İŞ YERİNDE, SOSYAL YAŞAMDA VE SİYASETTE YOK SAYILMAYI KABULLENMEYECEĞİZ! VARDIK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ!

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 777 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 781 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 841 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.

8 Mart Dünya Kadınlar günü nedeniyle TMMOB Kadın Çalışma Grubu tarafından 8 Mart 2019 tarihinde basın açıklaması gerçekleştirildi.

İŞ YERİNDE, SOSYAL YAŞAMDA VE SİYASETTE YOK SAYILMAYI KABULLENMEYECEĞİZ!

VARDIK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ!

8 Mart 1857’de New York’ta kırk bin dokuma işçisi kadın, daha iyi çalışma koşulları ve insanca yaşam talebiyle greve gitmesiyle başlar hikaye… Polis kadınlara saldırır ve fabrikaya kilitler. Çıkan yangında hayatlarını kaybeder bu 129 cesur kadın. 1910 yılında Clara Zetkin’in II. Uluslararası Kadın Kongresi’nde yaptığı öneriyle 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edilir.

İşte bu nedenledir ki, 8 Mart dünyanın her yerinde, biz kadınların ayrımcılığa, şiddete, eşitsizliğe, sömürüye, baskılara karşı verdiğimiz eşitlik, özgürlük, emek, sosyal hak, adalet barış mücadelesinin, dayanışma içinde seslerimizi, isyanlarımızı birleştirme ve büyütme hikayemizin sembolüdür.

Küresel kapitalizm büyük bir bunalım içine düşmüş durumda. Bunalımın çözümünü ise kirli savaşlarda, emeğin daha yoğun sömürülmesinde, ucuz işgücü yaratan ekonomik reçeteler uygulamada, emeğin örgütlü cephesine yönelik küresel saldırılarda arıyor. Neoliberal politikaların hevesle uygulandığı ülkemizde de faturasını emekçilerin, yoksulların ödediği ciddi bir ekonomik kriz yaşanmakta.

Üretime değil ranta dayalı bir ekonomik sistemin adı olan neoliberal politikalarda, çifte sömürü bağlamında elbette öncelikle kadın emeği ucuz ve güvencesiz koşullarda sistemin hizmetine sunuluyor. Bu sistemde, aile içindeki çocuk, hasta, yaşlı ve özürlülerin bakımı ve genel ev işleri doğal görevleriymiş gibi kadınların sırtına yıkılıyor. Aile içi eşitsiz işbölümü ve bakım yükümlülükleri ile ezilen, sömürülen kadınlar, çalışma yaşamının kuralsızlaştırılmasına, güvencesizleştirilmesine ve esnekleştirilmesine yönelik neoliberal dönüşümün hedef kitlesi haline getiriliyor.

Ücretsiz aile işçiliğini de düşündüğümüzde kadınların büyük kısmı sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında. Bir taraftan mücadeleyle kazanılmış haklarımız elimizden alınırken, diğer taraftan "çağrı üzerine çalışma”, “evde çalışma”, “uzaktan çalışma” gibi dayatmalarla ucuz iş gücü olmaya, güvencesiz çalışmaya, kamusal alandan dışlanmaya mahkûm ediliyoruz.

Yeryüzünde mutlak yoksulluk sınırındaki 1,5 milyar kişinin % 70`ini kadınlar oluşturuyor. İşlerin % 60`ını yapan kadınlar, toplam gelirin % 10`una, dünya üzerindeki mal varlığının ise % 1`ine sahipler. Bu da demek oluyor ki, kapitalist sistemde yoksulluğa ve yoksunluğa en çok kadınlar mahkûm ediliyor.

Kadınların yoksullaştığı, yoksulluğun ise kadınlaştığı dünyada direnmekten başka yol görünmüyor. Kapitalist sistem bizleri bir yandan işsizlikle, yoksullukla, açlıkla, güvencesizlikle, ekolojik tahribatıyla öldürürken, bir yandan da sadece kadın olduğumuz için de günde dörder beşer öldürülüyoruz.

Gerekli yasal düzenlemeleri yapmayan, var olanları ise uygulamayan devlet, kadını şiddetten ve ölümden korumuyor. Kadını kontrol altına almayı hedefleyen, kamusal alandan uzaklaştıran, laiklik ilkesini yok sayarak siyasal islam düzleminde; kadına ancak “erkeğinin verdiği değer kadar” değer biçen; üniversitelerinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini “toplumsal değerlerimize ve kabullerimize uygun olmadığı” gerekçesiyle durduran, içeriğinde yer alan “islami değerlere uygun olacak şekilde eğitim, öğretim ve iyileştirme gibi çeşitli mekanizmalar vasıtasıyla kapasite, yetenekler ve yetkinliklerin geliştirilmesi; Müslüman aleminde, hızla değişen ve modernleşen bir dünyada kadınların, erkeklerin saygı duyulan eşleri olarak yetiştirilmesi…” gibi ifadelerle iktidarın modern ve laik toplum yapısını, islami değerlerin referans alındığı bir topluma dönüştürme amacına hizmet edecek, 2013 yılında imzalanan İslam Konferansı Örgütü Kadının İlerlemesi Teşkilatı Tüzüğü’nün Kanun teklifi olarak TBMM Meclis Başkanlığı’na iletilmesi ve Meclis başkanı tarafından da “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonuna havale edilmesi gibi her gün bir yenisi eklenen ayrımcı politikalar karşısında kadın cinayetlerinin sistematik ve politik olduğunu tekrar saptıyoruz.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve “yok sayılmayı” en çarpıcı biçimde 31 Mart 3019 Yerel Seçimlerindeki adayların cinsiyet dağılımına baktığımızda görüyoruz. Eş başkanlık uygulaması olan HDP’yi bir kenara koyduğumuzda meclisteki partilerin açıkladığı kadın aday sayısının oranı AKP’de %1,25, MHP’de %1,8, CHP’de % 5,23 olduğu görülüyor.

İşte bu da, kapitalist erkil sistemin kan, gözyaşı, şiddet, açlık, yoksulluk doğuran hikayesidir.

Bizler, TMMOB’li mühendis, mimar ve şehir plancısı kadınlar, 8 Mart'ın direniş ruhuyla, bir kez daha yaşamlarımız üzerinde kurulmak istenen eril tahakküme karşı sesimizi yükseltiyoruz!

Çünkü bizler biliyoruz ki kadın mücadelesi, aynı zamanda şiddetle hesaplaşma mücadelesidir.

Çünkü bizler biliyoruz ki kadın emeği üzerinde oynanan ve kadınların istihdamda var olmasını esnek ve güvencesiz çalışma koşuluna bağlamayı hedefleyen yasal düzenlemeler, bir taraftan bizleri iktidarın hedefleri doğrultusunda gerici politikalarla ev-erkek tahakkümüne sokarken bir yandan da ekonomik alandan tamamen silme girişimleridir.

Çünkü egemenler de biliyor ki; çalışma alanında ve kamusal alanda güçlü olan kadın aynı zamanda örgütlenebilecek, siyasal iktidarın kadınlara, emekçilere, yoksullara halklara ve doğaya yönelik saldırılarının artarak devam ettiği bir süreçte de eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyüterek bir direnme hattı kuracak, iktidarlarını sallandıracaktır.

İşte egemenlerin tam da bu korkularını boşa çıkartmamak için, biz TMMOB’li kadınlar; kadın bedeni üzerinden devam eden tüm dayatmacı ve baskıcı politikalara karşı var olma savaşında kendi hikâyemizi yazıyor, 8 Mart’ın mücadele ruhuyla sesimizi yükseltiyor ve diyoruz ki;

  • Fetvalarınıza, nasıl gülüp-nasıl giyineceğimize dair verdiğiniz kararlara ve bize fıtrat olarak kbul ettirmeye çalıştığınız eşitsizliğe karşı sessiz kalmayacağız, tırnaklarımızla kazıyarak söke söke aldığımız haklarımızı koruyacağız.
  • Esnek-kuralsız, güvencesiz ve köle gibi çalışmaya karşı, emeğimize örgütlü biçimde sahip çıkacağız.
  • Bize dayatılan kirli savaş politikalarını reddediyoruz!

Yaşasın TMMOB, yaşasın örgütlü mücadelemiz!

TMMOB KADIN ÇALIŞMA GRUBU