IX. ULUSAL UÇAK, HAVACILIK VE UZAY MÜHENDİSLİĞİ KURULTAYI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 778 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 839 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 845 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.

Odamız Ankara Şube yürütücülüğünde düzenlenen, IX. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayı, 5-6 Mayıs 2017 tarihlerinde uçak, havacılık ve uzay mühendislerinin, Oda üyelerimizin, öğrencilerimiz ve ilgili kurum ve kuruluşlardan temsilcilerin katılımıyla Ankara’da Nazım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. 

Kurultay’da bilgiyi üreten ve bu bilgiye ihtiyaç duyan, kullanan ve geliştirilmesine yardımcı olan paydaşların aynı platformda buluşması sağlanarak yeni teknolojik gelişmelerin uygulamaya geçirilmesi, endüstrinin talepleri, yaşanan sorunlar ve olası çözüm önerilerinin ortaya konulduğu bir tartışma, danışma ve paylaşma ortamı oluşturulmuştur. 11 kamu kurum ve kuruluşu, üniversite ve firma tarafından desteklenen ve iki gün süren kurultayı 300 kişi izledi.

İki gün boyunca süren kurultayda; Havacılık Sektöründe Ulusal Yeterlilik ve Uluslararası Rekabet Gücü, Havacılık Sektöründe Bilgi Yönetimi ve Standardizasyon Konularında Ulusal Uygulamalar, Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Eğitimlerinin Nitelik ve Nicelik Yönünden Değerlendirilmesi, Havacılık Alanında Ulusal Teknoloji Uygulamaları, Deneysel Hava Aracı Geliştirme Çalışmaları konu başlıkları altında 8 oturumda 26 sunum yapıldı.

Kurultayın açılış konuşmaları MMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ö.Varlık Özerciyes, TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından yapıldı.

MMO Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ö.Varlık Özerciyes açılışta şöyle konuştu:

“Sayın Birlik Başkanım, Oda Başkanım

Sayın Yönetim Kurulu Üyeleri,

Değerli Öğretim Üyeleri,

Değerli Konuklar,

Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım,

Değerli Basın Mensupları,

Sizleri Makina Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

9. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayımızı siz değerli mühendislerin, bilim insanlarının, delegelerin, katılımcıların, kurum ve kuruluşların desteğiyle, bu yıl şubemiz yürütücülüğünde gerçekleştiriyoruz. Sizleri tekrar selamlıyor, kurultayımıza hoş geldiniz diyorum.

12-13 Mayıs 2001 tarihinde ilkini gerçekleştirdiğimiz kurultayımız iki yılda bir olmak üzere 16 yıldır kesintisiz olarak devam etmektedir. Öncelikle, kurultaylarımızı var eden, çalışmalarını büyük bir özveri ve kararlılıkla sürdüren Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisleri Meslek Dalı Ana Komisyonumuza ve üç ilimizde oluşturulan Meslek Dalı Komisyonlarımıza içtenlikle teşekkür etmek istiyorum.

Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz 8 kurultayımızda, eğitimden istihdama, savunma sanayinden sivil havacılığa, uydu ve uzay teknolojilerinden özgün hava aracı tasarımlarına kadar onlarca konu tartışılmış ve sonuç bildirgeleri sektörle ilgili kurum ve kuruluşlar başta olmak üzere tüm kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Değerli konuklar,

Ülke ve toplum yararları doğrultusunda, yurdun doğal kaynaklarının işletilmesi, üretimin ve kalitenin arttırılması, yurt sanayisinin ulusal çıkarlara uygun şekilde gerçekleşmesi konularında; inceleme, araştırma yapmak, önerilerde bulunmak, ilgili kurumlarla iletişim ve işbirliği içerisinde olmak Odamızın kuruluş amaçları arasında yer almaktadır.

Bu amaç doğrultusunda kamuoyunun bilgisine sunduğumuz kurultay sonuç bildirgelerimizde ortaya koyduğumuz önerilerin, uçak, havacılık ve uzay sanayimize katkısını önemsiyor; bildirgelerimizin siz değerli katılımcıların fikirleriyle şekilleniyor olmasından ise büyük onur ve mutluluk duyuyoruz.

Değerli konuklar,

"Teknolojiyi yalnızca kullanan değil teknoloji üreten bir toplum olma" hedefinin ilk basamağı eğitimdir. Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisi yetiştiren üniversitelerimizdeki eğitim çağdaş bir yapıya kavuşturulmalı, planlamacı bir anlayışla, toplumsal ve sektörel gereksinimleri, üretimi, istihdamı ve ülkenin bilim ve teknoloji yeterliliğinin güçlendirilmesini temel alan eğitim politikaları üniversitelerde yaşama geçirilmelidir. Üniversitelerdeki araştırma projelerine, bu temelde gerçekçi destekler verilmelidir.

Yeterli alt yapısı oluşturulmadan yeni üniversiteler ve yeni bölümlerin kurulması, diğer mühendislik dallarında olduğu gibi hem Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendislerinin istihdamı açısından hem de niteliğin bu denli önemli olduğu havacılık sektöründeki firmaların faaliyetleri açısından önemli bir zafiyet doğuracaktır.

Pek çok mühendislik alanını birleştiren, çok disiplinli bir teknoloji gerektiren havacılık ve uzay sanayi için Ar-Ge zorunludur. Bu alanda yürütülen çalışmalar ayrıca birçok sanayi dalına veri teşkil etmekte ve o dallarda itici güç yaratmaktadır. Sektörün gelişmesi Ar-Ge çalışmalarına verilen önemle birebir bağlantılıdır. Bu kapsamda Havacılık ve Uzay sanayiinin gelişmesi için ayrılan ülkemiz kaynakları ister askeri, ister sivil amaçlı olsun verimli kullanılmalı, kurumlar arası eşgüdüm sağlanmalı, değişik kurumların benzer alanlarda atıl yatırımlar yapmasının önüne geçilmelidir. Havacılık ve uzay sanayiimiz ulusal ölçekli bir strateji ile geliştirilmeli ve Master Plan hedeflerine ne ölçüde erişilebildiğini belirlemek ve önlemler alabilmek için, uygulamaların sürekli izlenmesi ve değerlendirilmesi zorunluluktur.

Değerli konuklar,

Uçak, havacılık ve uzay sanayiinde ülkemizin mevcut kabiliyetlerinin ve ürünlerinin arttırılması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Havacılık ve uzay sektöründe ulusal katkı payının büyütülmesi amacıyla; yeni ve ileri teknoloji yatırımlarının, sektörün ihtiyaçları paralelinde planlı olarak filizlendirilmesi, olgunlaştırılması, yürütülmesi ve sektörün kullanımına sunulması sağlanmalıdır.

Sektör bileşenlerinin sadece ürüne odaklanan yaklaşımda değil, hem nitelikli iş gücü hem de özgün bilgi yönetimi, teknolojik ve yönetsel model alt yapısını öncülleyen bir anlayışta hareket etmeleri, yarının doğru kurgulanması açısından olmassa olmazıdır. Tek bir ürün değil, sistemdir ulaşılması gereken hedef. Elbette ki teknolojik ilerleme misyonunda, amaçlanan hedefe ulaşmak için biz mühendislere önemli görev ve sorumlulukların düştüğü gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

Havacılık sanayiinde geçerli standartlara uygun malzeme/yan sanayi ürün üretebilme potansiyeline sahip kuruluşların, ürettiklerinin standartlara uygunluk açısından sertifikalandırılması için, bu yetkinliğe sahip, ulusal metroloji, kalite denetim ve akreditasyon sisteminin geliştirilmesi gibi hedefler ivedilikle hayata geçirilmelidir.

92 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal Göklerdedir” şiarıyla kurduğu, bulunduğumuz yerleşkenin yakınlarında tesis edilmiş Türkkuşu/THK ne yazık ki yolsuzluk nedeniyle borç batağına çekilmiş ve usulsüz arsa tahsisi vb. nedenlerle üniversitesinin faaliyet izni geçici olarak durdurulmuş bulunmaktadır. THK’nın ivedilikle varoluş amacı olan “Türk Havacılığını Geliştirmek”, Havacılığın ekonomik, sosyal ve siyasal önemini anlatmak, askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak hedefinde, tanımlı iş alanında, kurulduğu günkü idealizminde ve paklığında hizmet vermesi önem arz etmektedir.

Değerli konuklar,

Ulaştırma politikalarının kısa dönemli yaklaşımlarla oluşturulması ile yolcu ve yük taşımacılığı ağırlıklı olarak karayoluna yüklenmiştir. Havayolu ulaşımımız da bu yanlış planlamadan nasibini alarak olması gereken yere erişememiştir. Havayolu taşımacılığının artması ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu amaçla, daha ekonomik ve uygulanabilir olan bölgesel uçaklarla ulaşım bir alternatif olarak gündeme alınmalıdır.

Son olarak Bakım, onarım ve yenileme-modernizasyon alanında havacılık sanayimizin uluslararası pazardaki payının artırılması bir diğer önemli husustur. Bunun için ön şart olan gerekli planlama, eğitim ve sertifikalandırma işlemlerinin hızlı bir şekilde geliştirilmesi önem arz etmektedir.

IX. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayında; bilgiyi üreten ve bu bilgiye ihtiyaç duyan, kullanan ve geliştirilmesine yardımcı olan paydaşların aynı platformda buluşması sağlanarak yeni teknolojik gelişmelerin uygulamaya geçirilmesi, endüstrinin talepleri, yaşanan sorunlar ve olası çözüm önerilerinin ortaya konulduğu bir tartışma, danışma ve paylaşma ortamı oluşturulması hedeflenmiştir.

İki gün boyunca sürecek kurultayımızda; Havacılık Sektöründe Ulusal Yeterlilik ve Uluslararası Rekabet Gücü, Havacılık Sektöründe Bilgi Yönetimi ve Standardizasyon Konularında Ulusal Uygulamalar, Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Eğitimlerinin Nitelik ve Nicelik Yönünden Değerlendirilmesi, Havacılık Alanında Ulusal Teknoloji Uygulamaları, Deneysel Hava Aracı Geliştirme Çalışmaları konularında 8 oturum düzenlenecek ve 26 sunum yapılacaktır.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası adına Ankara Şube yürütücülüğünde gerçekleştirilen 9. Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayımızın düzenlenmesinde emeği geçen UHUM-MEDAK ve MDK üyelerine, Düzenleme, Danışmanlar, Yürütme Kurulu üyelerine, bildiri sunacak konuşmacılara, destek veren kişi, kurum ve kuruluşlara, Oda ve Şube Yönetim Kurulu üyelerine, Kurultay Sekreterimize, Şube çalışanlarına ve tüm katılımcılara teşekkür ediyor, siz değerli katılımcılarımızın katkılarıyla verimli bir kurultay geçireceğimize olan inancımı bir kez daha paylaşmak istiyor, saygılarımı sunuyorum.

Tekrar hoş geldiniz.”

MMO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar açılışta şöyle konuştu:

Sayın Konuklar, Sayın Hocalarım,

Sayın Delegeler, Sevgili Öğrenciler,

Sevgili Basın Mensupları,

TMMOB Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Dokuzuncu Ulusal Uçak, Havacılık ve Uzay Mühendisliği Kurultayına hoş geldiniz.

Uçak, havacılık ve uzay mühendisliği ile ilgili süreç, gelişmeler ve sorunlar ile sektör sorunlarının değerlendirme ve tartışmaya açılacağı etkinliğimizin verimli geçmesini diliyorum.

1954 yılında kurulan Odamızın üye sayısı bugün 104 bine ulaşmıştır. Odamıza kayıtlı Uçak Havacılık Uzay Mühendislerinin sayısı da 906’dır.

Odamız, kapsadığı bütün meslek ve uzmanlık alanlarında olduğu gibi, Uçak Havacılık Uzay Mühendisliği alanındaki çalışmalara da birinci dereceden önem vermektedir. Kurultayımızın bu kapsamda 16 yıldır kesintisiz olarak sürmesini önemsiyor ve mutluluk duyuyoruz.

Değerli Meslektaşlarım,

Uçak havacılık uzay mühendisliği dâhil meslek disiplinlerimize yönelik olarak başlıca Oda çalışmalarımız, Oda merkezinde Meslek Dalı Ana Komisyonları, Şubelerimizde ise Meslek Dalı Komisyonları aracılığı ile yürütülmekte ve bu komisyonlarda görev alan üyelerimiz seçimle belirlenmektedir.

Özel olarak Uçak Havacılık Uzay Mühendisleri Meslek Dalı Ana Komisyonu’nun yürüttüğü çalışmaların yaygınlaştırılması ve başarıya ulaşmasının, Uçak Havacılık Uzay Mühendislerinin çalışmalara vereceği destekle mümkün olduğunu/olacağını belirtmek istiyorum.

Mesleğin geliştirilmesi, mesleki bilgi ve deneyimin artırılması, mesleki çıkarların korunması, örgütsel yapımızın güçlendirilmesi kolektif çalışmalardan geçmektedir. Bu nedenle Uçak Havacılık Uzay Mühendislerini, birikimlerini Odamızla paylaşmaya, çalışma grupları ve komisyonlarda görev almaya, henüz üye olmamış meslektaşlarımızı üye olmaya, “birlikte üretme, birlikte karar alma, birlikte yönetme” anlayışımızı hep birlikte hayata geçirmeye çağırıyorum.

Değerli Konuklar,

Hemen her alanda olduğu gibi uçak havacılık uzay mühendisliği alanında çalışan meslektaşlarımızın sorunları da her geçen yıl artmaktadır. Eğitimden çalışma yaşamına, sektörün kendi özel sorunlarından, ekonominin genel yönetim anlayışından payına düşen çarpıklıklara kadar bir dizi sorun artarak sürmektedir. Yetersiz istihdam düzeyi, Ar-Ge çalışmalarındaki yetersizlikler, hava taşımacılığı alanındaki çarpıklıklar başta olmak üzere ağırlaşan sorunlar mevcuttur.

Doğaldır ki, ülkemizdeki uçak, havacılık ve uzay mühendislerinin durumlarının değerlendirilmesine, eğitim yaşamlarından başlamak gerekmektedir. Uçak Havacılık Uzay Mühendisliği eğitiminde altyapı ve öğretim görevlisi eksiklikleri, üniversitelerde bu eksiklikleri bulunan yeni bölümlerin açılması, havacılık alanında eğitim veren yüksekokulların teknisyen ve tekniker formasyonuna dönük programlarından mezun olanların mühendislik unvanı kapsamına alınma çabası, eğitim alanında devam eden sorunlardan sadece bir kaçıdır.

Unutmamalıyız ki, uçak havacılık uzay mühendislerinin ülkemiz için daha verimli hizmet sunmalarının  birinci kaynağı, nitelikli ve doğru bir eğitimdir. Havacılık ve uzay sektörüne yönelik sağlıklı, gerçekçi planlamalar yapılabilmesinin, daha etkin mal ve hizmet üretme potansiyeline sahip olmasının yolu en başta eğitimden geçmektedir.

Değerli Katılımcılar,

Sanayinin her kolunda görülen, üretimin Ar-Ge ayağı, havacılık ve uzay sektöründe de sorunludur. Oysaki hepinizin bildiği gibi Ar-Ge, pek çok mühendislik alanını birleştiren, çok disiplinli bir teknoloji gerektiren havacılık ve uzay sanayi için zorunludur.

Bilindiği gibi Ar-Ge merkezleri, türlü teşviklere tabidir ve bu nedenle kamu kaynağı kullanmaktadırlar.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre ülkemizde faaliyette olan Ar-Ge merkezi sayısı 453, toplam çalışan sayısı da 34 bin 294’tür.

Mevcut Ar-Ge merkezlerinin 30’u savunma ve havacılık sektöründe faaliyet göstermektedir ve Ar-Ge merkezlerinin toplam çalışanlarının yüzde 20’den fazlasının Savunma ve Havacılık sektörlerinde olduğu anlaşılmaktadır.

Bu verilerin bize gösterdiği şudur; ülkenin Ar-Ge’ye ayırdığı kaynakların genel kısıtlılığı bir kenara, Ar-Ge’ye ayrılan kamu kaynaklarından havacılık sektörünün aldığı payın düşük olduğu savunulamaz.

Bu noktada sorun şu şekilde tanımlanabilir: Bu kaynaklar, planlı, etkin ve verimli bir şekilde kullanılmakta mıdır? Havacılık projelerinin ömür döngüsünün uzunluğu göz önüne alındığında, bu alana ayrılan kısıtlı kamu kaynağının gerçekçi hedeflere planlı bir şekilde kullanılmasının hayatiyeti çok açıktır. Zira güncel kaygılarla ve dağınık/odaklanılmamış hedeflerle yola çıkmanın bedelleri ağır olmaktadır.

Değerli Katılımcılar,

Havacılık sektörün en önemli ayaklarından biri kuşkusuz havayolu taşımacılığıdır.

Türkiye, bugün havayolu yolcu sayısında dünyada 11., Avrupa’da 3. sıradadır. Uçak trafiğinde de Avrupa’da 5., dünyada 11. Sıradadır. 2016 yılı itibarıyla toplam uçak sayısı 540; yolcu sayısı 174 milyon, koltuk kapasitesi 100 bin, kargo kapasitesi 1 milyon 759 bin tona ulaşmıştır.

Her geçen gün büyüyerek gelişen havayolu taşımacılığı pazarı gerçeğine karşın, toplumsal faydayı maksimum kılacak yatırımlar yapmak yerine sektörün uluslararası sermayenin iştahını kabartmada kullanılması tercih edilmektedir.

Zira ulusal havacılığın simgesi olan Türk Hava Yolları artık hem özel şirket statüsündedir hem yüzde 51’i “halka arz” yoluyla özelleştirilmiştir, hem de yüzde 49,12 kamu hissesi Varlık Fonu’na devredilmiştir.

Yoğun talep ve imkânların olduğu bir pazarda THY, yanlış yönetim anlayışı sonucu 3 milyar dolara yakın zarar ettirilmiş, zarar ederken bile  pek çok uçağı kullanılmazken uçak alım ve kiralamalarına devam etmiştir. Yani zarar göz göre göre katlanmıştır. Bu kadar zararın neden THY hanesinde biriktiği sorusu ise, THY Varlık Fonu’na devredildiğinde açık bir şekilde yanıtlanabilir hale gelmiştir.

THY örneği, hava taşımacılığının nasıl ve hangi amaçlarla yönetildiğinin kanıtı durumundadır. Önce “altın hisse” formülü ile siyasetin kararından çıkmayacak biçimde özelleştirilmiş, sonrasında Sayıştay ve TBMM denetimi olmaksızın her türlü harcamayı yapabilir hale getirilmiştir. Bu sayede akla uygun olmayan harcamalar yapabilmiştir. Şimdi de Varlık Fonu aracılığı ile finans spekülatörlerinin masasına servis edilmektedir.

Bu haliyle THY, ulusal havacılık sektörünün çıkarlarını gözeten, bakım ve bu bağlamda mühendislik yatırımlarını planlayan kamu kuruluşu özelliği kalmamıştır.

Bu hayati hatadan bir an önce dönülmesi gerektiğinin vurguyla belirtmek isterim. THY’nin, tekrar ulusal havayolu şirketimiz haline getirilmeden, özelleştirmeci anlayışlarla yönetilmesine son verilmeden, nitelikli bir hava yolu taşımacılığı anlayışından bahsetmemiz mümkün değildir. Bu hatadan dönüş, en başta sektörün de genel olarak doğru yönetilmesi, bir grubun kârlılığı için değil halkın faydasına yönetilmesi adına atılmış en önemli adım olacaktır.

Benzer bir duruma havaalanlarında da rastlamaktayız. Ülkemizde aktif havalimanı sayısı 2003 yılında 26 iken bugün 55’e ulaşmıştır. Ancak yapılan ve yapılması planlanan hava alanlarında baştan itibaren mevcut bulunan plansızlık, ilk başta göze çarpan bir sorundur. Fizibilite araştırmalarındaki yetersizlik veya yanlışlar had safhadadır. İstanbul’da yapılmakta olan yeni havaalanından izlediğimiz gibi, doğal çevrenin tahribini de içeren bir dizi ihlallerle bu hava alanları inşa edilmektedir. Doğal yaşam ortamlarının ve önemli su havzalarının yok olması ile sonuçlanacak; ekolojik ve jeolojik kriterler, zemin özellikleri, kazı ve dolgu alanları,  kent bilimi ve uçuş güvenliği açısından kabul edilebilir olmayan, yine rant öncelikli projeler hayata geçirilmektedir.

Bütün bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki, sivil havacılık alanında hava alanları, bir problem alanına dönüşmektedir.

Değerli Konuklar,

Ülkemizde bilindiği gibi uzun yıllardır THY ve 2000 yılında faaliyetlerini durduran İstanbul Hava Yolları dışında hangar düzeyinde bakım yapabilen işletme bulunmamaktaydı. 2001 yılında bakım ve onarım hizmetlerinin verilmesi, yerli ve yabancı özel sektör firmalarına açık hale getirildi. Başlangıçta yerli olarak kurulan özel sektöre ait bakım onarım yenileme firmaları, yakın zamanda yabancı firmalara satılmaya başlanmıştır. “Maliyetleri düşürme” bahanesiyle, uçuş operasyonları, uçak bakımı ve yer bakım hizmetleri, kurumsal bünyeden çıkarılıp üçüncü firmalara devredilerek deneyimli ve eğitimli personel tasfiye edilmekte, uçuş güvenliği riske sokulmaktadır.

Görüldüğü üzere, havacılık sektörünün her alanında, kamunun yanlış yönetimi gibi özelleştirilmeyle birlikte etkisizleştirilen bir sektör yapısından bahsetmek mümkündür.

Ülkemizde diğer birçok alanda, özelde sanayinin her kolunda da gözlemlediğimiz gibi giderek etkin olmaktan çıkan, rant kaygısının ön plana çıktığı sektörler genel olarak birçok hata üretmeye mahkumdur. Kimi zaman insan hayatına mal olan bu hataların en önemli kaynaklarından birisi kuşkusuz denetimsizliktir veya denetim yetersizliğidir. Örneğin 2010 yılında 5 bin 221 olan havayolu denetimleri, 2015 yılında 4 bin 407’ye gerilemiştir (2016 Ağustos verisi de 2 bin 821’dir).

Ülkemizde havacılık sektöründe uçuş emniyetinin sağlanması hususu, bir kamu kurumu olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün görevidir. Ancak Genel Müdürlük dokümanlarında nitelikli personel eksikliği görülebilmektedir. Genel Müdürlükte yeterli sayıda mühendis istihdam edilmemektedir. Son yıllarda özellikle balon işletmeciliği alanında kazalar yaşanmakta, bu kazalarda ölümler meydana gelmektedir.

Yukarıda dile getirdiğim havaalanı işletmeciliğindeki aksaklıklar, bakım onarım hizmetleri alanındaki teknik eleman sıkıntıları, sertifikasız eleman çalıştırılması ve havayolu işletmelerinde az sayıda personelle çok iş yapma çabaları kaza risklerini artırmaktadır.

Değerli Konuklar,

Birçok yıl rekor bütçesiyle öne çıkan, kamu kaynaklarının oldukça bonkör bir şekilde aktarıldığı alanlardan biri de kuşkusuz savunma sanayiidir. Bu sektöre aktarılan kamu kaynağının büyüklüğü, kamuoyunun beklentilerini artırmaktadır.

Savunma ve havacılık sanayiine baktığımızda, sektörün yıllık ciro büyüklüğü 4,9 milyar dolardır. Havacılık genelinde 191 bin, savunma ve havacılık sektöründe çalışan sayısı ise 31 şeklindedir ve bunun 10 bin 600’ü mühendis, 12 bin 700’ü teknik elemandır.

Ancak savunma ve havacılık sektöründen beklediğimiz, bütçe büyüklükleriyle orantılı özgün ürün ve mühendislik başarılarına henüz ulaşamamış durumdayız. Kamuoyuna başarı olarak sunulan projelerin, ilgili çevreler tarafından, teknolojik bağımlılık nedeniyle tartışma konusu yapıldığı da bilinmektedir.

Havacılık ve uzay sektörüne yönelik sağlıklı, gerçekçi planlamalar yapılması durumunda, sektörün mal ve hizmet üretme potansiyelinin artacağı ve ilgisiz alanlarda çalışmak zorunda kalan uçak havacılık uzay mühendislerinin ülkemiz için daha verimli hizmet sunmalarının önünün açılacağı açıktır.

Değerli Katılımcılar,

Konuşmamı tamamlarken, ülkemizin küresel güçlerin baskısından ve dışa bağımlılıktan kurtarılması, kaynakların bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi; bilimi ve teknolojiyi esas alan, Ar-Ge inovasyon ve mühendisliğe ağırlık veren, devletin ekonomideki yönlendiriciliğini toplumsal yararla birleştirerek benimseyen, dış girdilere bağımlılığı en aza indirilmiş, sosyal devlet anlayışı temelinde, istihdam odaklı ve planlı bir kalkınmayı öngören politikalar gerektiğini belirtmek istiyorum.

Havacılık ve uzay sanayimiz yalnızca savunma sanayii ile sınırlı tutulmadan ulusal ölçekte belirlenecek bir stratejiyle planlı olarak geliştirilmeli, ülkemiz lehine köktenci adımlar atılmalıdır.

Son olarak, Oda Yönetim Kurulu adına, kurultaya destek sunan tüm kurum, kuruluş, belediye, üniversite ve firmalara, bildiri sunacak, oturumlara katılacak tüm konuşmacılara, delegeler ve tüm katılımcılara, Odamız adına Kurultayın gerçekleştirilmesini sağlayan UHUM MEDAK üyelerine, danışma, düzenleme, yürütme kurullarına, kurultay sekreterine, Ankara Şube Başkanımız, Şube Yönetim Kurulumuz ve çalışanlarına içtenlikle teşekkür ediyor, etkinliğimizin başarılı geçmesini diliyor, saygılar sunuyorum.”

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz açılışta şöyle konuştu:

“Değerli Konuklar,

Değerli Meslektaşlarım,

Sevgili Basın Mensupları,

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği-TMMOB Yönetim Kurulu adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Makina Mühendisleri Odası’nın bir üyesi ve yıllarca bu kurultaylara katılmış bir meslektaşınız olarak aranızda bulunmaktan duyduğum memnuniyeti dile getirmek istiyorum.

Etkinliğimizin gerçekleşmesine katkı sunan herkese, UHUM/MEDAK üyelerine, Odamız ve Şubemiz Yöneticilerine ve çalışanlarına içtenlikle teşekkür ediyorum.

Oda ve Şube Başkanlarımızın dile getirdiği sorun ve gerçekler yanı sıra, öncelikle belirtmek isterim ki, havacılık ve uzay sektöründe bugün karşılaştığımız sorunların altında yatan ana neden, ülkemizin 2. Dünya Savaşı sonrası emperyalizme bağımlı kılınmasıdır. Bu bağımlılık, sanayileşme ve demokratikleşme çabalarının önündeki birçok engeli anlamamızı da sağlamaktadır.

Türkiye’nin, 1930’lu yıllarda, o zamanki olanaksızlıklarına karşın havacılığa nasıl önem verdiğini sanırım hepimiz biliriz. Ancak ülkemiz uçak üretimi ne yazık ki Marshall yardımı ile birlikte durdurulmuştur. THK Uçak ve Motor Fabrikaları, önce traktör fabrikası, sonra da tekstil makinaları fabrikasına dönüştürülüp kapatılmıştır. Sonraki uçak üretimi “montaj sanayi” özelliğinde ve ABD’ye bağımlı bir çerçevede yürütülmüştür.

Ülkemiz 1950’lerde kapattığı uçak fabrikalarını, ancak savunma alanında karşılaştığı zorluklar nedeni ile 1980’li yıllarda yeniden ve tamamen ABD’ye bağımlı bir biçimde kurabilmiştir.

Havayolu taşımacılığı bu durumdan çok etkilenmiştir. Ulaştırma politikalarının kısa dönemli ve yanlış yaklaşımlarla oluşturulması sonucu yolcu ve yük taşımacılığı, yıllardan beri ağırlıklı olarak karayolu taşımacılığındadır.

Gerek havayolu yolcu ve yük taşımacılığı, gerek havacılık ve uzay mühendisliği ve gerekse ilgili sektörler bu yanlış politikalardan dolayı olması gereken konuma ulaşamamıştır.

Bugün ülkemizdeki yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 88,1’i karayolu, yüzde 4,80’i demiryolu, yüzde 6,4’ü denizyolu, binde 7’si havayolu ile yapılmaktadır. Yolcu taşımacılığının ise yüzde 91’i karayolu, yüzde 6,9’u havayolu, yüzde 1,6’sı demiryolu, binde 5’i denizyolu ile yapılmaktadır.

Diğer yandan küreselleşme süreçleri ve büyük bir hızla sürdürülen özelleştirme ve serbestleştirme uygulamalarının yarattığı tahribatlar büyümektedir. Zira önce ABD, sonra da ABD havayollarının küresel ittifaklarında yer alan Avrupalı ve diğer büyük havayollarına büyük bir serbesti tanınmıştır.

Bütün uçuş hatlarına giriş serbestisi, sınırsız kapasite ve uçuş sıklığı, bilet fiyatlarında serbestlik, ülkemiz havaalanlarında kendi personelleriyle yer hizmetlerini gerçekleştirebilme olanağı tanınmıştır.

Kısaca, ülkemiz sivil havacılığına darbe vurulmuştur.

Bu gelişmeler, havacılık sektörü çalışanlarının ve sektörde görev yapan mühendislerin çalışma koşullarını daha da güçleştirmektedir. Uçak, havacılık ve uzay mühendislerinin asıl çalışma alanı olan havacılık ve uzay sektöründe az sayıda kurum faaliyet göstermektedir. Türkiye Uzay Ajansı’nın kuruluşu bile 2023 yılı için planlanabilmiştir.

Her yıl üniversitelerimizden 150’den fazla uçak, havacılık ve uzay mühendisi mezun olmaktadır. Ancak havacılık ve uzay sektörü, mezun sayısının en fazla yarısına istihdam olanağı sağlayabilmektedir.

Üyelerimiz meslek alanları dışında çalışmak zorunda kalmakta veya mesleklerine yabancılaşmaktadır.

Sanayi dışında meslektaşlarımızın çalışabileceği bir diğer alan olan havacılık bakım hizmetlerinde de dünya çapında bir tekelleşme yaşanmakta, serbestleştirme politikaları ülkemizi bu alanda da tehdit etmektedir.

Değerli Meslektaşlarım,

Ulaştırma ve diğer bütün alanlara ilişkin kamu dokümanlarında, serbestleştirme ve özelleştirmelerden, ne yazık ki övgüyle bahsedilmektedir.

Gerçekte bu uygulamaların ülkemizi yoksullaştırdığı, üretim yeteneğimizi aşındırdığı açıkça ortadadır.

THY’nin ne hale düşürüldüğüne Oda Başkanımız konuşmasında değindi. Açık ki, bu hazin durum, ulaştırma alanında 2003 yılından itibaren uygulanan serbestleştirme politikalarının bir sonucudur.

Hükümet Programlarının, plan ve strateji belgelerinin altyapı ve ulaşım bölümlerinde; rekabetçi özel piyasa, serbestleştirme, özelleştirme vurgusu bulunmaktadır.

Bu noktada devreye giren KÖİ/Kamu-Özel İşbirliği modeli; Yap-İşlet-Devret, Yap-İşlet, Yap-Kirala-Devret ve İşletme Hakkı Devri yöntemleriyle uygulanmaktadır. Bu uygulamaların ulaştırma modlarına uyarlanması sonucu, bütün ulaşım türleri ve ulaştırma altyapısı, tamamen özelleştirilmektedir.

Devlet Hava Meydanları İşletmesinin devrettiği 8 terminal ve havaalanı dâhil 22 terminal, Kamu-Özel İşbirliği uygulamaları kapsamında bugün özel sektör tarafından işletilmektedir.

Ülkemizi yönetenler ulaştırma alanındaki yatırımlarla övünmektedir. Ancak ulaştırma yatırımlarının birçoğu özelleştirme amaçlı üçüncü köprü ve havaalanı, Galataport, Haliçport, yüksek hızlı tren vb. projelere yöneliktir. Bu yatırımların tamamı KÖİ kapsamındadır.

Kamu sabit sermaye yatırımlarının GSYH içindeki oranı artık yüzdeler değil bindelerle ifade edilmektedir.

Gerçekler sunulduğu, gösterildiği gibi değildir.

Özelleştirmelerin türevi olan KÖİ uygulamalarıyla, kamusal varlıkların işletme ve kullanma hakkı, on yıllar boyunca paydaş firmalara, yerli-yabancı ortaklıklarına bırakılmaktadır. Ayrıca bu projelere yönelik arsa tahsisi, sigorta primi desteği, enerji teşviki, hizmet alım taahhüdü, abartılı ciro garantileri, bütçe ve denetim dışı tutulmaları gibi hususlarla yatırım ve işletme maliyetinin büyük bir kısmı kamuya bindirilmektedir. Olası zararlar hazineden karşılanmaktadır.

ÇED süreçlerinden muaf tutulan bu projelerle kamuoyunun yakından bildiği üzere çevre de talan edilmekte, ekolojik dengeler alt üst olmaktadır.

Yüksek hızlı tren, Avrasya tüneli, Osman Gazi Köprüsü gibi projelere verilen ciro garantilerinden dolayı daha şimdiden, her gün milyonlarca dolar tazminat ödendiği TBMM tutanaklarına da yansımış durumdadır.

Sevgili Arkadaşlar,

Ulaştırma alanında ülkemizin içerisine düşürüldüğü bu hazin durum, yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bir sonucudur.

Ülkemiz ekonomisi yıllardır, yüksek oranlı borçlanma ve yoğun ithal girdi kolaycılığının üzerine oturtulmuştur. Üretim-yatırım-tasarruf politikalarının yerini tüketim politikaları almıştır.

Özelleştirme uygulamalarıyla üretken kamu kuruluşlarımızın büyük bir kısmı elden çıkarılmış, elde kalan az sayıdaki kuruluş da idari bütünlükleri parçalanarak ve serbestleştirme uygulamalarıyla etkisizleştirilmiştir.

Tarım ve sanayi gibi üretken sektörler geriletilip, rant dağıtımı merkezli inşaat ve müteahhitlik işleri ile katma değeri düşük hizmetler sektörüne yatırım yapılmıştır.

Bunun sonucu olarak dış borç ve cari açık giderek devasa büyüklüklere ulaşmıştır. Sürekli dış kaynağa, dayalı kılınan ülke ekonomisi, sıcak para girişi azalınca döndürülemez hale gelmiştir. Bir çok işyeri kapanmış, işsizlik tehditkâr boyutlara ulaşmıştır.

Gelinen noktada hükümet ekonomiyi çevirebilmek, mega, çılgın vb. diye anılan ranta dayalı büyük projelere kaynak aktarımı yapabilmek ve borçlanma gereksinimini karşılamak için Varlık Fonu adı verilen bir uygulamaya sarılmıştır.

Geçtiğimiz günlerde, THY, TÜRKSAT, PTT, TELEKOM, BOTAŞ, TPAO, ETİ Maden, ÇAYKUR, Borsa İstanbul, THY, Ziraat Bankası ve Halk Bankası gibi ülkemizin büyük kamu kurum ve kuruluşları ile birçok ildeki hazine arazileri, OHAL ile ilgisi bulunmayan bir KHK ile bütçe ve kamu denetimi dışındaki bu fona devredilmiştir.

Ayrıca İşsizlik Fonu, özelleştirme gelirleri ve Savunma Sanayii Fonunun bir kısmı da Varlık Fonunun kullanımına sunulmuştur.

Bu fonun Yönetim Kurulu tüm bu kurumların, mal varlığını satabilecek, üzerlerine teminat, rehin, kefalet, ipotek tesis edilebilecektir. Bu uygulamalar hakkında hiç bir kamu denetimi mümkün olmayacaktır.

Bu durum, açık ki ülkemizin daha da yoksullaştırılması sonucunu verecek, yaşadığımız sanayisizleşmeye, tarımın tasfiyesine paralel olarak, ulaşım-haberleşme altyapısının da tamamen özel ve yabancı ellere geçmesine yol açacaktır.

Değerli Katılımcılar,

Bu olumsuzluklara, şimdi de 16 Nisan’da yapılan referandumun başa baş sonuçları eklenmiştir.

Oysa rejim/sistem, Anayasal düzen değişimi yapan Anayasalar, bir şekilde ve mutlaka, toplumsal ve siyasal bir mutabakatı, tartışmasız bir halk çoğunluğunu, tartışmasız bir tarihsel meşruiyeti gerektirir. Ancak referandum sonuçlarında böylesi bir meşruiyet yoktur. Aksine büyük bir yarılma söz konusudur.

TMMOB Anayasa değişikliği sürecinin başından beri yapılmak istenen değişiklikleri bütün yönleriyle değerlendirmiş; yaptığı açıklamalar ve yayımladığı dokümanlarla meslektaşlarını ve halkı bilgilendirmeye çalışmıştır.

Toplumun bu değişikliklerin kapsamı üzerine sağlıklı bilgi edinemediğini; söz konusu değişikliğin Anayasaların en temel özelliği olan, iktidar yetkilerinin sınırlandırılması normundan yoksun olduğunu her platformda vurgulamıştır.

TMMOB söz konusu değişikliğin, 15 Temmuz darbe girişimi üzerine ilan edilen ancak demokratik toplumsal muhalefet üzerinde baskı ve sindirme politikalarının uygulama aracına dönüşen OHAL ve medyanın tamamen iktidarın hizmetinde olduğu koşullarda referanduma sunulmasının yanlışlığına da işaret etmiştir.

Nitekim Anayasa değişikliği referandumunun hemen ardından seçim sonuçlarının meşruiyeti tartışılır olmuş, toplumsal kutuplaşma ve toplumdaki yarılma daha da derinleşmiştir.

Tartışmalı sonucun daha şimdiden istikrarsızlık, adaletsizlik ve hukuk dışı keyfi uygulamalara yol açtığı açıklıkla görülebilmektedir. Bu durum her alanda, ülkemize güç kaybettirecektir.

Ancak bütün olumsuzluklara karşın bu referandum süreci, ülkemizde demokratik duyarlılıkların geliştiğini, toplumun en az yarısının mevcut gidişe hayır dediğini, özgür, yasaksız, baskısız, adil ve demokratik koşullarda bir seçim yapılabilse sonucun farklı olacağını göstermiştir.

Şimdi görevimiz, ülkemizin felakete sürüklenmesinin önünü alacak bu demokratik duyarlılıkların daha da gelişmesi ve giderek ülkemizin geleceğini belirleyecek düzeye gelmesi için çalışmaktır.

Sevgili arkadaşlar,

Yapılması gereken açıktır. Bu dışa bağımlı ve rant eksenli politikalardan ivedilikle vaz geçilmelidir.

Planlama yönelimi yeniden benimsenmelidir. Ülkemiz her alanda ve sektörde ülke çıkarlarını ve toplum yararını esas alan orta ve uzun vadeli stratejilerini oluşturmalıdır.

Havacılık ve uzay projelerinde de asıl amaç, yerli sanayimizin gelişmesi için çalışmalarda bulunmak, yerlileştirme oranlarını artırmak, kamusal hizmet ve denetimi geliştirmek olmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle kurultayımızın verimli geçmesini diliyor, saygılar sunuyorum.”

İki gün süren kongrenin sonuç bildirisi, önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.