SAKARYA'DA YAŞANAN TREN KAZASI - 23.07.2004

×

Hata mesajı

  • Notice: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 771 satırı) içinde Undefined index: 3.0.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 777 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 781 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_glyphicons() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 841 satırı) içinde array_merge(): Argument #1 is not an array.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
  • Warning: _bootstrap_icon() (/var/www/html/sites/all/themes/bootstrap/includes/common.inc dosyasının 875 satırı) içinde in_array() expects parameter 2 to be array, null given.
İstanbul Şubesi

"SAKARYA'DA YAŞANAN TREN KAZASI ÜZERİNE TMMOB MMO İSTANBUL ŞUBE'DE YAPILAN BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ"

 

"SAKARYA'DA YAŞANAN TREN KAZASI ÜZERİNE TMMOB MMO İSTANBUL ŞUBE'DE YAPILAN BASIN AÇIKLAMASININ TAM METNİ"

Aşağıda Sakarya'da yaşanan "hızlı" tren kazası üzerine yapılan basın açıklamasında, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Meftun Gürdallar ve YTÜ İnşaat Fakültesinden Prof. Dr. Aydın Erel'in konuşmalarını yayınlıyoruz. Basın toplantısında, TMMOB yönetim kurulu üyesi Cemalettin Küçük ve MMO İstanbul Şube Sekreteri Battal Kılıç da hazır bulundular."

Meftun Gürdallar( TMMOB İKK sekreteri):Değerli basın çalışanları, değerli meslektaşlarımız bildiğiniz gibi üzücü bir olay üzerine burada toplanmış bulunmaktayız. Bildiğiniz gibi bir kaza olayı yaşadık maalesef. İnşaat Mühendisleri Odası üyemiz, Yıldız Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Aydın Eren bu konuda daha önceki uyarıları ile sizinde tanıdığınız bir uzmandı. Gerekli bilgileri sizinle paylaşacak. Ancak ben Türkiye Mühendis Mimar Odaları Birliği İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Meftun Gürdal'la kısaca bilim konusunda, iktidarın bilime vermediği değer konusunda birkaç cümle ile görüşümü paylaşmak istiyorum : Maalesef TMMOB 'un görüşleri çeşitli düzeylerde(örneğin deprem konusunda, İstanbul'da yaşanabilecek bir afet konusunda, İstanbul'da yapılacak her hangi bir mühendislik faaliyeti konusunda iktidar tarafından pek dikkate alınmıyor. İktidar, bizim bu uyarılarımızı salt muhalefet etmek düzeyinde algılıyor. Halbuki bizim problemimiz yanlışları gösterebilmek ve bunları düzeltilmesini sağlamak. Eğer kral çıplak ise biz kral çıplak demeliyiz. Bunun ötesinde bir kaygımız yoktur. Kamu çıkarlarını savunmak için bu açıklamaları yapıyoruz. Ancak örneğin İstanbul depremini bekleyen bir şehir, İstanbul'da yaşanan yapıların iskanları ve projeleri ile ilgili olarak maalesef sahte projeler üretiliyor. Belediyeler sahte projeleri kendilerine vize için, tasdik için götürüldüğü zaman maalesef kabul ediyorlar. Odalardan bu konunun takibini yapmıyorlar. Bakanlığın yayınladığı genelgelere uymuyorlar. Örneğin odalardan projeyi yapan mühendislerin sicil durum belgelerini istemelerini gerekirken bunu istemiyorlar. Sahte proje olayları tespit edilmiş olduğu halde, bu konudaki randevu taleplerimize maalesef cevap verilmiyor. Üstelik iki aydır bu durum böyle süre gidiyor. Veya şu anda binamızın giriş katında bir başka mülk sahibi tarafından bir tadilat yapılıyor, ve bütün işlemler kaçak olarak yapılıyor. Bu kadar somut bir örnek konusunda dahi belediyeye ulaşmaya çalıştığımızda bizi duymamazlıktan geliyorlar. Bu konu ile ilgili suç duyurularımızın veya basın açıklamalarımızın birer nüshası masanın üzerinde durmaktadır şu an. Bu binadaki kaçak işlemi bile belediyelere ve yerel yönetimlere duyurmakta zorluk çekiyoruz. Özel olarak söylemek istediğimiz şey: İktidar maalesef bilime değer vermeyen, popülist yaklaşımlarla iş yapmakta ve bu tarz içerisindedir. Örneğin Birleşik Taşımacılık Sendikası tarafından yapılan açıklamada söylenen "İETT' den değil de hiç olmazsa demiryollarından size görüşünüze yakın olan insanları Demiryollarının başına getirseydiniz"türünden açıklamalara bile kulak vermiyorlar. Çünkü iktidar bilime ve uzmanlığa değer vermiyor, inanmıyor. Maalesef tüm yaşananlar bunun somut bir örneğidir. Yapılan açıklamalar "ne yapalım her şey Allahın bir takdiridir" şeklinde oluyor. Demir yolları müdür vekilinin böyle bir açıklaması var. Gazetelerde okuduk bu açıklamayı. Diğer yandan sayın Başbakan diyor ki: Bu tür kazalar başka ülkelerde de oluyor. Test aşamasında da böyle bir şey olabilirdi. İnsanları yükleyip, ağırlığı tam getirip test yapamazsınız. Böyle şey mi olur? Bunun muhakkak bir yöntemi vardır. Bu her zaman mümkündür. Bu anlamda Sayın Eren sizlerle bilgilerini, görgülerini ve uzmanlığını paylaşacak. Sözü kendisine veriyorum:

Prof. Dr. AYDIN EREL: Sayın basın mensupları, her şeyden önce ben bu olayda kaybettiğimiz vatandaşlarımızın yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Ve tabi ki yaralananlara da geçmiş olsun diyorum. Ailelerine sabır diliyorum Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesine bu toplantıyı burada yapma olanağını bizlere sağladığı için teşekkür etmek istiyorum. Dün akşam saat 19.00 sularında biz burada bir toplantıda idik. Dünkü toplantıdaki amacımız Türkiye Demir yollarının nasıl iyileştirileceğine dair çözümler bulmak, hızlandırılmış trenin sağlıklı olarak nasıl çalıştırabileceğini ortaya koymaktı. Bu konu ile ilgili olan çalışma grubunun toplantısıydı bu. Maalesef toplantı başladıktan 1,5 saat sonra biz bu üzücü haberi aldık. Önce kendimi tanıtayım sizlere: Ben İstanbul Teknik Üniversitesi mezunuyum. 33 yıldır Yıldız Teknik Üniversitesi'nde çalışıyorum. Uzmanlık konum demir yolu taşımacılığı, demir yolu üst ve alt yapısıdır. Doktora konum demiryolu taşları ile ilgilidir. Profesörlük konum hangi yollar, hangi düzeydeki yollarda, hangi hızla ve hangi güvenlik seviyesi ile yapılabilir üzerine idi. Bu konuda tazim var. Bir süre Almanya da bulundum. Yine demiryolu konusunda dünyaca ismi bilinen Profesörün yanında çalıştım. Çalışmalarıma devam ediyorum. Devlet Demiryolları ile olan ilişkim şöyle: Ben 1980 yılında oraya gittim ve dedim ki: "ben demiryolcuyum, siz de demir yolcusunuz" sağ olsunlar beni kabul ettiler. O günden beri de devlet demiryollarının gerek Genel Müdürlükleri, gerekse de bölge müdürlükleri ile çok yakın bir ilişki içindeyim . Onlara çok uzun yıllar seminerler verdim. Yani demiryolu konusundaki çağdaş teknolojiyi çalışanlara aktarmak amacı ile bu seminerleri verdim. Bu seminerler yaklaşık 3-4 senedir yapılmıyor. İki yıl önce kendilerine yine bu konuda bir seminer vermeyi önermiştim, ancak gerekli görmediler. Demiryollarını gayet iyi tanıyorum çünkü hem kendim yaklaşık 2 yılda bir yola çıkarım ve yolu kontrol ederim. Taşıtları kontrol ederim, onları incelerim, sorunlarını öğrenmeye çalışırım. Ayrıca yüzlerce öğrencim demiryollarında çalışıyor ve bana sürekli olarak sorunları hakkında bilgi aktarıyorlar. Dolayısı ile dediğim gibi belki 1, bölgede yetkililerin bilmediği bazı sorunları ben biliyorum. Neden diyeceksiniz çünkü alt kademelerde çalışan kişiler bu işleri çok iyi bilir. Ama onlar ne yazık ki üst kademelere bu sorunları aktarma olanağını her zaman bulamazlar.

Bu hızlandırılmış tren meselesinde sayın genel müdür Süleyman Karaman'ı ben eskiden beri tanıyorum. İstanbul İETT Genel Müdür Yardımcısı iken tanıyorum . Kendisi ile kıymetli bir dostluğumuz vardır. Ben Karaman'ın atılımcı ve yenilikçi bir kişi olduğunu biliyorum. Bu bakımdan da kendisine çok fazla saygı duyuyorum. Bunu belirtmek isterim. Sayın Genel Müdürümüz Aralık ayında yurt dışına bir seyahat yapmışlar, hızlı trenlere binmişler ve döndükten sonra da onlar hız yapabiliyorsa biz neden yapmayalım şeklinde bir yorum yapıp emir vermişler: Trenlerimizi hızlandıracağız demişler. Ben bu sözlü emri Devlet Demiryolları Teşkilatı'nda çalışan öğrencilerimden aldım. Bana "hocam ne yapabiliriz, Genel Müdürümüz böyle dedi, ne yapabiliriz?" diye bana soru yönelttiler. Bu soruların sayısı artınca ben direk olarak Süleyman Bey'e telefon açtım. Bu telefon görüşmesi Aralık ayında gerçekleşti. "Böyle bir emir vermişsiniz, çok sevindim ama elbetteki bu işlerin bilgi, teknik, bilim dahilinde yapılması gerekir, bu konuda size yardıma hazırım" dedim. Bunu büyük bir memnuniyetle karşıladı. Daha sonra ben kendilerini aramaya devam ettim. Sizinle birlikte çalışalım ve bu konuyu tekniğine uygun bir şekilde gerçekleştirelim dedim. . Ve konuşmalarımız neredeyse gerçekleşme aşamasına kadar geldi ancak bir süre sonra nedense Genel Müdürlükten artık bir ses gelmemeye başladı. Ve ondan sonra da hızlı trenler işletilmeye kondu. Ben yine aradım ve kaygılarımı yine söyledim. Artık bir kaza riski(sadece kaza riski değil aynı zamanda yolun işletme maliyetleri iki katına çıkacak dedim. )olduğunu belirttim. Ve şu anda çıkmış durumda zaten. Ben vicdanen artık bunu açıklamak zorundayım. "Madem siz bu konuda benimle bir işbirliği yapmıyorsunuz bunu basın bildirisi ile açıklayacağım" dedim. 5 Temmuzdan önceki hafta kendileri ile en son konuşmamı yaptım. Aralıktan 5 Temmuz'a geldik. 5 Temmuz da biliyorsunuz Lütfi Kırdar'da kongre yapıldı. O gün sayın bakanımız bir basın toplantısı yapacaktı. Ben de bütün basın mensupları orada bildirimi dağıtmak istedim. Ve dağıtmama da uygun ortam oldu. Kendilerinden söz istedim ve kaygılarımı belirttim. "İstirham ediyorum bu trenleri seferden kaldırın "dedim. Gerisini biliyorsunuz zaten.

Tabi bu yankı uyandırdı basında ve medyada. Ayın 14 ünde bizi toplantıya çağırdılar. Ankara'ya Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü 15 adet profesörü ve öğretim üyesini davet etti. 14 Temmuz günü orada bir toplantı yapıldı. Gelen öğretim üyesi sayısı 7 idi. O toplantıdan önce bize bir brifing sundular. Hızlı trenler sefere konmadan önce Devlet Demiryolları nasıl çalışmalar yapmış ise bunları bize açıkladılar. Bu arada şunu da belirtmek istiyorum: Bu sundukları brifing, benim yayınlamış olduğum basın bildirisinin her kelimesine bir yanıt şeklinde idi. Bana bir yanıt şeklinde idi yani. Daha sonra diğer öğretim üyeleri söz aldılar ve hepsi beni desteklediklerini söylediler. Benim görüşüme katıldıklarını, gerekli önlemler alınmadan hızlandırılmış trenlerin sefere konulmamasının sakıncalı olduğunu onlar da belirttiler. En son ben sözü aldım, kaygılarımı ilettim ve onların bu trenler sefere konmadan önce yaptıkları çalışmaların yetersiz olduğunu belirttim. Bırakın hızlandırılmış treni, bizim raylarımız şu an eski trenler için bile uygun değil. Yani ben hızlandırılmış trenlerden önce de kaygı duymakta idim. Kaza olasılığı o zamanda vardı ama o olaydan sonra kaza olasılığı fazlası ile arttı. Bir prensibim vardır Önce ilgili kuruluşlar ile temasa geçerim ve onlara yardımcı olmayı öneririm, eğer gerçekten bir risk varsa ve onlar bu konudaki yardımımı geri çeviriyorlar ise bunu açıklama ihtiyacını hissederim. Ben orada da aynı şeyleri söyledim. Orada milletvekilleri de vardır. Sayın Prof. Dr Mustafa Ilıcalı ile Adem Baştürk vardı orada. Millet Meclisinde Ulaştırma Komisyonu Başkanıdır kendisi. Şöyle bir yorum yaptılar: Eğer kaza olursa basının karşısına çıkıp diyecek ki: Ben demiştim! Ben dedim ki onlara size söz veriyorum böyle bir şey demeyeceğim, demiyorum da gene. Toplantının sonunda sayın Genel Müdür bu işi hocalarımıza bırakalım dedi. Daha sonra dediler ki hocam sizi trenle gönderelim dediler. Biliyorsunuz ben trene binmem demiştim. Çok ısrar ettiler. Binmedim. Ama o akşam trene iki öğretim görevlisi arkadaşımız binmiş. Galiba onlar söylemişler: Biz yolu gördük iyi demişler. Basında çıktı bu. Ama bunu söyleyen ben değildim. Ben o terene binmezdim, hala da binmem zaten. Hatta o iki öğretim üyesi arkadaşımız makinist kabininde gelmişler. Yolu uygun bulmuşlar.

14 Temmuz dan bu yana geçen zaman içerisinde, ben bu haftanın başında bir haftayı geçtiği için Ankara'yı Genel Müdürlüğü aradım. Genel Müdür yardımcılarından iki kişi ile görüştüm. İlk görüştüğüm kişi "benim konum değil bu hocam dedi. Ben hemen yolla ilgilenen arkadaşa sizin numaranızı vereyim arasın" dedi. Onunla da görüştüm, bir gelişme olup olmadığını, her hangi bir önlem alıp almadıklarını sordum. Benim kaygılarımın hala devam etmekte olduğunu söyledim. Bir çalışma ekibi kurduklarını ve o ekibin çalışmalarından sonra gerek duyarlarsa beni arayacaklarını söylediler. Son gelişme bu oldu. Dün akşam da yine aynı konuyu görüşmek üzere burada toplantı yaparken maalesef bu üzücü haberi aldık. Elbette ki şunları sorabilirsiniz bana: Bu kaza neden oldu? Bu kazanın türü raydan çıkmadır. Yani trenin raydan çıkarak devrilmesidir. Bu olayın değişik nedenleri olabilir. Yalnızca taşıtın yetersiz olması, yalnızca yolun yetersiz olması, taşıt ve yolun birlikte yetersiz olması olabilir. İşletmesel nedenler de olabilir. Yani taşıtın iyi yüklenememesinden olabilir ki bu daha çok yük taşıtlarında görülür. Hızdan da olabilir ama yalnızca yüksek hız, bazı durumlarda treni raydan çıkarabilir. Ama bazı durumlarda hiç çıkarmaz. Ayrıca o taşıtı kullanan makinistlerin hızlanma ve yavaşlama biçimlerinden de olabilir. Dikkat ederseniz lokomotif geçmiş bunun arkasından lokomotif devrilmiş. Çok teknik bir şey ama söyleyeceğim: lokomotif geçerken bir şey olmaz. Belki size ilginç gelecek demiryolu taşıtlarının önde ve arkada dingilleri vardır. Onların altında yolda çökme olurken tam ortasında yolda kalkma olur. Bir taşıtın iki dingilinin altında yolda elastik çökme olurken orta kısın kalkar. Bu durumda arkadan gelen de oradan çıkar gider. Tabi yol bozuk ise, taşıt bozuk ise ve hız da var ise. Ama hız yüksek olmak zorunda değildir. Amerika'da 10 yılda meydana gelen raydan çıkma olaylarında yüksek hız nedeniyle raydan çıkma olaylarının sayısı çok azdır. En büyük neden o değildir. Benim söz ettiğim yol, taşıt, işletme koşullarından dolayı bu olay olabilir. Benim amacım dün akşam devlet demiryollarının beni olay yerine götürmesi idi. Hatta akşam telefonda bazı arkadaşlarımla görüşürken onu söyledim: Şu anda işim burada sizlere yanıt vermek değil, önce oraya gidip olayın sebebini öğrenmek idi. Ama maalesef hiç kimse aramadı, şu ana kadar da arayan olmadı. Ben olayı görmedim ama duyduğum kadarı ile olay yerindeki hasarlı taşıtlar kaldırılmış, yerler yenilenmiş vs. vs.

Ne yapılabilir diyebilirsiniz. Biraz size teknik konulardan bahsedeyim: taşıt ile yol evli bir çift gibi gibidir. Bizim ülkemizde şöyle bir yanlış düşünce vardır: Taşıt iyi olsun, yol çok önemli değildir. Ya da yol iyi olsun, taşıt çok önemli değildir. Oysa bu çok yanlıştır. Yol ve taşıtın birbirleriyle çok uyumlu olması gerekir. Eğer evli çiftlerde bay ve bayan biri birleri ile çok uyumlu değillerse o ilişki çok uyumlu olmaz ve sorun çıkar sürekli. En sonunda aynı evde yaşamaları mümkün olmaz ve biri birini evden atarlar. İşte bu örnek aynen bu duruma uymaktadır. Bizim yolumuz da taşıtı yoldan atmıştır. Taşıt ve yol uyumu denilince o taşıtın kütlesi, süspansiyon sistemleri, amortisör denir, o taşıtın dingil denir yani o taşıtın tekerleklerinin bulunduğu kısım çok önemlidir. O tekerleğin biçiminin yola uygun olması gerekir. O taşıtın elastikliği yola uygun olmalıdır. Yolun elastikliğin uygun olmalıdır. Keza aynı şey yol için de geçerlidir. Yolun da üst yapısının ve alt yapısının uyumlu olması gerekir. Demir yollarımızın alt yapısı 19, yüzyılın ikinci yarısında oluşturulmuştur. Alt yapısında birkaç ufak iyileştirme dışında her hangi bir çalışma yapılmamıştır. Alt yapı elastik olmaz ise- alt yapıya gelen etkiler çok şiddetli olur ve aynen üst yapıya bunu yansıtır alt yapı. Dolayısı ile alt yapı kötü olduğu zaman üst yapı elemanları çok kısa zamanda harap olur, aşınır. Bugüne kadar kaza olmadı dediler bana. Ve ben de onlara dedim ki siz on yıldır yollarda kullandığınız rayların ve tekerleklerin miktarı ile aynı işi yapan ray ve tekerlekler için yurt dışındakileri bir karşılaştırınız lütfen. Çünkü rayların ömrü 50 yıldır. Yılda 3 kere değiştirebilir bazen. Tekerleklerin biraz daha ömrü uzundur. Ama bizim tekerleklerimiz çok aşınıştır. O kadar çok aşınmıştır ki onları taşlamazlar yolda kendi kendine taşlanır o derler. Yollarımızın durumu böyledir. Yeni malzeme döşenmektedir ama yeni malzemelerin kalitesinin yeterli olup olmadığı yeterince araştırılmamıştır maalesef ve dolayısı ile bu da sağlıklı bir sonuç vermez bize. Kalite çok önemlidir. Traverterlerimiz Afyon ve Sivas fabrikalarında üretilmektedir ve Sivas daha gelişmiş bir fabrikadır. Afyon'daki fabrikada daha manuel bir sistem vardır. Ben Sivas'ı gezdim. Bunun da nedeni şu idi: Sivas'ta üst yapı yenilenmekte idi ve gördüm ki yeni döşenen traverterlerde çatlaklar var. Sonra fabrikayı gezmek istedim ve dediler ki bizim imalatımız çok iyidir. Ne yazık ki gördüğüm u oldu: Fabrikanın imalatında hatalar vardı.: Kum killi idi. İşlemler hatalı yapılıyordu. O taşlar demir yolu için kullanılması sakıncalı olan taşlar idi. Demek ki yolun üst ve alt yapısı, yolun bakım koşulları çok iyi değildi.

Hızlı trenlerin yol bakım koşullarını size izah edeyim: Yol bekçileri vardır ve yol çavuşları vardır. Yol çavuşları yol bekçilerinin bir üstüdür. Yol bekçilerinin her biri günde 10 km gidip gelmek zorundadırlar. Her bir yol bekçisi günde 10 km yol gidip gelir. Yol bekçilerin amacı o yolda her hangi bir bozukluk veya değişim olup olmadığını kontrol etmektir. Ama genellikle onlar bunu ihmal ederler. Ayrıca bu yol bekçilerinin eğitimi de çok iyi değildir ve hangi yol kusurunun hangi hasara yol açabileceği konusunda bilgili değildir. Böyle kontrolü yapılan bir yolda hızlandırılmış treni bir kenara bırakın, hızlandırılmamış tren bile sağlıklı çalışmaz. Ama dediler ki hiç kaza olmuyor. Evet belki o güne kadar kaza olmamıştı ama yoldaki işletme maliyetleri, bakım onarım maliyetleri çok yüksek olur.

Ben bildirimde şundan da bahsetmiştim: Bizim raylarımız kaynaklıdır, hepiniz bilirsiniz ısınan bir metal genleşmek ister, uzamak ister. Eskiden raylarımız kaynaklı değildi ve aralarında birer boşluk bırakılırdı genleşebilsinler diye. Şimdi kaynaklı olduğu için ve aralarında boşluk olmadığı için genleşmek isteyen ray genleşemezse eğer yani uzayamaz ise iki taraftan bastırılmış gibi "S "şeklini alır. Biz buna burkulma diyoruz. Bu olay daha önce Adana'da gerçekleşmişti. Kütahya'da gerçekleşti. Bunlar son beş yıl içinde yaşandı ve bunlar da aslında trenin raydan çıkmasına yol açabilir. Bu kaza akşam olduğuna göre, nedenin burkulma olması pek olası değil. Genellikle bu tür burkulma durumları sıcak saatlerde olur. Bu kaynaklılar imalatı da çok fazla duyarlılık isteyen bir konudur ve daha önce de söylediğim gibi, benim Devlet Demir yollarına önerdiğim seminer konusu bu idi. Maalesef bu konuda da tamamen bilgiden yoksun bir şeklide uygulama yapılmaktadır.

Tekrar şunu söylemek istiyorum: Ben sayın Genel Müdürü böyle bir atılımda bulunmasından ötürü mutlu oldum ama gerekli çalışmalar, testler, önlemler alınmadan bu olayın başlatılması beni çok üzdü ve bu üzücü olayları yaşadık maalesef. Ben 33 yıldır demiryollarının iyileşmesini bekliyorum ve onun için çalışıyorum Umarım bundan sonra gerekenler yapılır ve daha konforlu, daha sağlıklı hızlı tren tekrar sefere konur.

SORU: Kaza yapan trende hızın tespitini yapma amaçlı bir cihaz var mıydı? Hangi trenlerde bu cihazlardan var?

CEVAP:Bütün lokomotiflerde hız bantları vardır, bu hız bantlarında olay anında taşıtın hangi hızla gittiğini, hangi kilometrede hangi hızla gittiği kayıtlıdır. Bu şu anda ellerindedir. Ama ben bu konuda bir bilgi almış değilim. Ama bunu yapmak mümkün çünkü şu anda bütün lokomotiflerde bu hız bandı vardır.

SORU: Böyle bir proje hayata geçirilmeden önce hiçbir öğretim üyesine, bilim adamına bu konu ile ilgili danışılmadı mı?

CEVAP:Hiç kimseye sorulmadı. Bu konuda tek uyarıyı ben yaptım ve bunun üzerine diğer öğretim üyeleri hoca haklıdır dediler. Hiçbir öğretim üyesi iyidir diye bir rapor vermedi. Eğer son Ankara toplantısından bahsediyor iseniz eğer, o gün de toplantıdaki bütün öğretim üyeleri bana katıldılar. Ancak dediğim gibi toplantı sonunda dönüşte kendilerine trenle gitmeleri önerilen iki öğretim üyesi arkadaşımız galiba "yol iyi" demişler. Bakın ben bunu duymadım. Gazeteden okudum: Bu arada şunu da söyleyeyim: Az önce size söylemiştim bir süre sonra Devlet Demiryolları Genel Müdürünün benimle iletişimi kesildi ve trenler sefere kondu. Benim bu bildiriyi basına verdiğim gün İstanbul Teknik Üniversitesi'nden bir öğretim üyesi arkadaşım dedi ki: Devlet Demiryolları yolların ve taşıtların hızlı trene uygun olup olmadığı konusunda bize bir araştırma verdi, sen bu araştırmaya katılır mısın dediler. Ben bu çelişkiyi söyledim. Madem yolum ve taşıtım iyi diyorsun o zaman neden Teknik Üniversiteye böyle bir araştırtma yapması için istekte bulunuyorsun? Neden böyle bir ihtiyaç duyuyorsun? Bu benim ilgimi çekmişti çünkü bu benim bildiriyi verdim tarihten sonra gerçekleşen bir olaydı.

SORU: Az evvelki soru aslında çok güzel bir soru. Başbakanlık ya da hükümet çeşitli konularda bizden sürekli görüş alıyor. Doğrudur. Ancak işin en hüsran verici tarafı şu ki: Almış olduğu görüşleri hiçbir zaman uygulamıyor. Sadece görüşlerimizi almış oluyor. Yani çeşitli bilim çevrelerinden görüş almış olabilirler ama son noktayı bilime ve tekniğe önem vermeden koyuyorlar. Bu yüzden bu sonuçları yaşıyoruz. Bakın Türkiye'de bire çok sel felaketi yaşandı. Mesela Trabzon'un bir köyünde sel faciası yaşandı, oradaki yerler yıkıldı ama bugün aynı yere yine köy kuruluyor. Bunun gibi bir çok şey yaşandı. Boğaz Köprüsündeki kopan halat da bunun çok güzel bir örneği. Ama bu tür olaylar devam ettiği müddetçe ve alt yapı çalışmalarına böyle önem verilmediği sürece, özelleştirme devam ettiği müddetçe bu tür kazaları sürekli yaşar duruma geleceğiz. Onun için biz Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği olarak ve bir yurttaş olarak bakanı ve başbakanı istifaya çağırıyoruz. Çünkü bakan kendisi açıklama yapmıştır" hızlı trene binebilirsiniz, her hangi bir kaza ve risk olasılığı yoktur" diye. . Bunun sorumluğunu yerine getirmesi lazım. Hükümet sürekli bu konularda görüş alıyor ama hiçbirini yerine getirmiyor acı gerçek budur.

SORU: Dünkü kazanın gerçekleşmesi yanlış bir virajla ilgili olabilir mi?

CEVAP:Viraj dediğimiz yolun eğri kesimleri hepinizin bildiği gibi yarıçapı küçük ise, merkezkaç kuvveti büyük olduğundan yani taşıtı etkileyen savunma kuvveti büyük olduğundan çok dar virajlarda büyük hız yapamazsınız. Bizim İstanbul-Ankara hattındaki virajların en küçüğü 300 metre civarındadır. Bu karayolları için harika bir virajdır. Karayollarında 50 metrelik yarıçap bile iyidir. Ama demiryollarında 50 metrelik bir yarıçaplı virajda yapabileceğiniz en büyük hız güvenli olarak yapabileceğiniz en büyük hız 60 km/saattir. Fakat Ankara toplantısında şunu söylediler bize: Biz bu dar kulplarda zaten yüksek hızla gitmiyoruz. Ama dünkü olayın bir kulpta gerçekleştiğini de öğrendik. Yarıçapını bilmiyorum o kulpun

SORU: 350

CEVAP:350 ise eğer., gerçi kendileri 80 hızla gidiyorduk diyorlar ama ben başka birisinden duyduğuma göre 136 olduğu belirtilmiş . 136 hızla gidiliyor ise öyle bir kulpta raydan çıkma çok normal bir şey. Ama dediler ki bize biz bu dar kulplarda hızımızı arttırmıyoruz. Ama ilginç bir şey vardı: Bazı virajlarda, kulplarda biz ivmeyi arttırdık dediler. Bu ne demektir biliyor musunuz? Siz merkezkaç kuvvetini dengelemek için yola bir eğim verirsiniz ki sarsılama olmasın ve taşıt yoldan çıkmasın diye. Ancak yeterince veremezseniz eğer biraz savrulma kuvveti kalır. İşte bunun yolcuyu rahatsız etmeyecek şekilde sunulması lazım. O da 1 metre/ saniyedir. Eğer bunu siz 1 e çıkarıyor iseniz bunun anlamı şudur: Hızı arttırıyorsunuz demektir bu. Ama o zaman dediler ki biz ivmeyi arttırıyoruz ama hızı arttırmıyoruz dediler. Peki ivmeyi neden arttırdınız diye sordum, yanıt alamadım. Böyle ilginç bir durum var. Birkaç çeşit fren vardır: Motor freni vardır, el freni vardır, normal fren sistemi hava boşaltmalıdır. Kompresörde basınçlı bir hava vardır ve siz onun musluğunu açarsanız oradan gelen basınç balatalara gelir ve balataları tekerleğe doğru iter. O zaman frenleme olur. Nitekim el frenleri de böyledir. Siz aslında o havanın musluğunu açarsınız. Frenlerde durma mesafesi hıza göre değişir. Ayrıca fren sistemine göre de değişir. Yolcu trenlerinde bu yaklaşık 250 metre ile 3 km arasında değişebilir hıza göre. Yük trenlerinde biraz daha kısa olabilir. Yani oldukça uzun olabilir bu mesafe.

SORU: Bugün hız yapan trenlerde emniyet kemeri bulunduruluyor mu? Aynen arabalardaki gibi. Bir de diğer sorum şimdi burada sorumlu makinist mi?

CEVAP:Demir yolları çok güvenli bir sistemdir. Kara yollarında emniyet kemerinin takılmasının nedeni insan faktörünün bu taşıtlarda çok etkili olmasıdır. Başka taşıtlarla sizin yan yana olmanız, karşılaşma olanağınız çok düşüktür. Demir yollarında bunlar çok güvenli bir şekilde kontrol edilir. Dolayısı ile demiryollarında emniyet kemerine gerek yoktur. Ama biraz önce arkadaşlarımda sordular: ve ben de keşke olsaydı dedim. Yalnızca makinist değil, taşıtta da sorun olabilir. Taşıtın bakımından sorunlu olanlar, o taşıtı orada çalıştıranlar, o taşıtı onaranlar, yola bakanlar, kontrol edenler hepsi hatalı olabilir. Bununla ilgili bir soruşturma açılır, olayla ilgili kişiler soruşturulur ve sonuçta bir rapor sunulur. Onlara ceza verilir veya verilmez, artık o da adaletin meselesi

CEVAP:5 Temmuz itibari ile o projeye hala başlanmamıştı ve benim aldığım bilgi şu idi: Devlet demiryollarından verileri istedim ve onlar verileri inceleyeceğiz, verilere göre bir rapor hazırlayacaklarını söylediler. Ben de onlara şu yanıtı verdim: Sakın ha o verilerle rapor hazırlamaya kalkmayın. Çünkü onlara güvenilmeyeceğini belirttim. Yola kendim gidip görmeliyim ki rapor hazırlayayım dedim. Aksi takdirde ben bir rapor hazırlayamam, benim hazırlayacağım raporda sağlıklı olmaz zaten.

CEVAP:Bütün ulaştırma sistemlerinde kaza riski vardır bunu biliyorsunuz zaten . Hepsinde vardır bu. Bunların içerisinde demiryolu sistemi kaza riski en düşük olan sistemlerden bir tanesidir. Yani her zaman kaza riski vardır. Ama ben şunu söyleyeyim: Amerika'daki kaza riski %2 ile %50 arasında değişmektedir. Bu her zaman vardır yani. Hızlandırılmış sistemler kalksa bile vardır bu ama daha da düşüktür. Sizin yolunuza ve taşıtlarınıza ne kadar iyi bakarsanız bu riski o kadar düşürürsünüz.

SORU: Bundan sonra ne olacak?

CEVAP:Hızlandırılmış trenin kaza riskinin arttığını belirtmek istedim. Yoksa kaza hep olur. Ama bu sabah bir öğretim görevlisi bu olay kaza tanımına girmez dedi bana. Katılıyorum ben de buna. Çünkü bunun uyarısı çok daha önceden yapıldı. Ve kaza denilen şey çok farklı bir şeydir.

SORU: Cinayet diyebilir miyiz?

CEVAP:Böyle bir şey söyleyemem ben.

SORU: Sizin tavrınız ne olacak?

CEVAP:Bakın ben daha önce de söyledim ben demiryolcuyum ve onlarla birlikte her zaman çalıştım zaten. Elbette ki onlarla birlikte olmak istiyorum . Zaten ben teorisyen olursam bu bir işe yaramaz. Benim gidip orada uygulama yapmam lazım. Kesinlikle demir yolları için her zaman her şeyi yapmaya hazırım. Bugüne kadar yaptığımı sürdüreceğim ben.

CEVAP:Bize verilen brifinge göre, yol ikiye ayrılır ise burada özel sistem vardır biz bunlara makas vardır. Bu makaslardan geçiş hızları makasın tipine göre değişir. Bazı makaslardan en fazla 10-20 km de geçebilirsiniz, bazılarından ise daha yüksek hızla. Devlet demiryolları bu hızlandırılmış trenleri sefere koymadan önce bütün makasların hepsi yüksek hızlı makas şeklinde değiştirmişler. Yani yaptıkları işten birisi bu. Yani makasların yüksek hıza uygun hale getirilmesi diye bir işlem yapmışlar.

MUAMMER AYDIN: Herkese iyi günler diliyorum Biz İstanbul barosu olarak olayın önemi nedeni ile gerekli müracaatlarda bulunduk ve bugünkü tarih itibari ile Pamukova ve Sakarya Cumhuriyet Savcılıklarına durum tespiti ve delillerin karartılmaması için gerekli müraacatlarda bulunduk. Şu anda da genel sekreterimiz ve baromuz avukatlarından Ozan Bengisu ile birlikte Sakarya'ya hareket etmek üzereyiz. Sakarya Cumhuriyet Savcılığı'na tespit talebi ile ilgili bir müraacatımız olacak. Bu müracaatımız üzerine mevcut durumu tespit ettirmek istiyoruz. Durum şu anda çok acil tabi ki. En önemli olanda bu hususların bir an evvel yasal anlamda tespit edilmesidir. Yapılacak en gerekli olay bu diye düşünüyoruz.

SORU: Zaten bir tespit yapılmadı mı?

CEVAP:O yapılan işlem idarenin kendi işlemidir. İdare kendi içerisindeki kusur tespitini yapmak açısından bu kazanın nasıl meydana geldiğini anlamak açısından bir tespittir. Ama bizce yeterli değildir. Çünkü burada yasal anlamda bir tesbitin yapılması gerekiyor. İşin ehli bilir kişiler marifetiyle, savcılık nezaretinde, mahkeme nezaretinde bu işlerin yapılması lazımdır. O nedenle de bugünkü tarih itibariyle Pamuk Ova ve Sakarya Cumhuriyet Savcılıklarına gerekli müraacat İstanbul Barosu tarafından yapılmıştır. Bu konu ile ilgili harekete geçilmesi istenmiştir. Ancak bizzat orada bulunmak anlamında arkadaşlarımla birlikte elimizdeki dilekçe ile gidiyoruz. Dilekçemizde durum tesbiti, delillerin karar kılmaması, kusurun tespiti ve sorumlularının tespiti ile ilgili taleplerimiz vardır. Dolayısı ile savcılıkta bu husustaki gerekli tespitler yapacaktır ve ondan sonra da işin hem teknik yönü, hem de hukuki boyutu ortaya çıkmış olacaktır. İşin başından beri herkesin kafasında soru işaretleri bırakan bir hızlı tren macerasıydı bu. Çünkü yıllardan beri söylenen ama bir türlü alt yapısı gerçekleşmeyen bir şeydi. Tabi ki bu iş en çok şu anda içinde bulunduğumuz Makine Mühendisleri Odası'nı teknik anlamda ilgilendiren bir konudur ama sade bir vatandaş olarak bu hızlı trenle ilgili haberi ilk okuduğum gün dahi ben böyle bir trene binmem diye kafamdan geçirmiştim ve bugüne kadar da binmemiştim. Ve geçen hafta bir meslektaşımız da bu trende bir yolculuk yapmıştı ve dönüşünde İstanbul Barosu Başkanı sayın Kazım Kolcuoğlu'na "Bu tren çok kötü ve her an kaza yapabilir" diye görüşünü de aktarmıştı. Nitekim üstünden bir hafta geçmeden bu kaza meydana geldi. İnşallah daha da kötüleri ile karşılaşmayız diyoruz.

SORU: Siz bu uyarıları yaptığınız halde bakanlar sizi dinlemedi, bunun üzerine bakanlara dava açmayı düşünüyor musunuz?

CEVAP:Öncelikle bu olayın sorumlularının tespit edilmesi gerekir. Şu anda bakan hakkında dava açılsın demek veya dememek bir çözüm değildir. Önce olayın tesbit edilmesi gerekir. Delilleri tespit etmek gerekir. Aldığımız duyumlara göre orada bazı faaliyetler varmış. Belki trenin kaldırılması, belki rayların değiştirilmesi, bunlar yapılmadan olaya müdahale etmek gerektiği kanısındayız. Önce gerekli teknik tespitleri yapmak lazım.

SORU: Sabah televizyonda rayların yenilendiği yönünde haberler vardı

CEVAP: İşte biz de bu nedenle acele ediyoruz. O nedenle sabah gerekli müraacat faks yolu ile savcılıklara yapıldı zaten. Ama ayrıca orada hazır olup, nezaret etmek de istiyoruz. Mevcut durumu gözümüzle görerek İstanbul Barosu olarak hakkı korumak ve hakkı tespit etmek anlamında bütün bu işlemleri yapmak istiyoruz. Ortada delil olmaz ise kimi yargılayacağız?

-1995 yılında Dünya Bankası tarafından Amerikalı bir şirkete Türkiye'deki devlet demir yollarının özelleştirilerek kamu görevi yapmasından çıkarılması biçiminde bir rapor hazırlattırıldı. Bunu hatırlatmak istiyoruz. Türkiye'de kararların nereden geldiğini ve kimler tarafından verildiğinin bilinmesi gerekiyor. Sadece bir ticari kurum haline dönüştürülmemiştir devlet demir yolları. Aynı zamanda siyasi bir kurum haline de dönüştürülmüştür.