TMMOB 45. DÖNEM 5. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 777 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 781 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 841 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.

TMMOB 45. Dönem 5. Danışma Kurulu Toplantısı çevrimiçi olarak 8 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirildi.

Toplantı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz'ın açılış konuşmasıyla başladı. Toplantıya 350 kişi katıldı ve TMMOB geçmiş dönem değerlendirildi. Toplantıda TMMOB yasasının değiştirilmesine karşı mücadele kararlılığı vurgulanırken, çalışma programı üzerine tartışma yürütüldü.

Toplantıda sırasıyla Kaya Güvenç, Özer Akkuş, Yavuz Önen, Teoman Alptürk, Mehmet Soğancı, Yunus Yener, Aykut Akdemir, Ali Ulusoy, Erol Özkan, Ayhan Yüksel, Tevfik Peker, Leman Ardoğan, Tezcan Candan, İlker Çelik, Can Ayday, Doğan Hakan, Hüseyin Alan, Ali Ekber Çakar, Ali İpek, Özgür Topçu, Eylem Ulutaş, Ahmet Yaşar Canca, Sevket Demirbaş, Necdet Evlimoğlu, Murat Kapıkıran, Esin Köymen, Selin Top, Pınar Giritlioğlu, Helil Kınay, Cevahir Efe Akçelik ve Mücella Yapıcı birer konuşma yaptılar.


TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz'ın açılış konuşması şöyleydi:

Sayın Başkanlarım,

Sayın Onur ve Denetleme Kurulları Üyeleri,

Birlik ve Odalarımızın Sayın Yöneticileri,

Değerli Meslektaşlarım,

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 45. Dönem Beşinci Danışma Kurulu toplantısına hoş geldiniz. Yönetim kurulumuz adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. Danışma Kurulu’na yeni katılan arkadaşlarımıza hoşgeldiniz diyor, başarılar diliyorum.

Bildiğiniz gibi bu toplantımızı geçtiğimiz hafta yapmayı planlamıştık fakat İzmir’de yaşanan deprem nedeniyle bugüne ertelemek durumunda kaldık. İzmir’de yaşanan depremde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı saygıyla anıyor, yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Geçtiğimiz hafta içinde Yönetim Kurulundan arkadaşlarımız, Oda Başkanlarımız ve İl Koordinasyon Kurulu üyelerimizle birlikte İzmir’de depremden etkilenen yerleri ziyaret ederek depremzedelerle dayanışma duygularımızı paylaştık. İl Koordinasyon Kurulumuz tarafından hazırlanan ilk gözlem raporunu kamuoyuyla paylaştık ve Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüş alışverişinde bulunduk.

Önümüzdeki hafta içinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenecek çalıştayda da konuya ilişkin yaklaşımımızı paylaşacağız

Raporumuzda da altını çizdiğimiz gibi merkez üssü 80 kilometre uzakta olan bir depremde yaşanan,yıkım ve can kaybının temel nedeni bilimin ve tekniğin gereklerinin yerine getirilmemesidir.

Yer seçiminden şehir planlamasına, yapı güvenliğinden imar affına, depremler esnasında yapılması gerekenlerden deprem sonrasında yapılması gerekenlereuzanan her aşamada bilimden ve mühendislikten uzak duran yaklaşım ortaya çıkan tablonun birinci derecede sorumlusudur.

Merkezi iktidardan yerel yönetimlere, müteahhitlere, yapının taşıyıcı unsurlarında tadilat yapan mülk sahiplerine, yapı denetiminde görevli unsurlara kadar her düzeyde kişi ve kurum bu sorumlulukta pay sahibidir.

Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarını azaltmanın bilinen tek yolu, mühendislik, mimarlıkve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır.

Yaşadığımız bu kötüdeneyimden öğreneceğimiz çok şey var, umarız ülkemizin en yakıcı ve acil sorunu olan deprem güvenliği konusunda hızla adımlar atılır.

Bizler TMMOB olarak, tüm odalarımızla birlikte atılacak her adımda sorumluluk üstlenmeye hazırız.

Şehirlerimizin yeniden planlanması, yapılarımızın güvenli biçimde yapılması için elimizden gelen her desteği vermeye hazırız.

Bunu hem kamuoyuyla hem de görüştüğümüz tüm yetkililerle paylaştık. Her fırsatta bu çağrımızı yinelemeye devam edeceğiz.

Sevgili Arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi yasamız gereği Mayıs ayı sonunda toplamamız gereken Genel Kurulumuzu, Bakanlık Genelgeleri nedeniyle iki defa ertelemek zorunda kaldık.Yeni bir yasaklama gelmezse Genel Kurulumuzu 11-12-13 Aralık tarihlerinde gerçekleştireceğiz.

Marx “tarihte önemli olaylar iki kez tekrarlanır; ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak” demişti. Bu söz İçişleri Bakanlığı’nın Genel Kurulumuzu erteleme genelgesi için de geçerli sanırım.

İlki, Koronavirüs salgınıyla mücadele için alınan tedbirler kapsamında alınan trajik bir karardı. İkincisi ise tümüyle keyfi biçimde alınan, sendikalar ve siyasi partiler genel kurul yaparken meslek örgütlerine yasak koyan komedi bir karar olarak tarihe geçti.

Bu ertelemenin salgınla mücadeleyle bir ilgisi olmadığını hepimiz biliyoruz. Siyasi iktidarın salgınla mücadele etmek, salgını önleme gibi bir kaygısı olmadığını hepimiz biliyoruz.

Salgınla mücadele etmek isteyen iktidar, vaka sayılarını halktan gizlemez. Elindeki tüm bilgileri şeffaf biçimde paylaşarak gerekli tedbirleri alır.

Salgınla mücadele etmek isteyen iktidar, başta sağlık çalışanları ve riskli gruplar olmak üzere temaslı kişilere düzenli test yapar.

Salgınla mücadele etmek isteyen iktidar, grip ve zatürre aşılarını karneye bağlamaz. Halkı sağlığını korumak için gerekli tüm aşı ve ilaçları ihtiyacı olan herkese ücretsiz olarak sağlar.

Siyasi iktidar ne yazık ki salgını bir toplum sağlığı meselesi olarak görüp onunla topyekûn mücadele etmek yerine, bütün yükü sağlık çalışanlarının omuzlarına yüklemiş durumda.

Sağlık çalışanlarının özverili mücadelesine rağmen aralarında arkadaşlarımızın da bulunduğu binlerce kişi salgın nedeniyle yaşamını yitirdi. Buradan hepsini saygıyla anıyor, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Halen hastalıkla mücadele eden arkadaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli Meslektaşlarım,

Bildiğiniz gibi Genel Kurulumuzun İçişleri Bakanlığı tarafından ikinci kez ertelenmesi üzerine TMMOB Yönetim Kurulu olarak bir karar aldık ve Birliğimizi iktidarın dayatmalarıyla değil, Genel Kurul iradesiyle yöneteceğimizi kamuoyuna açıkladık.

TMMOB Genel Kurulu toplanıncaya kadar, Oda Genel Kurullarımızda açığa çıkan örgüt iradesini fiilen işleterek, Birliğimizin Yönetim Kurulu faaliyetlerini mevcut Yönetim Kurulu ve Oda Genel Kurullarında TMMOB Yönetim Kurullarına seçilen 3 üyenin tamamının katılımıyla birlikte yürüteceğimizi dile getirdik.

24 Ekim tarihinde de Oda Genel Kurullarında TMMOB Yönetim Kurulu adaylığı için seçilen arkadaşlarımızın dakatılımıyla ilk Genişletilmiş Yönetim Kurulu toplantımızı gerçekleştirdik. Genişletilmiş Yönetim Kurulumuzun TMMOB açısından tarihi bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum.

Bu kararımız, kurumlarımızı işlevsizleştirmeye çalışan siyasi iktidarın keyfi ve dayatmacı yönetim anlayışına karşı, kendi örgütsel işleyişimizi ve hukukumuzu koruma doğrultusunda verilmiş örnek bir karar olarak tarihe geçecektir. TMMOB’nin iktidarın buyruklarıyla değil, üyelerinin iradesiyle yönetildiğinin göstergesi olarak toplumsal mücadeleler tarihindeki yerini alacaktır.

Bugün online olarak gerçekleştirdiğimiz Danışma Kurulumuz da bu örnek kararın bir parçası ve devamı olarak görülmelidir.

TMMOB Yönetim Kurulu olarak bu Danışma Kurulumuzu, geçtiğimiz haftayayınladığımız Çalışma Raporumuz ışığında geçtiğimiz çalışma dönemin değerlendirileceği veönümüzdeki dönem çalışmalarının planlanacağıbir toplantı olarak planladık. Bugünkü danışma kurulumuzda yürüteceğimiz tartışmalar vedile getirilen önerilerlezenginleştireceğimiz çalışma programı, Birliğimizin 46. Döneminin faaliyetlerine esas olacaktır.

Çalışma Programımızla ilgili tartışmalara geçmeden önce içinden geçtiğimiz dönemde yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimi kısaca paylaşmak istiyorum

Değerli Arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi 2007 yılından bu yana hemen hemen her yıl TMMOB yasasının değiştirilmesi konusu iktidar partisi tarafından gündeme taşınıyor, kimi zaman yasa tasarıları hazırlanıyor. Kimi zaman adımızı, kimi zaman seçim sistemimizi, kimi zaman da yetkilerimizi kısıtlamak üzere hazırlanan bu tasarılarınortak bir amacı vardır.

Amaçlanan şey, TMMOB’nin kamusal niteliğini ve özerk yapısını ortadan kaldırmak, faaliyet alanlarımızı kısıtlamak, mesleki denetim yetkilerimiz daraltmakve kurullarımızı işlevsizleştirmektir.

Bu değişiklikler gündeme her geldiğinde bizler Birliğimizin Anayasal Statüsünün ve kamusal görevlerimizin altını çizerek, bu görevleri ancak ve ancak siyasi iktidardan bağımsız kalarak, herhangi bir baskı altında kalmaksızın yerine getirebileceğimizin altını çizdik.

Çalışmalarımızı bilimsel gereklilikleri ve kamunun menfaatini göz önünde bulundurarak yürütmenin önemini vurguladık. Anayasanın bize sağladığı özerkliği ortadan kaldıracak her türden idari vesayet girişiminin mesleğimize ve ülkemize zarar vereceğinigüçlü bir şekilde dile getirdik..

Birliğimizi hedef alan bu saldırıları, üyelerimizden aldığımız güçle ve tarihimizden gelen mücadele birikimimizle boşa çıkartmayı başardık.

Biliyorsunuz bu mayıs ayı başındaki Cumhurbaşkanınınbaşta Barolar ve TTB olmak üzere meslek kuruluşlarının kuruluş yasasınındeğiştirileceği yönündekibeyanıve hemen ardından yandaş medya silahşörlerinin TMMOB’yi hedef gösteren açıklamaları üzerine kapsamlı bir kampanya yürüttük.

Cumhurbaşkanının açıklamasının hemen ertesi günü TMMOB yönetim Kurulu ve Oda Başkanları ortak toplantısı yaparak kapsamlı bir mücadele programı oluşturduk.

O tarihten itibaren meclisin kapandığı tarihe kadar her hafta Oda başkanlarımızla ve İKK sekreterlerimizle rutin toplantılarda bir araya geldik. Sosyal medya eylemleri düzenledik. Broşürler ve kısa filmler hazırladık.

Örgüt binalarımıza, belediye bilboardlarına afiş ve pankartlar astık. Üyelerimizin yanı sıra Öğretim üyelerimizi ve öğrenci üyelerimizi harekete geçirmeye çalıştık.

Milletvekillerine mektuplar yazdık. Meslektaş milletvekillerine yönelik ziyaretler ve toplantılar gerçekleştirdik. Örgütlü olduğumuz her ilde görsel ve yazılı basını çok iyi kullandık.

TÜRMOB, TTB ve Diş Hekimleri Birliği ile rutin toplantılar ve ortak basın açıklamaları yaptık.

Ne yazık ki bu çalışmalara Barolar Birliği ve Baro başkanları uzak kaldılar. Çoklu baro yasasının meclis komisyonunda ve meclis genel kurulunda görüşülmesi süreçlerinde yapmış oldukları eylemlere destek olma taleplerimizi dahi nazik bir şekilde geri çevirdiler.

Mücadeleyi avukatlarla sınırlı tutmanın kendileri açısından daha sonuç alıcı olacağını düşündüklerinibelirttiler. Bu tutumlarını da anlayışla karşıladık.

Sonuçta Barolar Birliği yasasında değişiklik yapılarak “Çoklu Baro” sistemi getirildi.

Şimdi de TTB’ ne yöneliktartışmalar üzerinden, önümüzdeki günlerde yapılacak bütçe görüşmelerinin ardından, diğer meslek örgütlerinin de yasalarını değiştireceğidile getiriliyor.

Henüz elimizde herhangi bir taslak yok.

Ancak şunu bilsinler ki, siyasi iktidar yıllardan bu yana bize saldırmaktan nasıl bıkmıyor ve vazgeçmiyorsa, bizler de Birliğimizi savunmaktan asla bıkmayacağız ve vaz geçmeyeceğiz.

66 yılı aşan tarihiyle ülkemizin en önemli ve köklü kurumlarından biri olan TMMOB’nin etkisizleştirilmesine sessiz kalmayacağız.

Teoman Öztürk ve arkadaşlarının n bizlere emaneti olan bu şanlı tarihin, iktidar şımarığı olmuş bezirganlar tarafından çiğnenmek istenmesine asla izin vermeyeceğiz.

Dün nasıl mücadele ettiysek, yarın da mücadele edecek ve bu saldırı dalgasını da püskürteceğiz!

Değerli Meslektaşlarım,

Uzun zamandan bu yana siyasi iktidarın öncelikleri ile halkın öncelikleri farklılaşmış durumda. Elbette 1000 odalı sarayda yaşayanın gündemiyle, 2 göz evinde yaşayanın gündemi bir olmuyor.

Sarayın 40 tane gündemi var, 40’ı da tek adam rejimini nasıl devam ettirebileceğiyle ilgili.

Saray tek adam rejiminin devamı için, toplumsal muhalefeti baskı altında tutuyor.

Yollara düşen maden işçilerinin yürüyüşünü engelliyor; sokağa çıkan gençlerin konuşmasını engelliyor; emek-meslek örgütlerinin basın açıklamalarını engelliyor; 10 Ekim’in yıldönümünde yapılacak anma programını bile engelliyor.

Adı konulmamış bir OHAL rejimi, ilan edilmemiş bir sıkıyönetim düzeni fiilen işletilmeye devam ediyor. Sokaklar işçiye, emekçiye, kadınlara, gençlere, hak arayanlara yasaklanırken, şeriatçılara, faşistlere serbest bırakılıyor.

Saray tek adam rejiminin devamı için, HDP’nin siyaset zeminlerini ortadan kaldırıyor, HDP’lileri terörize ediyor. Selahattin Demirtaş’ı ve HDP’li siyasetçileri keyfi biçimde cezaevinde tutuyor. HDP’li belediye başkanlarını tutuklayıp, seçimlerde kazanamadığı belediyelere kayyumlar aracılığıyla el koyuyor. Halkın iradesini tanımıyor, seçilmişleri alaşağı edip, atanmışları el üstünde tutuyor.

Saray tek adam rejiminin devamı için, anayasal kurumları işlevsizleştirmek, onları ortadan kaldırmak istiyor.

Sayıştay’ın denetim yapmasını istemiyorlar ki, yaptıkları yolsuzluklar ortaya çıkmasın. Anayasa Mahkemesi’nin çalışmasını istemiyorlar ki, yaptıkları kanunsuzluklar yanlarına kâr kalsın.

Meslek örgütlerinin faaliyetlerini yürütmesini istemiyorlar ki, söyledikleri yalanlar ortaya çıkmasın.

Saray tek adam rejiminin devamı için, toplumu kamplaştırmak, birbirine düşman etmek istiyor. Irkçı-gerici politikaları kışkırtarak kin ve nefret duygularını körüklüyor.

Televizyon dizileri üzerinden kurduğu sahte bir geçmiş hayalini, toplumun ortak geleceğinin karşısına koyuyor.

Saray tek adam rejiminin devamı için, dış politikayı saldırganlık ve çatışma üzerine kuruyor. Osmanlıcılık ve ümmetçilik siyasetini, “Yurtta Barış, Dünyada Barış” siyasetinin yerine koyarak, Ortadoğu’nun tüm coğrafyalarında savaş kışkırtıcılığına soyunuyor. İç politikada yaşadığı tıkanmışlığı, dış politikada düşmanlıklar yaratarak aşmak istiyor.

Ve elbette Saray tek adam rejiminin devamı için, ülke zenginliklerini yandaş sermaye gruplarına peşkeş çekmeye devam ediyor. Ülkemizin ormanlarını, kıyılarını, madenlerini, doğal kaynaklarını yağmalayarak, işlevsiz rant projelerini hayata geçirerek halkın ortak zenginliğini, bir avuç sermayedara ihale ediyor.

Saray kendi yarattığı bu gündemleri, medya aracılığıyla topluma empoze etmek isterken, toplumun geniş kesimleri ekonomik krizin zorluklarıyla mücadele etmeye çalışıyor.

Döviz kurları her gün yeni rekorlar kırıyor. Dövize bağlı sektörlerde üretim maliyetleri daha da artıyor. Hayat pahalılığı, enflasyon arttıkça halkın yaşam kalitesi düşüyor.

Büyüyen kriz nedeniyle işletmeler birbiri ardında kapanıyor. İşsizlik cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine tırmanıyor. Halk geçimini sağlayabilmek için her geçen gün daha fazla borçlanıyor.

Borç batağındaki, geçim derdindeki ailelerin yardım çığlığı, Saray sakini tarafından “abartılı” bulunuyor. 200 gram keyif çayı demlendiğinde unutulup gidecek sanılıyor.Oysa artık halkın dayanacak gücü kalmadı.

Halk insanca yaşayabileceği bir ekonomik düzen istiyor.

Halk barış içinde, sağlıklı ve huzurlu yaşamak istiyor.

Halk geleceğe güvenle bakmak istiyor.

Halk kanunlar önünde eşitlik, sokakta özgürlük, haklarına saygı istiyor.

Halk, tek adam rejiminin ellerinden aldığı ne varsa, hepsini geri almak istiyor.

Değerli Meslektaşlarım,

Yaşanan ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları da yer almaktadır.

Gerek kamuda gerek özel sektörde her türlü mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerini; planlama, projelendirme, uygulama ve denetleme işlerini yürüten tüm meslektaşlarımız krizden olumsuz biçimde etkilenmektedir.

Meslektaşlarımız, ülkemizdeki kriz ortamının yarattığı pahalılık, geçim sıkıntısı ve borçlanma gibi ortak sorunlardan etkilendiği gibi mesleğimize özgü sorunlarla da boğuşmak zorunda kalmaktadır.

Kamuda çalışan meslektaşlarımız, siyasi baskı ve sürgün tehdidi altında, düşük ücret, kadro sorunu, özlük haklarının ihlal edilmesi, düşük ek göstergeler gibi birçok sorun ile yüz yüzedir.

Güvencesiz-sözleşmeli istihdam modellerine yönelme, atamalarda liyakatin ortadan kalkması ve nihayet hukuksuz-keyfi ihraçlar gibi nedenlerle kamudaki teknik personelin iş yükü artarken, iş riski de giderek büyümektedir.

Özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın tamamına yakını yatırımların durması, projelerin iptal edilmesi, reel sektörün tıkanması gibi sorunlardan etkilenmiştir.

İşsizlik, esnek çalışma, güvencesizlik, sağlıksız çalışma koşulları ve reel ücret kaybı gibi sorunlar özel sektörde çalışan tüm meslektaşlarımızı tehdit etmektedir.

TMMOB olarak bizler meslektaşlarımızın yaşadığı sorunları her fırsatta dile getiriyor, mesleki çıkarlarımızı ve özlük haklarımızı korumak için mücadele veriyoruz.

Yayınladığımız çalışma raporunda da göreceğiniz gibi geçtiğimiz çalışma döneminin en önemli gündemi, kriz koşullarında meslektaşlarımızın sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerileri geliştirilmesi oldu. Krize karşı yürüttüğümüz kampanya ve krizden etkilenen meslek alanlarına ilişkin yaptığımız çalıştaylarla sorunları ortaya koyduk. Yayınladığımız sonuç raporları tarihi birer belge olarak kayıtlara geçti.

TMMOB olarak mesleğimize, meslektaşlarımıza ve ülkemize sahip çıkma mücadelesini önümüzdeki dönemde de kararlılıkla sürdüreceğiz.

 Sizlerle paylaştığımız çalışma programı taslağı önümüzdeki dönemin önemli konu başlıklarını ve gündemlerini içeriyor. Bugünkü toplantıda sizlerin de katkısıyla bu programı zenginleştireceğiz.

Değerli Meslektaşlarım,

Zor günlerden geçiyoruz ve içinden geçtiğimiz zorluklar, omuzlarımızdaki yükü daha da ağırlaştırıyor.

 Ne mutlu bize ki, sırtladığımız yük ne kadar ağır olursa olsun, ödediğimiz bedeller ne denli büyük olursa olsun geri adım atmayan arkadaşlarımızla yan yanayız.

Varlığınız bize güç veriyor. Varlığınız TMMOB’nin ve ülkemizin geleceği için hepimize umut veriyor. İyi ki varsınız!

Hepinizi enyurtsever duygularımla selamlıyorum. Önümüzdeki dönemdeki çalışmalarımızda hepimize başarılar diliyorum.

Yaşasın TMMOB Örgütlülüğü,

Yaşasın Mücadelemiz!


Oda Yönetim Kurulu Başkanı Yunus Yener'in konuşması:

Sayın Birlik Başkanlarım,

Sayın Danışma Kurulu Üyeleri,

Makina Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve şahsım adına hepinizi saygıyla, dostlukla selamlıyorum.

Öncelikle İzmir’deki meslektaşlarımıza ve halkımıza deprem nedeniyle geçmiş olsun demek istiyorum. Acımız çok büyük. Yaşamını kaybeden yurttaşlarımızın yakınlarına başsağlığı, yararlı yurtaşlarımıza acil şifalar diliyorum.

Deprem ülkesi olduğumuzu bir kez daha gösteren bu depreme karşı iktidarın TMMOB ve Odalarımızı yok sayan tutumunu, 35 milyar doları bulan deprem vergilerinin hesabının verilmemesini ve rant çıkarları nedeniyle gerekli bütüncül önlemlerin alınmamasını ise kınıyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Üç hafta önce yapılması gereken TMMOB Olağan Genel Kurulu, bildiğimiz üzere iktidarın Barolar/TBB ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel kurullarına yönelik kurguları nedeniyle ertelendi.

Başta AKP olmak üzere siyasi partiler ve sendikalar kongre/genel kurul yapabilirken  salgını bahane ederek TBB ve TMMOB başta olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına genel kurul yasağı getirilmesi ve ardından Cumhurbaşkanının bu meslek kuruluşlarına yönelik düzenleme yapacaklarını belirtmesi üzerine TMMOB Yönetim Kurulu’nun “İktidar Dayatmasıyla Değil, Genel Kurul İradesiyle Yöneteceğiz” kararını alması çok isabetli olmuştur.

Hem iktidarın hukuk dışı tasarruflarına karşı direnci ifade etmesi hem de Odalarımızın genel kurul iradelerini yansıtması itibarıyla bu kararı çok olumlu buluyor ve Birlik Yönetim Kurulu’nu tebrik ediyoruz.

Bu vesileyle Birlik Yönetim Kurulu’na ve Başkanımız Emin Koramaz’a mücadeleci yönetimlerinden dolayı teşekkür ediyor, oluşacak yeni Yönetim Kurulu’na başarılar diliyoruz.

Yine bu vesileyle Makina Mühendisleri Odası’nın, olduça zorlu geçecek olan yeni çalışma döneminde TMMOB’ye katkılarının her düzeyde süreceğini belirtmek istiyorum.

Yeni dönem TMMOB Çalışma Programı Taslağı üzerine görüşlerimizi ilettiğimiz için tekrar etmeyeceğim. Ancak bir konuya özellikle değinmek istiyorum. Odalarımız arası ortak çalışma ve etkinliklerin artırılmasını öneriyoruz. Örneğin biz başta ulaşım ve otomotiv olmak üzere birçok konuda ilgili Odalarımızla birlikte etkinlik düzenlemek isteriz/istiyoruz. Kesişen/çakışan ortak mesleki konularda birlikte etkinlik düzenlemenin hem meslek alanlarımıza hem de TMMOB içi yaşama birçok olumlu yansıması olacaktır diye düşünüyor ve öneriyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Bugün dünya genelinde bütün ülkeleri etkileyen iktisadi, siyasi, toplumsal ve uluslararası hukuk itibarıyla mevcut kapitalist sistem içinde aşılması imkansız bir bunalım yaşanmaktadır.

Gerek emperyalist işgal ve yayılma politikalarının, gerek neoliberalizmin yıkıcı toplumsal sonuçlarının, gerekse Covid-19 salgınının gösterdiği acı gerçekler, dünyanın toplumsal ihtiyaçları esas alan halkçı toplumcu/kamucu bir yönelim dışında barış ve refaha erişemeyeceğini göstermektedir.

Dünya kapitalizmi/emperyalizmin belirlediği uluslararası işbölümü içinde yer alan ülkemizde de durum benzerdir. Her gün tanık olduğumuz üzere; Cumhuriyet ve  toplumsal gelişme süreçlerinin iktisadi-sosyal kazanımları, barışçı dış politika, laiklik, bilim, aydınlanma, modern toplumsal yaşam, demokrasi, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, 150 yıllık Anayasal gelişmeler ve tüm sosyal haklar tasfiye edilerek kişi egemenliğine dayalı siyasal İslamcı yeni bir rejim tesis edilmeye çalışılmaktadır.

Daha öncesi de var ama iktidar özellikle 2013 Gezi direnişinden bu yana iktidardan düşmemek için devlet şiddetine özellikle başvurmaktadır. Sosyalistler, CHP’liler, gazeteciler, kadınlar, sosyal medya kullanıcıları ve HDP, kısaca toplumsal muhalefetin her kesimi sürekli olarak uygulanan baskı ve şiddete maruz kalmaktadır.

İktidar dış politikada, içerideki toplumsal muhalefeti bastırmak için militarist öğeleri bilinçli olarak kullanmakta ve hep gördüğümüz üzere emperyalistlerin belirlediği sınırları aşmaya yöneldiğinde hizaya çekilmektedir.

İktisadi bağlamda ise en uç noktalarına kadar uygulanan neoliberalizm, yolsuzluk, kuralsızlık ve sınırsız rant politikaları, ülkemizin bugünü ve geleceğini yoksullaştırarak karartmaktadır.

Serbestleştirme–özelleştirmeler, amusal üretim, hizmet ve denetimin tasfiyesi, üretim ile ihracatın ithal girdilere bağımlılığı ve fason üretim olguları bu iktidar döneminde ülkemizi sanayisizleştirmiş, tarımı mahvetmiş, mühendisliği, mimarlığı, şehir planlamacılığını değersizleştirmiştir.

Bu sürecin bir halkası da meslek örgütlerimizi etkisizileştirme/tasfiye girişimleridir.

Bu olguların bütünü itibarıyla Türkiye’ye yeni bir yön gerekiyor. Bu yeni yön; halk egemenliği, kamucu/toplumcu politikalar, eşitlikçi, sömürüsüz, laiklik ve bilimin aydınlatıp geliştirdiği, üreten, kalkınan, hakça paylaşan, barış ve kardeşlik içindeki bir Türkiye gerekliliğidir.

Ayrıca belirtmek gerekir, iktidarın Barolar ve Türk Tabipleri Birliği’ne yaptığı saldırıların benzerlerine hazırlıklı olmalı; Odalarımız ve TMMOB’mizi geleceğe nasıl taşıyacağımız üzerinde düşünmeyi ihmal etmemeliyiz. Barolara yönelik düzenleme bizler için uyarıcı olmalı, gerekli hazırlıklarımızı bütün örgütümüzde yapmalıyız. Yeni çalışma döneminin en acil görevlerinden biri budur diye düşünüyoruz.

Bu noktada ustalıkla direnmek ve TMMOB’yi geleceğe taşımak boynumuzun borcudur. Odalarımız ve TMMOB’nin yurtsever halkçı toplumcu mesleki çizgisi ile mesleğimizin demokratik mevzisi olan örgütlülüğümüzün korunarak sürdürülmesi tarihi bir sorumluluk, tarihi bir görevdir.

Bu açıdan önümüzdeki zorlu süreci, bütünlüğümüzü koruyarak, çalışmalar ve hedeflerimizi büyüterek ve örgütlü üye gücümüze dayanarak direngen, çalışkan bir tarzda göğüslemeliyiz.

Mesleki sorumluluklarımızı daha iyi yerine getirmeyi, örgütlülüğümüzü güçlendirmeyi ve kamusal hizmet niteliğimizi sürekli gündemde tutmalıyız. Çünkü her gün birçok vesile ile gördüğümüz üzere Türkiye’nin bu perspektifteki hizmetlere çok ihtiyacı var.

TMMOB’nin siyasi iktidarların tasarruflarını bilimsel teknik ölçütler ve kamusal-toplumsal-mesleki yarar süzgecinden geçirmeye dayanarak ülkenin en karanlık dönemlerinde bile gerçekleri açıklamaktan geri durmadığı ve böylece ayakta kaldığı gerçekliği bizlere bundan sonra da rehber olmalıdır diyerek sözlerimi tamamlıyor, hepimize başarılar diliyorum.