji ve Mühendisler olduğu için teknoloji ile başlayacağım.
Teknoloji nedir?
En basit tanımla teknolojinin, insanlığın toplumsal gereksinimlerini karşılamaya yönelik ve insan ile doğa arasında kurulan emek süreci ilişkisi temelinde yardımcı alet ve araçların tasarlanması, yapılması-üretilmesi için gerekli bilgi, yetenek ve donanım bütünlüğü olduğunu söyleyebiliriz. 
Bir insan etkinliği olarak teknoloji, tarihte bilim ve mühendislikten önce ortaya çıkmıştır. Teknolojinin, bilimin uygulamacı yönü olduğu şeklinde görüşler de vardır.
Mühendislik ise teknoloji gibi kökeni önceki çağlara uzanmakla birlikte sanayi devrimiyle birlikte bilimsel bir disiplin olarak gelişmiştir. Tasarlayan, planlayan, “makina yapan”, üreten, çözümleyen, hesaplayan, onaran, denetleyen, verim artıran mühendis, bilimin bilimteke dönüşümünün de işareti olmuştur.  
Tabii bu gelişme belirli alanlarla sınırlı veya tek yanlı olmamış; yetkin bir örneğini Leonardo da Vinci’de gördüğümüz üzere Rönesans’tan bu yana sanat, bilim ve mühendislik bir araya gelmiş ve bütünleşmiştir. 
Mühendislik, pratik ve kuramsal teknik bilgi alanlarının birleşimiyle ilgilidir. Pratik nosyonu, kuramda olmayanı ya da kuramla bütünleştirilmesi gerekeni uygulamadan hareketle oluşturur. Kuramsal bilgi pratiğin bilgisiyle oluşur. İyi bir mühendisin bu iki bilgi alanında da donanımlı olması gerekir. Mühendislik bilgisi, pratik ve kuramsal bilginin sentezidir. Ancak ikisinin toplamından ibaret değildir. Onların toplamından daha fazla özgün bir bilgidir. 
Mühendis sorunları çözüm olanaklarıyla görebilen, hangi bilgiyi nerede nasıl kullanacağını bilen; amacına varmak için en uygun olanakları, en akılcı en ekonomik en verimli biçimde kullanabilen insandır. ”Mühendisce düşünmek”, “mühendisce bakmak”, “mühendis gibi anlamak”,  vb. mühendisliğe özgü bilgi ve analiz gücüne işaret eden sözlerdir.
Endüstri mühendisliği de bu kapsamda ve yaygın bir tanımla; insanlar, malzemeler ve makinelerden oluşan bütünleşik sistemlerin tasarım, kuruluş ve geliştirilmesiyle ilgilidir. Endüstri mühendisliği, matematik, fizik ve sosyal bilimlerdeki özel bilgi ve becerileri mühendislik analiz, tasarım ilke ve yöntemleriyle birleştirerek bu sistemlerden elde edilecek sonuçları belirlemeye ve değerlendirmeye çalışır. 
Endüstri mühendisliğinin bu çerçevedeki en belirgin özelliği, sosyal ve fiziksel çevreye zarar vermeden var olan kaynakları en etkin şekilde kullanarak sistemlerin performasını optimize etmek üzere insan, malzeme-makine, finans ve bilgi süreçlerini bütünleştirmesi; karmaşık süreç veya sistemleri optimize etmesidir. 
Teknolojide söz sahibi olmak için matematik, fizik, kimya, felsefe, dil gibi temel bilim alanlarında donanımlı olmak gerekiyor. Çünkü mühendislik, çok yönlü becerilere sahip olmayı, sürekli olarak kendini geliştirmeyi, teknolojinin olanaklarından yararlanmayı gerektiren bir disiplindir. 
Sayın Katılımcılar,
İnsanlığın bugün geldiği noktadan hareketle teknoloji konusuna eğildiğimizde, yakın çağdan itibaren yaşanan gelişmelerin endüstri devrimi/sanayi devrimi olarak adlandırılan süreçlerin içindeki teknolojik gelişmelerle eş zamanlı olduğunu görüyoruz. 
Kısaca hatırlarsak: 
Birinci sanayi devrimi üretimi su ve buhar gücü kullanımıyla mekanize etmişti. 
İkincisi elektrik enerjisiyle kitle üretiminin yolunu açmıştı. 
Üçüncüsü elektronik ve enformasyon teknolojileri aracılığıyla üretimde otomasyonu gerçekleştirmişti. 
Bildiğimiz üzere otomasyon; bir üretim alanındaki cihazların ölçme-kontrol ve konumlandırıcı ile izlenmesi ile gözetimi ve denetimin yapılmasına imkân veren çok sayıda makine ağının en verimli şekilde çalışmasını ifade eder.
Bir tasarım ve üretim işinin insan ile makine arasında organize edilmesi olarak da tanımlanabilen ve yaşamın her alanına giren otomasyon ve endüstriyel otomasyon, bu ilişkiyi fabrikalara, atölyelere, binalara, tesislere, yani yaşamın birçok alanına etkide bulunmaktadır. 
Otomasyon, çeşitli elektronik makine ve araçların tasarımı, kurulması, bakımı ve onarımı süreçlerini mühendislik dolayımıyla kapsamaktadır. 
Endüstriyel otomasyonda yeni konsept de dördüncü sanayi devrimi de denilen Endüstri 4.0’dır. Akıllı üretim vb. ifadeler de bu çerçevede gündeme girmiştir. 
Endüstri 4.0 kavramı, bundan sekiz yıl önce, dünya imalat sanayiinin önde geleni ve bu sayede en fazla cari fazla veren ekonomisi olan Almanya’dan dünyaya yayılmıştır. Alman sanayicileri, iş ve üretim mekanlarının köklü değişim geçirmesinden hareketle yeni bir stratejiye gerek duymuş ve bu jenerik ifadeyi kullanmaya başlamışlardı. 
Birçok yeni kavram da önümüze gelmiştir. Endüstri 4.0’ın otomasyonu, veri değişimini, imalat sanayindeki gelişmeleri kapsayan “nesnelerin interneti”, “internetlerin interneti”, “öğrenen makineler” gibi kavramlarla iç içe geçmiş bir kavram ve slogan olduğunu söyleyebiliriz. 
“Dördüncü Sanayi Devrimi” adlı bir kitap kaleme alan Davos kurucusu Klaus Schwab bundan üç yıl önce, “önceki sanayi devrimlerinin aksine bu sonuncusu doğrusal değil üssel biçimde evriliyor… Bu bizim “neyi”, “nasıl” yapacağımızı değil, “kim” olduğumuz fikrini de değişime uğratıyor” şeklinde ifade ediyordu. 
Bu sözler çok önemli: “Kim olduğumuz fikrini de değişime uğratıyor”. 
Şimdi söyleyeceklerimi bu önemli belirleme eşliğinde düşünmemizi öneriyorum. 
Dijital teknolojiler başlığı altında robotik ve yapay zeka: 3D baskı; nesnelerin interneti ve Blockhains burada önemli bir yer tutuyor. 
Robotik ve yapay zeka, insan eylemlerinin tekrarını sağlayan eylemler gerçekleşiyor. Örnekler olarak, makinelerin manuel veya büro işlerini gerçekleştirmesi ve insanların yerini alan veya işbirliğine giren robotlar verilebilir. 
3 D baskı, ince tabakaları ekleyerek ürünleri oluşturma tekniği oluyor. Örnekleme, plastik kalıplarla üretim, makine parçaları ile yapılabilir. 
Nesnelerin interneti, dijital özelliklere sahip imalat sanayi ürünlerinin teknolojik bir ekosistemde çalışmasını anlatıyor. Ürünlere yerleştirilen sensörlerin tüketicilere yeni hizmetler sunması örnekler arasındadır. 
Blockhains ise kişiden kişiye merkezi olmayan şeffaf ve etkin kayıt sistemi olarak ifade ediliyor. Bitcoin ile başlayan ödeme sistemleri örnek olarak gösterilebilir. 
Bu teknolojik gelişme ve değişim/dönüşümde: 
Rutin işler yapan, görevleri “kodlanmaya” en müsait işçilerin ayıklanması öngörülüyor. 
Ve üç çeşit beceri önem kazanıyor: 
- İleri bilişsel beceriler (kompleks problemleri çözebilme)
- Sosyo davranışsal beceriler (takım çalışması)
- Beceri kombinasyonları (akıl yürütme-öz yeterlilik).
İşin doğasında gerçekleşen temel değişiklikler ise şunlardır: 
1. Teknoloji firmaların sınırlarını yeniden şekillendiriyor (işlem ve yenilik platformlarının yükselişi).
2. Teknoloji, iş için gereken becerileri yeniden şekillendiriyor.
3. Sanayi istihdamı geriliyor (% 18 eşik noktası, Türkiye % 26,5).
4. Gelişmekte olan ülkelerde çok sayıda işçi düşük üretkenlikteki işlerde ve çoğunlukla kayıtdışı ekonomide çalışıyor. 
5. Artan eşitsizlikler ve sosyal medyada farklı yaşam tarzlarını izlemenin katkısıyla hayal kırıklıklarını artırıyor.
Görüldüğü üzere ulaşılan teknolojik düzey; üretim araçları, malzemeler, gerekli binalar vb. ile yetinmiyor; mühendis emeği dâhil bütün emek gücü üzerinde tam bir denetim kuracak biçimde bütün sosyal yaşamı belirleyici bir konuma yerleşiyor. 
Dolayısıyla Endüstri 4.0, akıllı üretim vb. konular mühendislik temelinden uzaklaşmaya başlamıştır. Yeni nesil üretim araçları, dijital teknolojiler vb. tek başına yeterli değildir. 
Ne için, kim için, nasıl soruları çok önemlidir. 
Örneğin, İTO Başkanı, geçen günlerde, İş Kanunu’nun teknolojik gelişmeler göz önüne alınarak revize edilmesini ve esnek çalışmayla ilgili düzenleme yapılması gerektiğini belirtti. 
Bir örnek de Almanya’dan. Deutsche Bank ile ilgili haber başlığına dikkat edelim: “Operasyon 4.0: 18 bin çalışanını robotlarla değiştirecek”. (20.11.2019, https://www.haberturk.com/operasyon-40-18-bin-calisanini-robotla-degisti...)
Hayallerin Endüstri 4.0’a, gerçekliklerin “Operasyon: 4.0”lara yöneldiği bir noktada bizlerin üç temel parametreyi gözetmesi gerektiğini düşünüyorum. 
İlki, söz konusu teknolojik gelişmelerin nasıl ve kimler için uygulanacağı, bir başka ifadeyle toplumsal karşılığının nasıl olacağı sorunsalıdır. 
Birincisine bağlı olarak ikincisi, mühendislik metotlarının piyasa faktörlerinden bağımsız olarak daha da önem kazanmasıdır. Bu bütün meslektaşlarımızın üzerinde düşünmesi gereken önemli bir konudur. 
Üçüncüsü de, konunun yalnızca teknisist veya teknolojisist bir üretim ve hizmet bağlamı ile değil, üretim ve hizmetin insan odaklı ve kamusal-toplumsal yarar yaklaşımı ile birlikte ele alınması gerekliliğidir. 
Sayın Katılımcılar, 
Bugün dijital dönüşüm, vb. konular eşliğinde tartıştığımız teknoloji konusu, büyük uluslararası güçler arasındaki bir rekabet konusudur. Son tahlilde, insan emeğinin yerine makinelerin ikame edileceği bir teknolojinin büyük sermaye grupları tarafından sahip olunacağı ve yönetileceği kurgusu üzerine inşa edilmiştir. 
Konu öyle dallanıp budaklanmıştır ki, bilim kurgu eserlerinden toplumsal yaşamın çeşitli yönlerine dek teknolojinin gelişimiyle faşist/totaliter rejim uygulamalarının gelecekte insanlığı nasıl esir alacağına dek çeşitli senaryolar boy göstermektedir. Hatta teknolojinin bu şekilde yanlış kullanımına dair uygulamalara bile tanık olabiliyoruz. 
Bu noktada istihdam, üretim ve verimlilikte bir “devrim” olarak sözü edilen gelişmeleri dikkatli bir şekilde ele almak gerektiğini öncelikle belirtmek istiyorum. 
Üretim teknolojileri, otomasyon, elektronik, bilişim teknolojilerinin olağanüstü hızla gelişmesi elbette çok gerekli ve olumludur. 
Ancak nitelikli kolektif emek sayesinde sağlanan bu gelişmenin emek gücünü istihdam ve ücretler açısından sürekli düşürdüğünü de görmek gerekir. 
Biliyoruz ki bugün üretim ve büyüme ile istihdam ve verimlilik arasındaki pozitif ilişkiler kopmuştur. Sosyal refah devleti yok edilmiştir. 
Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere kabul etmek gerekir ki, dünya genelinde ileri/yüksek teknoloji hamlelerine ihtiyaç vardır. Fakat bu ihtiyacı esasen üretim, istihdam ve toplumsal yarar bütünlüğünde tanımlamak gerekiyor. 
Diğer yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu sanayisizleşme süreci ve dışa bağımlı ekonomi, ülkemizi teknolojiyi üreten değil oldukça eşitsiz koşullarda kullanan bir ülke durumuna düşürüyor. 
Dolayısıyla yeni teknoloji hamlelerinin ülkemizdeki uygulanabilirliği ve sonuçları üzerine tartışılabilmesi için her şeyden önce “beton ekonomisinden” çıkmak ve yönümüzü kamucu, kalkınmacı, planlı bir üretim ekonomisine doğru çevirmek gerekir. 
Sınai yatırımların uzun süredir durduğu bir gerçektir. Özellikle makina ve teçhizat yatırımlarının kan kaybetmiştir. Yatırımlar, Kamu-Özel İşbirliği modeli uyarınca palazlandırılan sermaye gruplarına kaynak aktarımı yoluyla ve yalnızca havalimanı, otoyollar ve köprülere yapılmaktadır. 
Yüksek dış borç, enflasyon ve döviz kurunun tırmandığı, faiz ödemelerinin zorladığı bir ekonomide ne gerçek bir büyüme ve kalkınmadan ne de teknolojik hamlelerden söz etmek mümkün olamamaktadır. 
On yedi yıldır izlenen ekonomi politikaları sanayi üretimini geri plana atarken; döviz üretme kapasitesi zayıf, toplumsal refaha katkı sağlamayan, gelir dağılımını daha da adaletsiz hale getiren rant odaklı inşaat-emlak sektörünü, perakendeciliği ve hizmet sektörlerini öne çıkarmıştır. Üretken olmayan bu sektörlere yöneliş, Türkiye’nin üretim yeteneğini zayıflatırken sanayinin de hızla rekabet gücü kaybına ve gerilemesine yol açmıştır. 

Burada iki örnek vermek istiyorum Türkiye’nin bu teknolojik rekabette nerede olduğuna ilişkin. Birincisi 5G teknolojisi konusunda dünyada büyük bir rekabet var ve kıran kırana bir “kavga” yaşanıyor bu alanda hâkimiyet için. Çünkü bu altyapıya sahip olan “büyük veri”ye hükmetme gücüne sahip olacak. Çin bu alanda HUAWEI ile öne geçmiş vaziyette ve 5G teknolojisini Türkiyeli bir bilim insanının Bilkent Üniversitesinden Profesör Erdal Arıkan’ın doktora tezi üzerine POLAR CODE ile kurmuştur. Bu arada bizim vergilerden Ar-Ge teşvikleri kapsamında teşvik veriliyor cep telefonu üretilsin diye ama markayı kaç kişi biliyor? İkincisi ise gene Ar-Ge teşvikleri ile ilgili. Türkiye’de yatırımları olan bir Alman firması bir Ar-Ge projesi için program yapıyor; Almanya’da bütçe 45 m euro beklenen patent sayısı ise 3. Firmanın Türkiye müdürü ikna ediyor ve program Türkiye’de 3 m euroya donanım giderleri de dâhil olmak üzere gerçekleştiriliyor. Çıkan patent sayısı 15. Neredeyse patent maliyeti 25 kat düşmüş, 5 m euro, 0.20 m Euro. Patentler uluslararası firmaya ait ve ülke kıt kaynaklarının nasıl kullanıldığına ilişkin iki örnek.

Bu nedenle ülkemizde her şeyden önce egemen yaklaşımın değişmesi gerekmektedir. Demokratikleşme eşliğinde yüzünü insana, emeğe, doğaya, yaşama dönen bir anlayışa ihtiyacımız var.  

Bu noktada konu tarihsel olarak, bilimsel teknik gelişmeler ile emek gücünün, insanlığın toplumsal refahı doğrultusunda nasıl kullanılacağı sorununda düğümlenmekte ve halktan, emekten, sanayileşmeden, mühendislikten yana bir yaklaşım gerekmektedir. 
Üretim süreçlerinde mutlaka gerekli olan planlamayı devre dışı bırakan, mühendisliği itibarsızlaştıran, istihdamı parçalayan, insan emeğini değersizleştiren ve çalışma yaşamının dışına atan bir üretim, mekanizasyon, otomasyon ve sanayileşme tarzını reddeden bir anlayışa ihtiyacımız var. 
Teknolojinin sömürü unsuru olarak kullanılmasına, insanın insan üzerinde hâkimiyet sağlamasına ve insanın hem insandan hem de ürettiği ürünler ve teknolojiden yabancılaşmasına yol açan mevcut duruma karşı alternatif bir yaklaşım gerekiyor. 
Teknoloji, azınlık bir insan kümesinin insanlığın çoğunluğu üzerinde sömürüsü ve tahakkümü için değil, bütün insanların kendilerini yeniden üretip, yeteneklerini ve toplumsal refahı geliştirmek için kullanılmayı bekliyor. 
Bu bağlamda teknolojik gelişmelerin sağladığı olanakların çalışma koşullarına ve saatlerine uyarlanması durumunda bütün dünya değişecek, insanlık refaha ulaşacak; çalışma zevkli bir etkinlik halini alacak, herkes çalışma dışı boş/değerli zamanlarında kendini özgürce yeniden üretecek ve işte o zaman asıl üretken özgür insan tarihi başlayacaktır. 
Kısaca, emeği, mühendisliği, bilimi, tekniği, otomasyonu, sanayileşmeyi, planlama ve kalkınmayı yeniden ve toplumsal refahı egemen kılmaya yönelik olarak ele almak gerekiyor. 
Unutmamalıyız ki, emeğin varoluşu insanın varoluşudur. Bu varoluş biçimi korunmalı, insanca kılınmalı ve geliştirilerek geleceğe aktarılmalıdır. 
Başka bir dünya ve Türkiye’ye ulaşmak bu şekilde mümkündür. 
Özetle teknoloji ve mühendislik bir mücadele konusudur. Olumlu-olumsuz ilişkisi/diyalektiği her konuda olduğu gibi bu alanlarda da bütün çelişkileri önümüze koyuyor ve gerçekte bize bir yol da açıyor. Bu yol insanın özgürleşmesi, koşullarının esiri değil egemeni olması ve yetkinleşmesi yoludur. 
Kongre ve kurultayımızın bu parametreleri gözetmesini diliyorum. 
Son olarak endüstri ve işletmesi bütün meslektaşlarımızı Odamızın çatısı altında örgütlenmeye davet ediyorum. 
Konuşmamı tamamlarken, etkinliğimize ev sahipliği yapan Çukurova Üniversitesi Rektörlüğüne, destekleyen ve katılan bütün kurum, kuruluş, üniversite, firma ve konuşmacılara, danışma, düzenleme, yürütme kurullarına, Adana Şube Başkanımız ve Şube Yönetim Kurulu ile etkinlik sekreteri ve çalışanlarımıza, Oda Yönetim Kurulu adına içtenlikle teşekkür ediyor, etkinliğimizin başarılı geçmesini diliyorum.” 
 
MMO Adana Şube Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Emir Kavi açış konuşmasında şöyle konuştu: 
“Sayın Valim,
Sayın İlçe Belediye Başkanlarım, 
Sayın Rektörüm,
Sayın Oda Başkanım,
Üniversitelerimizin çok değerli akademisyenleri, hocalarım,
Sevgili Öğrenciler,
Değerli Konuklar, 
Basınımızın emektar temsilcileri,
TMMOB Makina Mühendisleri Odası Adana Şube Yönetim Kurulu ve şahsım adına sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum. “I. Endüstri ve İşletme Mühendisliği Kongresi ve XII. Endüstri ve İşletme Mühendisliği Kurultayı” na, hepiniz hoş geldiniz. 
Sevgili Dostlar,
AKILLI ENDÜSTRİLER VE ENDÜSTRİ-İŞLETME MÜHENDİSLİĞİNİN GELECEĞİ ana temasıyla, 5-6 Aralık 2019 tarihlerinde yani bugün ve yarın, Türkiye ve Dünyada Dijital Dönüşümün ve Uygulamalarının etraflıca konuşulacağı Kongremizde açılış ve kapanış konferansları hariç, toplamda 15 oturumda çok kıymetli çağrılı konuşmacıların yanı sıra, 19 sözlü bildiri ve 1 poster bildiri sunumu yer alacaktır. 7 Aralık 2019 Cumartesi günü, geleceğin Endüstri ve İşletme Mühendisliğini ve çalışma alanlarını tartışacağımız Kurultayımıza ev sahipliği yapmanın onurunu taşıyoruz. 
Son yıllarda giderek iş ortamına entegre olan yüksek teknolojili, internete bağlı nesneler ve artan otomasyon düzeyi ile birlikte oluşan yalın üretim, akıllı fabrika, karanlık fabrikalar kavramı ve bu kavramlar etrafında endüstri ve işletme mühendislerinin gelecekte yapabilecekleri işlerin değerlendirmesi kongremizde amaçlanmaktadır. Bu değerlendirme kapsamında Üniversiteler ile Sanayinin görüşlerini elde etmiş ve odamızın bakış açısını paylaşmış olacağız. 
Değişen üretim sistemlerinin teknolojik etmenlerinin değerlendirilmesinin yanı sıra, endüstri ve işletme mühendislerinin geleceğine dönük oluşturacağı yeni işler ve işletmelerde üstleneceği yeni görevlerin belirlenmesi, geleceğe dönük belgelendirme ve imza yetkilerin tartışılması, ortaya çıkabilecek sosyal sorunların irdelenmesi açısından önemli geri bildirimler sunması, kurultay için amaçladığımız sonuçlardandır.
Değerli Konuklar;
Endüstri ve İşletme Mühendislerinin (EİM) mesleki ve örgütlülük düzeyini gelişimine katkıda bulunacak çalışmalar yapılması, meslek ve meslektaş sorunlarının, ülkenin ve toplumun sorunlarından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğiyle, ülke gündemini takip ederek gündeme yönelik mesleki bilgi ve becerilerini toplumun yararına kullanmak üzere politikalar geliştiren odamız, kurultay ve konferanslarla oluşturduğu kalıcı ve mesleki birikim hafızasını, bugün düzenleyeceğimiz kongremizle bir adım daha ilerletmiştir.
Günümüzde mühendislik eğitiminin yarısını oluşturan araçlar üniversitelerde, diğer yarısını oluşturan iletişim becerileri, sürekli öğrenme ve yetkinlikler ise meslek odaları, dernekler ve staj gibi okul dışı çalışmalarla kazanılmaktadır. Endüstri ve İşletme Mühendislerine yönelik yetkilendirme çalışmalarını yürüten MMO, dün olduğu gibi bugün de bu yetkilerin yasal mevzuatlarda yer alması ve fiilen kullanılabilmesi için daha fazla çaba gösterecektir. Bu mücadeleye Oda üyesi Endüstri ve İşletme Mühendisleri kadar henüz Oda ile tanışmamış Endüstri ve İşletme Mühendislerinin de Oda örgütlülüğüne katılarak destek vermesi önem taşımaktadır.
Değerli Katılımcılar,
Başta Kongre ve Kurultayımız için bize bu ortamı sağlayan Ç.Ü. Rektörlüğüne, 
Akademik destek sağlayan kıymetli akademisyenlerimize, Danışma Kurulu, Düzenleme Kurulu ve Yürütme Kurulu üyelerine,
Lojistik destek sağlayan Adana Büyükşehir Belediye Başkanımıza, Seyhan Belediye Başkanımıza ve adını sayamadığım diğer kurum, kuruluş ve şirketlere,
Odamız 47.Dönem Endüstri İşletme Mühendisliği Meslek Dalı Ana Komisyonuna ve katkı sunan tüm şube komisyonlarımıza,
Delege katılımı ile destek veren tüm firma, kurum ve kuruluşlara,
Başta kongre sekreterlerimiz Serçin ÜÇKARDEŞ, Derya IRMAK ve Adem ERİK olmak üzere tüm şube emektarlarına ve kongre görevlilerine,
Şahsım ve Şube Yönetim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum.
Son olarak; Üreterek Büyüyen, Paylaşarak Gelişen, Bağımsız, Sanayileşmiş, Demokratik bir ülke ve İnsanına Çalışanına Değer Veren Bir Toplum yolunda hepinizi selamlarken, kongre ve kurultayımızın başarılı geçmesini temenni ediyor, tüm katılımcılara saygılarımı sunuyorum.”
 
Kongre ve Kurultayın sonuç bildirileri önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklanacaktır.