MARKA, KALİTE VE TEKNOLOJİ YÖNETİMİ SEMPOZYUMU GAZİANTEP'TE YAPILDI

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 777 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 781 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 841 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.

Odamızın ilkini 2005 yılında düzenlediği "Marka, Kalite ve Teknoloji Yönetimi Sempozyumu"nun ikincisi 19-20 Mayıs 2007 tarihlerinde Gaziantep Ticaret Odası Konferans Salonunda yapıldı.

Oda Yönetim Kurulu Başkanı Emin KORAMAZ‘ın, sempozyumun açılışında yaptığı konuşma yazının devamındadır. İki gün sürecek olan sempozyum aralarında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Türk Patent Enstitüsü, Türk Standartları Enstitüsü, Milli Prodüktivite Merkezi, TOSYÖV ve üniversitelerin de bulunduğu 29 kurum ve kuruluş tarafından destekleniyor.
Sempozyumda 5 oturumda 30 bildiri sunulacak.

Sempozyumda "KOBİ'ler ve Markatek", "Bölgesel Kalkınma, Rekabet ve Markatek", "Çevre, Sosyal Sorumluluk ve Teknoloji", "Marka ve Markalaşma Süreçleri", "Bilişim Teknolojileri ve Markatek", Yenilikçilik ve Markatek" konulu oturumlar yanı sıra "Ülkemizdeki Markalaşma, Kalite ve Teknoloji Geliştirme Süreçleri ve Önündeki Engeller" ve "İnovasyon ve AR-GE Yönetimi" konulu iki ayrı panel düzenlenecek.
Oda Yönetim Kurulu Başkanı Emin KORAMAZ, sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, Oda etkinlikleri ile ilgili bilgiler verdikten sonra konuşmasına şöyle devam etti:
"Bu Sempozyum ile sanayi, bilim, teknoloji, AR–GE, inovasyon, ve nihayet bu zincirin bir ürünü olan teknoloji, kalite, nitelik, özgün ürün ve marka yönetiminin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin yaklaşımlar üreteceğiz.
Odamız bu konularda hayli birikime sahiptir. Yukarıda dile getirdiğim etkinliklerin hemen tümünde benzer konular işlenmektedir. Sanayi Kongrelerimiz bu konulara ilişkin veri ve çözüm önerilerinin derlenip toparlandığı bir platforma dönüşmektedir. Keza Makina İmalat Sanayi Oda Raporu ile KOBİ'ler Oda Raporunda teknoloji, tasarım, inovasyon, AR–GE v.b. konular özel bir yer tutmaktadır.

Odamız, en özet haliyle kalite ve teknoloji yönetimi konusunu, ülkemizin izlediği ekonomik politikalar ve bu politikalarla etkileşim içinde bulunan eğitim, sanayi, bilim, tasarım, inovasyon, AR–GE ve teknoloji politikalarıyla bağlantılı olarak değerlendirmektedir.
Bu noktada şu gelişmeler konumuz açısından önem taşımaktadır. 1980'lerde ihracat öncelikli sanayileşme modeli ile küreselleşen dünya pazarına uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Gümrük birliğine ve AB entegrasyonu süreci ile de dışa bağımlılık daha da artmıştır. Bu süreçte IMF ve Dünya Bankası güdümünde uygulanan ekonomi politikaları ile yatırımlar ve üretime dayalı büyümenin engellenmesi, Türkiye'nin elini kolunu daha da bağlamıştır. Bugün bu gelişmelerin teknoloji, bilim, inovasyon ve AR–GE politikalarıımızı olumsuz bir şekilde biçimlendirmesinin sancılarını yaşamaktayız.

Küresel rekabete açılan ihracat modeli girdilerde dışa bağımlılığı artırmış, ithalata açılan iç pazarda da üretimin fasonlaşmasını ve yatırımların giderek azalmasını körüklemiştir. Böylece sanayi sektörü ekonominin önceliklerinden çıkarılmıştır. Plan, kalkınma, kamu yararı, gelir dağılımının adil olması, yüksek katma değer, istihdamın arttırılıp işsizliğin azaltılması hedeflerin rafa kaldırılmış; ekonomide ve özellikle sanayide tekelleşme eğilimleri hızlanmıştır. Böylece sanayi kuruluşlarının yerli tekeller veya doğrudan yabancı sermayenin eline geçmesi süreci yaşanmıştır.

Değerli Katılımcılar,
Küreselleşme ile ortaya çıkan yeni uluslararası üretim yapısında rekabetin temel belirleyicisi ülkelerin bilim ve teknoloji üretebilme yeteneğidir. Teknoloji üretebilme yeteneği ise ülkelerin tasarım, inovasyon, AR-GE ve teknoloji çalışmalarına, eğitim alt yapısına, patent ve markalaşma faaliyetlerine ulusal gelirlerinden ayırdıkları paylarla ölçülmektedir.
Ancak ülkemizde bu konuda bütünlüklü çalışmalar yürütülmemekte ve bu alana yeterli kaynaklar ayrılmamaktadır.
Bizde AR-GE harcamalarının ulusal gelir içerisindeki payı binde 7 seviyesinde iken AB ortalaması % 2, ABD ve Japonya'da % 2,72 ve % 3,12'tür. Ancak gerek ABD ve Japonya'da gerekse AB–15'de kişi başına GSYİH, Türkiye'den bir hayli fazla olduğu için aradaki fark çok daha çarpıcıdır.
AB 2010'da AR-GE payının % 3'e, Türkiye ise % 2'ye çıkarılmasını hedeflemektedir. Ancak yukarıda dile getirdiğim gerçeklerle ve yürütülen çalışmalarla birlikte düşünüldüğünde, Türkiye bunu gerçekleştirebilecek midir? Şu anki verilerle bu pek de mümkün görünmemektedir.

Yine de "neden" denirse, şimdi dikkat edelim, Maliye Bakanlığı'nın hazırladığı "Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı"na bakabiliriz. Bakalım, AR-GE faaliyetlerine devlet tarafından büyük destekler ve mali fonlar sağlanacak mı? Küçük ve orta boy işletmeler vergi muafiyetleri ile sanayileşme sürecinde büyük destekler mi alacaklar, durum nedir?
Tasarı ile teknoloji yoğun üretim, girişimcilik ve bu alanlara yönelik yatırımlar ile AR-GE'ye ve yeniliğe yönelik yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılmasının desteklenmesi ve teşviki gündeme getiriliyor. Ancak burada iki önemli ilkeden vazgeçildiği görülmektedir: Biri, ulusal AR-GE altyapısının ve yeteneklerinin gerçekleştirilmesine yönelik organizasyonlar, diğeri de üniversite, bilim kurumları ve sanayi kuruluşları arasındaki koordinasyon ve işbirliğinin sağlanmasıdır.

Aynı şekilde rekabet öncesi işbirliği projelerinde, üniversite ve bilim kurumlarından söz edilmemektedir. Burada üniversitelerden ve ilgili kurumlardan uzmanların önünde açıklamak isterim ki, böylesi eksikler taşıyan bir tasarıya "AR-GE Kanun Tasarısı" demek bile mümkün değildir.
Tasarı bu kadarla da kalmıyor, "en az elli tam zamana eşdeğer AR-GE birikimi ve yeteneği olan birimler" sınırlaması getiriliyor. Yani bir şirket en az 50 AR-GE personeli çalıştırmadan öngörülen desteklerden yararlanamayacak. Yüzde 98,1'i 50'ye kadar işçi çalıştıran Türkiye imalat sanayi (KOBİ'ler), 50 personellik AR-GE merkezlerini nasıl kuracaklar?

Tasarıda ulusal AR-GE kurumu için organizasyonlar, AR-GE altyapısı ve yeteneklerinin geliştirilmesi v.s. söz konusu değildir. Bu ölçekte AR–GE personeli çalıştırabilecek kuruluşların büyük bir çoğunluğu yabancı sermayeli kuruluşlardır. Dolayısıyla bu tasarı ile yabancı sermaye lehine bir düzenleme daha yapılmış olacaktır.
Yine tasarı, "ticari değeri olan bir ürünün, Türkiye'de üretilmesinin ekonomik olmadığı durumlarda, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın izniyle bu ürünlerin yurtdışında üretilmesi, nihai ürün üretiminin ülke sınırları içerisinde yapılması şartının ihlali sayılmaz" denilerek başka bir ülkede üretilecek ürün için AR–GE desteği verilmesi öngörülerek bu alanda da ülkemiz kaynaklarının yurt dışına transfer edilmesinin önü açılmaktadır.

Dolayısıyla bu yasa tasarısı, ülkenin sanayileşmesi, sanayide AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesi ve özellikle KOBİ'lere AR-GE teşviki verilmesi amacını taşımamaktadır. Teşvikler "dışa bağımlı" sanayileşmeyi, teknolojiyi ve AR-GE faaliyetlerinde de tekellere ve yabancı sermayeye teşvik sunmayı hedeflemektedir.
Değerli Katılımcılar,
Biraz yukarda "Teknoloji üretebilme yeteneği ülkelerin tasarım, inovasyon, AR-GE ve teknoloji çalışmalarına, eğitim alt yapısına, patent ve markalaşma faaliyetlerine ulusal gelirlerinden ayırdıkları paylarla ölçülmektedir" demiştim. Bu açıdan durumun iç açıcı olmadığı görülmektedir.

OECD'nin yaptığı bir araştırmaya göre dünyadaki teknik bilginin % 80'i patent dokümanlarında bulunmaktadır. Bu noktada şimdi marka, endüstriyel tasarım ve patent başvurularına ilişkin vereceğim bilgiler daha bir önem kazanmaktadır.
Doğru düzgün bir dünya markamız olmadığı halde, bir şekilde, marka başvurusunda Avrupa üçüncüsü olmamıza karşılık patentte hemen hemen hiç varlık gösteremememiz, markalaşmada ya da marka tescil sisteminde bir şeylerin eksik olduğunun en güçlü kanıtıdır. Eğer markalaşmadan, "dünyada tanınan kalıcı markalar yaratmak" anlaşılıyorsa, arkasında teknoloji desteği olmayan markalar ile bunun başarılamayacağı açıktır. Aynı durum "endüstriyel tasarım"da da geçerlidir. Kılıf ne kadar iyi olursa olsun, içinde teknoloji olmayınca, aldatıcı bir biçimde yalnızca bugün kurtarılmaktadır.

Kaldı ki, marka ve endüstriyel tasarım başvurularının kalitesi de tartışılır durumdadır. Özellikle, pıtrak gibi çoğalan patent-marka vekili firmalarının sanal bir marka ve endüstriyel tasarım başvurusu patlaması yarattığını söylemek mümkündür. Marka ve Endüstriyel Tasarım bültenleri incelenecek olursa, eskilerden kalma su bakracına bile endüstriyel tasarım başvurusu yapıldığı, örneğin pastanelerde çok rastlanan "tatlıcı", "tatlıcım" gibi aslında marka niteliği taşımayan sözcüklere marka başvurusu yapıldığı görülecektir.
Yine bir gösterge olarak, mevcut yerli patent–"faydalı model" (FM) başvurularının "teknik alanlara" göre dağılımına bakıldığında, kritik teknolojilerde (özellikle C–kimya/biyoteknoloji, H–elektrik/elektronik) hemen hiç olmadığımız görülmektedir. Patent bültenine bakılırsa, ne kadar çok "soba", "devri daim makinesi" v.b. başvurusu yapıldığı görülecektir.

Değerli Katılımcılar,
Milyon nüfus, GSYİH ve AR-GE harcaması başına düşen patent başvuruları açısından dünya kıyaslaması yapıldığında da Türkiye'nin durumu iyi değildir. Yerli patent dosyalarında milyon popülasyon/nüfus bazında dünyada Japonya 2.884 ile birinci iken Türkiye 7 gibi küçük bir rakam ile 148 olan dünya ortalamasının çok altında yer almaktadır.

Aynı durum diğer kriterlerde de yani GSYİH ve AR-GE harcaması bazlı patent dosyalarında da geçerlidir.
GSYİH bazında patent dosyalarında Güney Kore 116,2 milyar dolar ile dünya birincisi iken Türkiye 1,0 milyar dolar ile sondan ikinci sırada yer almakta ve 19 milyar dolar olan dünya ortalamasının gerisinde kalmaktadır.
Dolayısıyla özellikle markaya ilişkin bazı toplam rakamlarda görülen yüksek artışa karşılık, bu tür "özgül" rakamlar gerçek durumu daha iyi ortaya koymaktadır.
Değerli Katılımcılar,
Türkiye sanayisinin fasonlaşma olgusundan kurtulabilmesi, bağımsız bir AR-GE kurumsallaşmasından geçen, kamu yararına oluşturulacak ve planlı bir kalkınmayı öngören sanayi ve bilim politikaları ile mümkündür.
Bilimi ve teknolojiyi esas alan, AR-GE ve inovasyona ağırlık veren, dış girdilere bağımlı olmayan, rasyonel işletmeler kurulmasına yönelik, istihdam odaklı ve planlı bir kalkınmayı öngören sanayileşme politikaları uygulandığında, durum değişecektir. Böylece sanayi yatırımlarında daha rasyonel seçimler yapılabilecek, ülkenin doğal kaynakları değerlendirilebilecek, stratejik hammaddeler dışarıya peşkeş çekilmeyecek ve üretimin belirli sermaye gruplarında toplanması önlenebilecektir.
Eğitim ve araştırma ile üniversite-bilim kurumları destekli bir teşvik politikası, böyle bir yapılanma içinde KOBİ'leri gerçek yerine oturtacaktır.
Bu nedenle AR-GE kültürünü geliştirip, geniş bir biçimde KOBİ'lere yaymak için eğitim çalışmalarına hız verilmelidir.
Bu çalışmalarda sanayicilerimize, Patent Enstitüsü'ne, İGEME'ye, Dış Ticaret Müsteşarlığı'na, İhracatçılar Birliği'ne, üniversitelere, meslek odalarına, bilimsel teknik kuruluşlara değin ilgili tüm kurum ve kuruluşlara önemli görevler düşmektedir. Kurumların koordinasyonu ve işbirliği bu çalışmada başarı için zorunluluk olarak görünmektedir.
Türkiye'de ulusal ve bölgesel AR-GE organizasyonları, ikili kurumların birlikte çalışmaları ile ortam bulacaktır. Ancak her şeyden önce Yüksek Bilim ve Teknoloji Kurumunu hayata geçirecek bir Bilim Politikası ortaya konulmalıdır. Bu organizasyon siyasi erkin desteği ile bağımsız bir yapılanmadan geçmelidir. Odamız böyle bir organizasyonun motive edici kurumları arasında yer alabilecektir.
Değerli Katılımcılar,
Oda Yönetim Kurulumuz adına, Sempozyumun gerçekleştirilmesini sağlayan Düzenleme ve Yürütme Kurullarına, Sempozyumda bildiri sunacak ve panellerde yer alacak konuşmacılara, delege ve izleyiciler ile katkıda bulunan kurum ve kuruluşlara, OYK Üyeleri Tahsin AKBABA ve O. Varlık ÖZERCİYES'e, Düzenleme Kurulu Başkanı ve OYK Sekreteri Ali Ekber ÇAKAR ve Gaziantep Şube Başkanımız Ali PERİ nezdinde içtenlikle teşekkür ediyorum.
Etkinliğimizin başarılı geçmesi dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum."